Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: 38 bin doktor şimdi nerede?
Milli gazete:
Erdoğan'ın açıklaması, AK Parti'yi karıştırdı! İstifa yağmuru hızlandı
Yeniasya:
Ukrayna’daki savaş Türk Lirası’nı vurdu
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
İbrahim Münir 11 Mart tarihli Milli gazetede, “Şerli Ziyaret”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Nasıl bir inanç ki; önce partisinin grup toplantısında İnşirah Sûresi’ni okuyor, Rabbinden yardım ve esenlik diliyor, sonra da üzerinden henüz birkaç saat geçmeden Siyonist rejim temsilcisini görülmemiş bir biçimde ağırlıyor. İnşirahı, Siyonist Herzog’un gölgesinde arıyor. Şerefli Türk askerine o mel’un topluluğun paçavrasını taşıtıyor. Ankara sokaklarını İsrail paçavralarıyla donatıyor. O paçavraları indirip yerlerine Filistin bayrağı asan Millî Görüş’ün mübarek evlatlarını da gözaltına aldırıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Nasıl bir zihniyet ki; o sözde İsrail karşıtlığı üzerinden birkaç seçim zaferi devşiriyor. Filistin davasını alabildiğine istismar ediyor. Davos tiyatrosuyla dünyayı kandırıyor, gözleri boyuyor, ardından “Tepkim moderatöreydi” deyip işin içinden sıyrılıveriyor.
Nasıl bir vicdan ki; Mavi Marmara’yı önce kurban ediyor, şehit kanlarıyla propaganda kampanyaları düzenliyor, Gazze’nin ve Filistin’in sözde hâmiliğine soyunuyor, sonra da “Giderken bana mı sordunuz?” deyip bir de azarlayarak yoluna devam ediyor.
Elbette her şerde bir hayır vardır. Biz de izninizle bu şerli ziyaretteki hayrı bulmaya çalışalım. Peki nedir o hayır?
Öncelikle Erbakan Hocamızın deyimiyle, AKP’nin varlık sebebi bizatihi Siyonizm’e hizmet idi. Fakat aynı AKP, yıllardır İsrail ile sözde çatışıyor gibi gözükerek göz boyuyordu. Bu ziyaretin ardından artık kimsenin bir bahanesi kalmadı. Gizliden gizliye devam eden işbirliği fâş oldu, kirli ortaklıklar gözler önüne serildi.
Oysa AKP sayesinde başta Suriye olmak üzere, İsrail’e tehdit oluşturan bütün yapılar yerle bir edilmişti. İsrail, tarihinin en sorunsuz ve en pervasız çağını yaşıyordu. Bu pervasızlık Kudüs’ü başkent ilan etmeye kadar varabilmişti.
Geçmişte yeri yerinden oynatan Mescid-i Aksa işgalleri, artık vakayı âdiyeden sayılıyordu. Filistinli mazlumların akşam haberlerinde yer bulabilmesi için, ancak büyük katliamlara uğraması gerekiyordu.
Hâl böyleyken bütün bu karanlığın mimarlarından olan AKP, İsrail karşıtı diye biliniyor, Millî Görüşlülere de hicran içinde kahrolmak düşüyordu.
Şimdi artık sapla samanın birbirinden ayrılması kaçınılmaz oldu. Hidayeti kararanlar hariç, gerçekler herkes için ayan beyan ortalığa saçıldı.
Bu şerli ziyarette konuşulan konulara da bakarsanız, tam da tahmin ettiğimiz gibi Doğu Akdeniz’deki Filistinlilerin hakkı olan doğalgaz konusu başı çekiyor. İktidara getirildiğinden beri Müslüman halklara türlü tuzaklar kuran AKP, şimdi de Filistinlilerin yüz milyarlarca dolarlık gasbedilen gazını Avrupa’ya taşımaya hazırlanıyor.
İsrail, bir terör devletidir. Anadolu’nun bağrında ağırladığınız o soytarı, Siyonist rejim adlı gangsterler çetesinin bir üyesidir. Siz de bu gidişle o çetenin bir numaralı işbirlikçisi olarak tarihe geçeceksiniz. Çoğu gitti, azı kaldı. Bu milletin değerlerini istismar ede ede kurduğunuz iktidarınız yıkıldığında, bu ümmete ettiğiniz kötülüklerle birlikte anılacaksınız.
…***
Orhan Uğuroğlu 11 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “90 dakikada huzur ve güven”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Recep Tayyip Erdoğan’ın tek adamlığını Demokrasi ve Atılım Partisinin (DEVA) Genel Başkan Ali Babacan, “Otokrat lider” olarak tanımladı. Otokrat; Hükümdar yani millete hükmedendir. Otokrat tarafından yönetilen devletlerdeki sisteme de “Otokrasi” denir…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Otokrasi; Bir çeşit hükûmet sistemidir. Tek kişi, bütün siyasi yetkileri tek başına elinde bulundurur ve yasalara karşı olarak herhangi bir yargılanmaya maruz kalmaz.
Evet çok doğru ve benim de sürekli, “Tek Adam Rejimi” diye yaptığım eleştirinin siyasi literatürdeki adı budur.
· Otokrasi…
Peki kaybolan nedir;
· Demokrasi…
Demokrasi; Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimidir.
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilerinin ve demokrasinin askıya alınması işte bu 16 Nisan referandumunda, “Türkiye uçacak” söylemi ile kandırılan milletin verdiği oylarla otokrasi rejimi gerçekleşti.
