Mart 15, 2022 08:17 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Faiz kararında sürpriz beklenmiyor, rezervde düşüş sürüyor

Yeniasya:

Halkın yüzde 90’ı açlık ve yoksulluk sınırında

Milli gazete:

Son seçim anketini açıklayan anketçi: En çok CHP zararlı çıkacak...

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Kara 14 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, "Gerçeklerle yüzleşin"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hayat pahalılığı artık milleti çok zorluyor. Yağ, akaryakıt, ekmek belki de yarın çay, şekerle devam edecek kuyruklar ekonomin geldiği noktayı gösteriyor. İktidar ise bu durumu savunurken akla ziyan açıklamalar yapıyor. Ekonomi bu durumda iken “müjde” diye açıklananlara kendileri dahi inanmazken, alkışı unuttukları için tersleniyor. “Ekonomideki yapılanlar millete iyi anlatılamadığı” için AKP’li vekillere azarlanırken, milletvekilleri bu durumu nasıl anlatacağını kara kara düşünüyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Haftanın üç günü Meclis’te çalışan vekiller, bölgelerine gittiklerinde halkın hayat pahalılığına isyanı ile karşılaşıyorlar. Çiftçisinden işçisine, emeklisinden işsizine herkes çok dertli, adeta ateş topu gibi… Muhalefet halkın sorunlarını dinlerken bunu video mesajlar ve haber bültenleri ile gündeme getirmeye çalışırken, iktidar milletvekillerinin işi ise hayli zor. Halkın içine girip dert dinleyemez hale geldiler. Tabiî bunları haberlerde pek göremiyoruz, ama herkesin elinde cep telefonu var artık. Sosyal medya “ayaklı gazete” haline geldiği için artık milletin derdi saklanamıyor. 

Geçtiğimiz günler Dışişleri Mevlüt Çavuşoğlu’nun başına böyle bir şey gelmiş. Vatandaşla sohbet ederken, mazot fiyatlarından şikâyet eden bir pazarcı sorunlarını anlatmaya başlayınca bakan arkasını dönerek oradan uzaklaşmış. Pazarcı, “Konuşmadan geçmeyin, cevap verin” diye sitem etmesine rağmen Bakan hızlıca oradan uzaklaşmış… 

Merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, “Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur” sözü bu durumlarda hemen hatırlanıyor. 

İktidar yetkilileri, halkın arasına girip dertlerini dinleyip çözüm bulunamadığı ölçüde bu sitem ve tepkilerle karşılaşmaya devam edecek. İktidar mensupları duymak istemeseler de, halkın içine girince gerçeklerle yüzleşiyorlar. 

Tarım ve Orman Bakanlığı’nda bakan değişimi sonrasında “görevinden affedilen bakan” için söylenen söz gerçekten de ibretlik.   

AKP MKYK üyesi Şamil Tayyar, devir teslim töreni sonrasında sosyal medya hesabı üzerinden, “Tarım ve Orman Bakanlığı’na atanan Prof. Dr. Vahit Kirişçi hocamızı kutlarız. Allah yolunu açık etsin. Bekir Pakdemirli’nin ise kibrinden kurtulmasını Rabbimden niyaz ederim. Her görevin bir sonu var. Aslolan milletin vicdanında yer almak, Allah’ın rızasını kazanmaktır” sözlerine Pakdemirli’nin cevabı ne olmuştur bilemiyoruz, ama bunu okuyanlara “hele bir gitmeye gör” dedirtti. 

Yeni Bakan Kirişçi’nin de devir-teslim töreninde “Gururdan, kibirden Rabbimize sığınırız” dediğini de burada aktaralım. 

...***

Abdülkadir Özkan, 14 Mart tarihli Milli gazetede, " Toplum salgına duyarsızlaştı mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Salgına karşı bazı tedbirlerin gevşetilmesinin ardından toplumda “salgın bitti” kanaati hâkim olmaya başladı. Hâlbuki gerçek, salgının devam etmekte olduğunu gösteriyor. Her gün açıklanan salgından hayatını kaybedenler hâlâ 125-150’lerde. Sanki salgından vefat edenlerin sayısının 300’lerden 125-150’ye inmiş olması ile toplumda Kovid haberlerini takip edenlerin giderek azaldığı medyaya yansıyor. Yani diyebiliriz ki; toplum genellikle salgını gündeminden çıkartıp atmış."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Hemen belirteyim ki; o noktaya gelinebilmiş ise elbette salgınla yatıp salgınla kalkmanın insanların ruh sağlığını bozmanın ötesinde bir faydası olmadığını unutmamak lazım. Çünkü iki yıldır günlerimiz hep bu salgın ile doldu taştı. Belli bir yaşın üzerinde olanlar aylarca evlerine hapsedildi. Çünkü ısrarlı bir şekilde belli yaşın üzerinde olanlar için tüm açıklamalarda ölüm tehdidi dile getiriliyor, bu ise ister istemez tedirginliği artırıyordu.

