Nisan 17, 2022 08:24 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Milli gazete:  Karamollaoğlundan seçimler hakkında sürpriz ifadeler

Cumhuriyet:

işsizlikte rekor artış

Yeniçağ:

Yeni ittifak arayışları

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

...***

Miyase İlknur 16 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Man Adası davası ayan beyan"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 26 Kasım 2017 günü Erdoğan’a “Çocuklarının, dünürünün, eniştenin, eski özel kalem müdürünün yurtdışında vergi cennetinde bir şirkete milyonlarca dolar para gönderdiğini biliyor muydun” sorusunu yöneltti. Bir gün sonra Kılıçdaroğlu’na meydan okuyan Erdoğan, “İspat et, görevimden istifa edeyim” dedi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Erdoğan’ın meydan okuması üzerine önce CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, ardından da Kılıçdaroğlu, Man Adası’nda kurulu Sıtkı Ayan’a ait Bellway şirketi üzerinden Türkiye’den Erdoğan’ın yakınlarının yurtdışındaki hesaplarına para gönderildiğini öne sürerek bazı dekontlar gösterdi.

Aslında dekontlar gerçek olmasına gerçekti ancak buradan Man Adası’na değil tam tersine Man Adası’ndan Türkiye’ye para girişi olmuştu.

Erdoğan ve çevresinin eli bu yanlış açıklama üzerine rahatlamıştı. Hemen Kılıçdaroğlu hakkında hem kendisi hem de adı geçen yakınları beş ayrı dava açtı. Bu mahkemelerin hâkimleri sürülerek yerlerine yeni hâkimler atandı. Yeni atanan hâkimler Kılıçdaroğlu’nun avukatı tarafından sunulan delilleri dikkate almayacaklarını açıkladılar. Delilleri dikkate almayan mahkeme Kılıçdaroğlu hakkında açılan tazminat davasında Türkiye tarihinin en yüksek tazminat bedeline karar verdi.

Bu kararı veren hâkim Ülkü Ergin 2016 yılında FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanmış ve Edirne Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’ne konulmuştu. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesi’nin 18 Ekim 2016 tarihli 1880 sayılı adli yargı kararnamesi ile Ergin, Enez Hâkimliği’nden İstanbul Anadolu Hâkimliği’ne atanmıştı. Ülkü Ergin gibi geçmişte FETÖ ile iltisaklı olduğu için hakkında soruşturma açılan hâkim, savcı ve polisler AKP iktidarı için en kullanışlı kişiler olduğu için görevlerine dönebiliyorlar. Haklarındaki soruşturmalar tehdit unsuru olarak kullanıldığından iktidarın özel olarak ilgilendiği davalar da bu hâkim ve savcılara veriliyor.

Normalde dosyalar UYAP üzerinden dağıtılıyor. Ancak Kılıçdaroğlu aleyhine açılan davada mahkeme UYAP üzerinden değil özenle seçilerek görevlendirildi.

Bu görevlendirmeyi yapanın da dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan ile yine dönemin İstanbul Adalet Komisyonu Başkanı Ayhan Ayan olduğu söyleniyor. Son isme dikkat. Ayhan Ayan ile davada adı geçen birinin soyadı aynı. Bingo bildiniz. Tabii ki Sıtkı Ayan. Yani Man Adası’nda kurulu Bellway şirketinin sahibi. Erdoğan’ın yakınlarının hesabına para aktaran şirket.

Türkiye’de özellikle AKP iktidarının son dönemlerinde ödemeler dengesinde sürekli net hata noksan kaleminin fazla vermesi dikkat çekmektedir. Daha açık anlatımla kaynağı belirsiz kayıt dışı döviz girişinin artış göstermesi. İşte Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı o dekontlarda da Türkiye’ye kaynağı belirsiz para girişleri olmuş. Ama tercihli hâkim sistemi nedeniyle bunlar araştırılmıyor.

Man Adası davası ayan beyan bir katakulliye kurban gitmiş.

...***

Yıldıray Oğur 16 Nisan tarihli Karar gazetesinde, " Altılı masa neden ‘heyecan’ vermiyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Altı muhalefet partisinin lideri dördüncü kez 24 Nisan’da buluşup iftar yapacak. Altılı masa zirveleri bugüne kadar iktidar çevrelerini günlerce meşgul etti. Cumhur İttifakı liderleri, bakanlar, siyasetçiler masanın ayaklarından, altında kim olduğuna, fotoğrafı kimin çektiğinden, bildirinin öncesinde hangi büyükelçiye gönderildiğine kadar altılı masayla polemikler yaptı. Her akşam iktidara yakın kanallarda altılı ittifaktaki çatlak, kriz gibi başlıklar heyecanla tartışılıyor, iktidarı destekleyen köşe yazarları en çok altılı masayı yazmaktan “zevk” alıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ama aynı altılı masa bazı muhalif çevreleri ise bir türlü heyecanlandıramıyor.

Muhalif medyalarda “Altılı masa heyecan yaratmadı” cümlesi artık genel bir kabul haline geldi, henüz masadan ümidini kesmeyenler daha aktif olmalarını, ortak mitinglerde konuşmalarını, anketlerde seçilebilecek gibi duran adaylardan birini seçip, yola revan olmalarını istiyor.