Gerçekleştirmeye ön ayak olan, “Anayasayı Erdoğan’a uyduracağız” diye;
· Otokrat liderliği yaratan
· Otokrasi rejimini öneren,
· Demokrasiyi askıya alan,
· Türkiye’nin başına bela eden,
· Erdoğan ve Devlet Bahçeli’dir.
Devlet’in başına Devlet’i değil Erdoğan’ı layık gören ve anayasa hükmünü çiğneyerek, “Haziran 2023’te adayımız muhterem Recep Tayyip Erdoğan’dır” diyen de Bahçeli’dir.
DEVA lideri Ali Babacan akşam yemeği sonrası sohbetimizde “Güçlendirilmiş Parlamenter Rejim” birlikteliğine imza atan 5 partiye özetle şu önerilerde bulundu.
· “Demokrasinin ve demokrat insanların vatandaşları için refah ve güvenlik üretebileceğini ispat etmemiz lazım.
Aksi halde başka bir döngü gelir ve işler başka otokrat lidere doğru evirilebilir.”
Babacan 6’lı ittifakın ortak cumhurbaşkanı adayı konusunda da anlaşılan o ki şu endişeyi taşıyor;
· Seçtiğimiz isim de “Otokrat” olur mu?
Babacan 5 lidere soruyor;
· “Desteklediğimiz ve milletin seçtiği cumhurbaşkanımız seçim sonrası ülkeyi nasıl yönetecek?
· En az 6 ay lazım ki bu geçiş sürecinin yol haritası nasıl olacak?
· Cumhurbaşkanına anayasa ile tanınan yetkileri nasıl kullanacak?
· İttifakın ilke ve değerleri neler olacak?
· Bu iktidarın yerine nasıl bir iktidar koyacağız?”
Babacan anlaşılan o ki 6’lı liderler zirvesinden sonra 6 partinin uzmanlarının bir araya gelerek bugünden ülkenin, “dış politika ve sosyal hedefler” açısından çalışmaya başlamasını istiyor.
Yerden göğe kadar haklı.
Yarın seçim kapıya geldiği zaman seçmene, “Biraz müsaade bir toplanalım da ekonomiyi nasıl düzelteceğimizi belirleyelim de size anlatalım” diyemezler.
Derlerse benden de seçmenden de tek oy alamazlar.
…***
Cevher İlhan 11 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, “Türkiye “İsrail cephesi’ne itiliyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““Tek kişilik yönetim”de son aşamada İsrail’le “stratejik işbirliği”ni daha da ilerletmenin ilk sinyalleri, Cumhurbaşkanı’nın BAE’inde ABD-İngiltere’nin başını çektiği küresel emperyal güçlerin bölgedeki “taşeronları” ülkeleri överken “böyle bir süreç İsrail’le de niye olmasın?” çıkışıyla çakıldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İsrail Başbakanı Bennett’in Fars Körfezi Bölgesine, Bahreyn’e yaptığı ilk resmî ziyarette İsrailli yetkililerin artık açık açık “bölgesel güvenlik tehditlerine karşı ortak hareket”ten dem vurdukları günde İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un Türkiye’ye geleceğini duyurmasıyla asıl maksadı ifşa etti.
Buna göre Türkiye, İsrail’in hâmisi ABD ile İngiltere’nin onayı olmadan adım at(a)mayan ve son dönemde bütünüyle “İsrail’in ekseni”ne giren Fars Körfezi ülkeleri ve İsrail’le aynı kulvarda yer alıyor.
Böylece, Fas’tan Afganistan’a 22 İslâm ülkesini etnik ve mezhebi iftiraklar üzerinden bölüp ufaltmayı hedefleyen “büyük Ortadoğu projesi” (BOP) kapsamında Irak ve Libya gibi Suriye’nin de parçalanmasının amaçlandığı “emperyal kumpas”ta mezhebi ve etnik unsurlar üzerinden İslâm dünyası kanlı kavgaların tahrikiyle birbirine kırdırılmak isteniyor.
Ve İsrail’in Filistin topraklarında, Kudüs ve Mescid-i Aksa üzerindeki “hassasiyetleri”ni bile bile Cumhurbaşkanı’nın “İsrail’in hassasiyetlerden hareketle işi çözeriz” diye deşifre ettiği, Türkiye’nin “Sünnî dünyasının yeni lideri” propagandasıyla tuzağa düşürüldüğü tefrika fitnesi ateşinin alevlendirilmesiyle “Şiî - Sünnî savaşı plânı”nın senaryoları hazırlanıyor.
Yine okyanuslar ötesinden iletilen “talepler”le “tek kişilik yönetim”de bazı bakanlarca ve “yandaş medya”ca “15 Temmuz’un finansörü” denilen, “yandaş medyada haklarında “şerefsizler!” manşetleri atılanlarla bir araya gelinirken, “zâlimlerin piyonu”, “terör ve haydut devleti”, “zâlim ve işgalci” İsrail de “dost ve kardeş” ilân ediliyor!
Yıllarca istimal edilen “one minute” çıkışı unutularak, Herzog’un geçeceği yollar daha bir yıl önce “kimse onu asamaz!” tepkisini gösterdikleri İsrail bayraklarıyla donatılıyor. “İsrail’le ikili ekonomik ilişkileri güçlendirme, bölgesel işbirliği ve istikrar fırsatı” olarak pohpohlanıyor.