Bu arada meseleyi bazı tedbirlerin kaldırılmış olması ile izah etmeyenlerin aklına öldürücü etkisinin azalması koronavirüste yeni bir varyant mı söz konusu sorusunu getiriyor. Salgının başlarında yeni varyantlar gündeme geldiğinde virüsün yayılma hızı artmasına rağmen tehlikesinin azaldığı, sanki gribe dönüşüyormuş gibi bir hava estirildi. Sonuç olarak öyle bir noktaya geldik ki; günlük vaka sayıları 100 bini geçti, her gün hayatını kaybedenlerin sayısı da 300’ün üzerine çıktı. Bu arada özellikle Omicron varyantının yaygınlık kazanmasının ardından bazı uzmanlar, salgının daha kısa süreceğini ifade ettiler. Sonuç olarak birdenbire vaka sayılarının yüz binleri geçmesi ve ölümlerde adeta bir patlama yaşanmasına karşılık tam kapanmanın gündeme geleceği beklenirken yapılan bir toplantının ardından özellikle maske takımı, kalabalıklardan kaçınma konusunda bir gevşeme söz konusu oldu. Aslında bu gevşeme salgının başlangıcından itibaren giderek toplumda yaygınlaşıyordu. Tam kapanmanın gündeme gelmemesi toplumu ister istemez tedbirlerin uygulanması konusunda gevşekliğe itti.

Buna bir de belli bir kesimin maske ve aşıya karşı yürüttükleri kampanya eklenince salgın ile mücadele oluruna bırakılmış gibi bir görüntü çıktı. Hemen belirteyim ki, kapanma ister istemez ekonomik krizleri gündeme getiriyor, kapanma uzadıkça devletin kayıpları telafi etmesi giderek zorlaşıyor, hatta imkânsız hale geliyordu. Tedbirlerin giderek azaltılması toplumun da hoşuna gidiyordu.

...***

İhsan Çaralan 14 Mart tarihli Evrensel gazetesinde, " Hekimler ve sağlıkçılar grevle ‘Hiçbir yere gitmiyoruz mücadeleye devam’ diyecek!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bugün Tıp Bayramı; hekimlerin bayramı! Ama, “Öğretmenler Günü”, “Emekçi Kadınlar Günü”, “Gazeteciler Günü”nün kutlanan bir bayram günü değil “mücadele günü” olması gibi hekimlerin bayramı olarak resmiyete geçmiş “Tıp Bayramı” da hekimlerin mücadele günü oldu. Nitekim bu yıl Tıp Bayramı hekimler ve sağlık emekçileri tarafından 14 Mart ve onu izleyen 15 Mart günleri “G(ö)rev günü” ilan edildi. Aile hekimleri 16 Mart günü de grevde olacak."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Grevine; TTB, SES, Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF), Türk Diş Hekimleri Birliği, Genel Sağlık-İş Sendikası ve son dönemde kurulan hekim sendikaları iş bırakarak katılacaklarını duyurdu. Greve, işyerlerine göre değişse de daha geniş bir katılımın olması bekleniyor. Örneğin sağlık alanında sadece Memur Sen’e bağlı Sağlık Sen’in iş bırakmaya katılmayacağı ama işyerlerinde üyelerinin greve önemli ölçüde katılacağı belirtiliyor.

14 Mart Tıp Bayramı’na bir hafta kala, Saray’a topladığı kadın muhtarlara konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hekimlerin talepleri ve yurt dışına giden hekimlerle ilgili söyledikleri bu yıl ki Tıp Bayramı’nı daha bir anlamlandırdı.

Hekimlerin taleplerini anlayıp onlara yanıt vermek makamında olan “tek adam” Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Efendim işte doktorlar az para aldıkları için ayrılıyorlar… Bu devlet sizi okuttu, yetiştirdi. Ama şimdi ‘Efendim işte az para veriyormuş.’ Sordum, en az alan ne alıyordur? 8-9 bin. En yüksek alan ne alıyordur? İşte 25 bin civarında alıyordur. Bakın açık konuşuyorum. Varsın gitsinler. Bizler de üniversiteleri yeni bitiren doktorlarımızı buralarda istihdam ederiz. Buralar boş kalmaz, merak etmeyin… Doktorluk gibi aziz bir mesleği sadece paraya bina etmek herhalde pek de insani değildir” yanıtı vererek hekimlerin talepleri karşısında iktidarın tutumunu açıkça ortaya koydu.

Böylece Cumhurbaşkanı, hekimlerin talepleri karşısında kendilerine düşenin bu talepleri karşılamak olduğunu söylemek yerine, sanki hekimlerin az ücret aldıkları için yurt dışına gittikleri ya da özel hastanelere geçtiklerini iddia ederek onları, insan ve ülke sevgisinden yoksun, insani ve tıbbi etik değerlere sahip olmayan paragözler olarak aşağılayıp itibarsızlaştırmayı tercih etti.

Bununla da yetinmeyen Erdoğan, “Varsın gitsinler” diyerek, kamu hastanelerinde sağlık hizmetinin dibe vurmasını umursamadığını gösterirken hekimlerin yurt dışına gitmesini de önemsemediğini gösterdi.