Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Çarşı-pazar fiyatlarındaki artış, emekli ve çalışanın maaşını eritti
Karar:
İstanbul Planlama Ajansı: İstanbul'da yaşam maliyeti 1 yılda yüzde 73,63 attı
Yeniasya :
Hekimlerin ‘yurtdışı’ başvurusunda rekor artış
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Ocaktan 4 Nisan tarihli Karar gazetesinde, "AK Parti treninin kaçak yolcuları"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Her gün AK Parti içinden birileri, hiçbir akıl ve mantıkla izahı bulunmayan, vicdanları yaralayan öylesine açıklamalar yapıyorlar ki doğrusu insan hayret ve dehşet içinde kalıyor. Evet, özellikle son beş yılda AK Parti iktidarı kendi kuruluş ilkelerini bile inkar eden, kendine gönül veren milyonları rencide eden icraatların altına imza atıyor ve artık bambaşka bir istikamete doğru ilerliyor. Biliyoruz ki bu konuda yapılan en samimi eleştiriler bile bir duyarsızlık duvarına çarpıp geri dönüyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu yüzden de partide önemli kademelerde yer alan bazı bakanlar, milletvekilleri, hatta bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yakınında bulunan isimler partinin bu istikamet sapmasından da güç alarak AK Parti’yi töhmet altında bırakacak açıklamalar yapmakta bir beis görmüyorlar.
En son örnek, geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen Ethem Sancak’ın AK Parti’yi suçlayıcı nitelikteki açıklamaları… O sözleri yeniden dillendirmekten hicap duyuyorum ama yine de altını çizmek durumundayım. Zira bu zatın Marmara Üniversitesi’nde düzenlenen “Türkiye’nin güvenliği ve NATO konferansı”nda yaptığı konuşmada “Biz Amerika’nın desteğiyle iktidara geldik” şeklindeki ifadesi, bugüne kadar AK Parti’ye yapılmış en ağır suçlamalardan birisidir.
Ayrıca bu zat, AK Parti’nin nasıl iktidara geldiği konusunda söz söyleyebilecek en son kişidir. Çünkü bu partiyi millet kurmuştur, bu zat ise AK Parti trenine sonradan kaçak olarak binen isimlerden birisidir.
Yaptığı bu konuşma nedeniyle İstanbul İl Yönetimi tarafından kesin ihraç talebiyle İl Disiplin Kurulu'na sevk edilen Sancak, halktv.com'da İsmail Saymaz'a yaptığı açıklamada "Hayır, hayır... Ben öyle bir şey demedim” diyerek sözlerini inkar etti. Ancak hemen sonrasında Gazeteduvar’dan Ferhat Yaşar konuyla ilgili bir başka haber yaparak mumu alev almadan erkenden söndürüverdi. Çünkü haberde yer alan toplantının ses kaydı Sancak'ı net bir şekilde yalanlıyor.
Bu zatın kesin ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edilmesi doğru bir karar, ancak şu ana kadar hiçbir AK Partili tepe yöneticinin bu deli saçması sözleri reddeden açıklama yapmaması büyük bir talihsizlik… Oysa biliyoruz ki AK Partili yöneticiler, muhalefetten gelen en küçük bir eleştiri karşısında bile yeri göğü inleten açıklamalar yapıyor, bu tür sözleri “Batı jurnalciliği” olarak nitelendiriyorlar.
...***
Mehmet Kara 4 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, " Yeni sistemin kireçleri çözülmez"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Parlamenter sisteme dönüş için işbirliği yapan 6 partinin genel başkanları üçüncü kez bir araya geldiler. Beş saat süren toplantının ardından ortak bir açıklama yaparak yeni sisteme geçiş için kararlılıklarını bir kez daha ortaya koydular."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İktidar kanadı bu birlikteliği bozmak için masanın yuvarlak olmasından tutun da akla ziyan yöntemlere başvuruyor. Son olarak da seçim kanununda getirilen ittifaklarla ilgili madde… Ancak 6 parti “Birlikteliğimiz bu gibi siyasî mühendislik çabalarından etkilenmeyecektir” sözüyle tuzağı gördü ve bir çalışma grubu kurma kararı aldı. Normal zamanında yapılırsa seçimlere 14 ay gibi bir zaman kaldı. Ancak erken seçim ihtimali de yüksek.
Cumhurbaşkanlığı sisteminin arızalarını aslında Cumhur İttifakı da kabul ediyor. Hatta üzerinde çalışma da yapıyor. Ama öyle bir sistem getirilmiş ki, bu hatalar ve eksiklerin içinden nasıl çıkacaklarını bulamıyorlar.
Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin getirdiği en büyük hatalardan birisi Meclis’in etkinliğinin azalması. Cumhurbaşkanı karar ve kararnameleri 600 milletvekilinin çıkardığı kanundan daha fazla… En başta Meclis’in denetim yetkisi yok. Güvenoyu, gensoru yok. Bütçeyi veto dahi hakkı yok. Atanmış bakanların, seçilmiş milletvekillerinin “denetimi”ni engellemesi de ayrı bir garabet. Yeni sistemde sözlü soru kaldırıldı. Bakanlar milletvekili olmadığı için Meclis’e gelmiyor. “Nöbetçi bakanlık sistemi” getirildi, o da yürümüyor.