Ama şimdiden ümidini kesenlerin, heyecan yaratamıyorlar diyenlerin, hele Cumhurbaşkanı adayına altılı masanın karar verecek olmasına öfkelenenlerin sayısı artıyor.

Peki neden altılı masa iktidar çevrelerini telaşlandırmış gözükürken, bazı muhalifleri pek heyecanlandıramıyor?

Heyecanın düşük olmasının bazı pratik nedenleri var.

Henüz Türkiye bir seçim atmosferine girmedi. İktidar değişimi için karar anı yaklaşmadı, kampanyalar açılmadı. Herhangi bir siyasi mesajın, toplantının, bildirinin o kadar heyecan yaratmaması, topluma dokunmaması değişim ihtimalinin bu uzaklığıyla ilgili. Ateşe yaklaştıkça sıcaklık artacaktır.

Ayrıca muhalefet, her şeye hakim, devleti siyasi bir araç gibi kullanan 20 yıllık bir iktidar karşısında güçlü bir iktidar ihtimali olduğunu göstermeye çalışıyor. 20 yıldır iktidardan uzak kalmış, belediyeler dışında yönetme becerisini gösteremeyen bir muhalefetin anketler dışında toplumu iktidar alternatifi olduğuna ikna etmesi kolay değil, bunun medyadaki yolları çoğunlukla kapalı, bu da muhalefetin doğal olarak cesaretini, enaniyetini, iddiasını göstermesini engelliyor.

Ve tabii son olarak altılı masa kurulana kadar CHP ve İYİ Parti arasında bile çalakalem yazılmış ittifak metinleri dışında ortak bir dil ve siyaset tutturulamamıştı. Şimdi onlara daha da benzemezleri eklendi. Liderler ve partiler daha yeni yeni birlikte iş yapmayı öğreniyor, o yüzden henüz ortaklaşmaya başlamış mesajlar o kadar keskin, birliktelik o kadar kavi görünmüyor.

Ama altılı masanın bazı muhalif çevreleri, özellikle de muhalif kanaat önderlerini heyecanlandıramamasının esas sebebi bu pratik sebepler değil.

Aslında onlara eksik gelen duyguyu ifade eden kelime galiba heyecan da değil.

Bazı muhalif çevreleri ve kanaat önderlerini altılı masa amiyane tabirle kesmiyor.

Kesmiyor çünkü Türkiye’deki aşırı heyecanlı siyasi kutuplaşma içinde altılı masa; siyasi tarihimizde bu çeşitlilikte örneği olmayan, beş yıl öncesine kadar hayal bile edilemeyecek insanları yan yana getirmiş bir oturup sakin kafayla düşünme masası.

...***

Orhan Dede 16 Nisan tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Boş tencereler iktidar yıkıyorsa ya boş tarlalar…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Gıda fiyatları gaza basmış adeta uçuyor. Bu sorunun sebebi olanlar çözüm için yetkilerini de ellerinde toplamış durumda. Hal böyle olunca da bir kilo patlıcanı 40 liraya, bir kilo patatesi 10 liraya rafta görüyoruz. Dün Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ramazan ayında üretici market arasındaki fiyat farklarıyla ilgili açıklamalar yaptı.  Bayraktar'ın açıklamasına göre üreticiden markete gelinceye kadar elma yaklaşık 6 kat, kabak 4.6 kat, limon 4.5 kat artıyor. Maydanoz fiyatı bile markete gelinceye kadar 4 kat artıyor. Açıklamasında Bayraktar'ın altı çizilmesi gereken en önemli ifadelerinden biri, "Üreticiye verilecek destek, tüketiciye verilecek destek olur" sözü."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Üreticinin sorunları çözülmeden tüketicinin fahiş fiyatlarla imtihanının bitmesi mümkün değil. Çiftçi gübre, mazot, yem, elektrik, ilaç ve tohum fiyatlarının altında ezildiği müddetçe Türkiye'de tarımda ne sorun bitecek ne de tüketicinin şikâyetleri son bulacaktır. Bayraktar, hükümetin hayata geçirmeyi düşündüğü 20 temel gıda ürününe sabit fiyat uygulamasının da çözüm olmayacağının altını çiziyor. 

TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar, açıklamasında marketlerle ilgili olarak da önemli ayrıntılar verdi. Gıda fiyatlarının düşürülmesi için atılması gereken adımları sıralayan Bayraktar, "Hal yasası ile zincir marketlere tanınan üreticiden doğrudan ürün alma yetkisi daha sıkı denetlenmelidir. Denetimler yasak savma kabilinden olmamalı, sonuç alınacak şekilde düzenlenmelidir. Çünkü zincir marketler mevcut uygulamada üreticiden doğrudan aldıkları ürünleri kendi içlerinde kurdukları aracı firmalar vasıtasıyla el değiştirme yapmakta her el değiştirmede kâr eklemektedirler" dedi.

Bütün bu açıklamalar marketlerin ve tüccarın bir şekilde düzenini kurup daha çok kâr elde etmenin yollarını bulduklarını gösteriyor.

Anlayacağınız çiftçi dışında Türkiye'de herkes organize…

Çiftçinin yanında olması gereken hükümet ise görevini maalesef yerine getirmiyor.