Bir tek kala kala Meclis’i denetim yollarından birisi olan yazılı soru önergesi kalıyor. Anayasanın 97/5’in maddesi, yazılı soruların yazılı olarak en geç on beş gün içinde cevaplandırılasını gerektiğini söylese de bu geçtiğimiz dönemde böyle olmadı. Mesela, 2021’in ilk 6 ayında muhalefet milletvekillerince TBMM’ye verilen toplam 7 bin 797 soru önergesinin yüzde 57’si, yani 4 bin 420’si cevapsız kalmış.
Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu’na yönelttiği yazılı soru önergelerinin cevabı 15 ay sonra verilmiş. Gürer, yasal cevaplama süresi 15 gün olan soru önergesine, 15 ay sonra cevap gelmesini “Gençlik ve Spor Bakanlığının hızına yetişilemiyor!” sözleriyle kinayeli bir eleştiri getirmiş.
TBMM Başkanlığı Temmuz 2018’de başlayan 27. Dönem Meclis çalışmalarında, 2021 Haziran ayına kadar 104 kanun teklifi kanunlaşmış. Bu tekliflerin toplam madde sayısı bin 493. Aynı dönemde 64 Cumhurbaşkanlığı kararnamesindeki madde sayısı 2 bin 229... Bir başka deyişle 2 bin 229’ü maddeyi bir kişi, bin 493 maddeyi ise 600 milletvekili çıkarmış.
Sadece bu kadar bilgi bile cumhur ittifakı sözcüleri, yeni sistemin rehabilite edileceğini ya kireçlenmelerinin giderileceğini söylese de tek adam sistemini getirdiği ve cumhurbaşkanının aynı zamanda bir parti genel başkanı olması nedeniyle yeni sistemin Türkiye’ye uygun olmadığı geçtiğimiz 3 yılda ortaya çıkmış oldu.
...***
Barış Terkoğlu 4 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Devleti mafyalaştırıp mafyayı devletleştirenler"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"“Kim aldırdı bizi. 18 kişi yol gidiyoruz diye çete mi olduk yani? Üç ruhsatsız silah, üç ruhsatlı silah, iki uzun namlulu, 50 gr dalga lirika, bir tane el bombası. En fazla bir iki saate çıkarım ben. İstediğiniz kadar uğraşın.” Yazan Sadık Yıldırım’dı. Biliyorum, tanımıyorsunuz. Ben de tanımıyordum. Ta ki o güne kadar. İzmir’de polis, konvoyla gezen şüpheli bir arabayı çevirdi. Aracın içinden, Yıldırım’ın listesini verdikleri çıktı. Silahların yanında, “lirika” diyerek kastettiği “öteki hal”e geçiren uyuşturucu haplardı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
“Ne oldu” derseniz sürpriz değil. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu başta olmak üzere, AKP’nin zirvesindekilerle fotoğrafları olan Yıldırım, kısa sürede serbest bırakıldı. Çıkıp, kendisini gözaltına alan, aslında görevini yapan polisi tehdit etti.
Yıldırım’ın sosyal medya hesabı silahlarla, mermilerle doluydu. Yükselen tepkilerin ardından yeniden gözaltına alınıp tutuklandı. Ortalık sakinleşince bırakıldı.
Sadık Yıldırım haberi en çarpıcı olanı. Kiminde çakarlı araç var kiminde koruma var.
Sedat Peker’inkini günlerce konuştuk. Bazen yanlarına “Ayaklarına taş değmesin” diye polis bile veriliyor. Olmadı, silah ruhsatı, koruma kararı, çakarlı araç işlerini görüyor.
Kimi zaman siz trafikte beklerken yanınızdan gürültüyle geçiyorlar. Kimi zaman siyah elbiseleriyle “bi dakka” diyerek kendilerine yer açıyorlar. Ortak özellikleri, sosyal medyalarında, “Hele bir sokağa çıkın” diyerek silahla muhalifleri tehdit ettikleri mesajlar. Bir de devletin tepesindekilerle verdikleri pozlar. “Mafya mı devletleşiyor, yoksa birileri devleti mi mafyalaştırıyor” diye sorarak endişeleniyorsunuz.
Hafta sonu “bu işlere tanıklık yapmış” biriyle konuştum. Masraflar, tatile götürülen kravatlılar, elden verilen paralar... Bunu iş edinenler bile anlatılıyordu. Rayici 2 milyon liraya kadar çıkıyordu. Biliyorum sizin için büyük para. Ama onlar için çerez.
Diyelim devletle iş yapan bir şirketin personelisiniz... Olmasanız da onlar sizi yapar! Olmadı mı? Adı sanı bilinmeyen bir dernekte, malumlardan bir partide önemsiz bir görevli oluyorsunuz.