Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Türkiye Barolar Birliği: Gezi kararı yargının kara lekesidir
Karar:
Kılıçdaroğlu'ndan iktidara Osman Kavala tepkisi: Hukuk ayaklar altında
Star:
Başkan Erdoğan'dan Biden'a sert tepki: Bağışlamamız mümkün değil!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Remzi Özdemir, 25 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Bir inat uğruna ateşe atılan ekonomi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Sadece bir inat! Evet! Bugün yaşadığımız büyük kriz, zamlar, enflasyon ve sıkıntılar sadece bir inat uğruna. Ekonomist Prof. Dr. Selva Demiralp, Türkiye'nin bu inadının bir gün üniversitelerde ders kitaplarına konu olacağını söylüyor. Bütün dünya pandemi sonrası yüksek enflasyondan kurtulmak için faiz yükseltirken, biz o inat uğruna faiz düşürdük. Kur 18 liraya yükseldi. Tekrar 18 liradan 15 milyar liranın altına düşürmek için yaklaşık 800 bin kişiye her ay kur farkı adı altında para ödüyoruz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu para kimden çıkıyor? Tabii ki bizden çıkıyor. Üst katınızdaki Ahmet Bey'in parası var ve dolar alıyor. Sizin hiç paranız yok. Devlet Ahmet Bey'e diyor ki, "Sen dolar alma ben dolardaki artış kadar farkı sana alt kat komşundan dolaylı vergi adı altında alıp vereceğim."
84 milyonluk ülke 800 bin kişiye çalışıyor.
Sırf bu kişiler dolar almasın diye.
İşin garibi dolar almayanın da aklına bunu soktular. Adam parasını normal banka mevduatında tutuyordu hemen parasını kur korumalı hesaba çevirdi. Nasıl olsa yine mevduatını alacak. Bir de kur artarsa devlet ekstradan para ödeyecek.
Emeklisini 1100 liralık bayram ikramiyesini bile bütçeye yük oluyor diye eleştiren bir iktidar, bu 800 bin kişiye her ay rüşvet dağıtıyor.
800 bin kişi zenginleşirken 84 milyon insanın ekonomik durumu daha da kötüleşiyor.
Tüm bunlar bir inat uğruna. Bu inat gerçekten Selva hocanın dediği gibi yarın ders kitaplarında okutulacak.
Neydi bu inat? Yüksek faizin enflasyona neden olduğu. Dünyada Nobel ödüllü olmak üzere bütün ekonomistlerin tersi bir tez. Aslında buna tez bile denilmez ama biz diyoruz işte. Üstelik dünyanın bırakın kabul edip reddetmeyi, tartışmayacağı kadar saçma bir tezi Türkiye'de bazı ekonomistler savunabiliyor. İşte bu inadın ısrarlı savunucuları ve destekçileri Türkiye derin fukaralık çukuruna yuvarlanırken sadece seyrediyorlar. Mübarek Ramazan ayında insanlar sofralarına et bile koyamazken, birileri halen inanmasa bile koltuk sevdası uğruna bu inada destek verebiliyor. Amerikan Merkez Bankası FED, enflasyonu düşürmek amacıyla daha fazla ve agresif faiz artıracak. Bu şu anlama geliyor: Bütün dünyada dolar daha çok değerlenecek. Türkiye gibi kasasında 50 sent dahi rezerv bulunmayan ülkeler, öyle kolay kolay borç bulamayacak.
Geçen ay 2 milyar dolar kredi için yüzde 8,5 faiz veren Türkiye, FED'in faiz artışından sonra belki de 11-13 faizle borçlanacak.
Bu faizi kim ödeyecek? Tabii ki biz değil! Bizim çocuklarımız ve torunlarımız. Büyük bir fırtına Türkiye'ye yaklaşıyor ve biz halen bu inadın arkasında durup birilerinin gözlerindeki ışıltıdan umut arıyoruz.
Allah bize önce akıl fikir versin, sonra da yardımcı olsun. Aklı olan bireysel tedbirini alır ve o büyük fırtınadan kendisini ve ailesini korur.
...***
Orhan Bursalı 25 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Millet iradesi çalınabilir mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye Cumhuriyeti Meclis ile kuruldu demiştim dünkü yazımda. “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözü Meclis’te asılıdır. Bu demektir ki ülkeyi yöneten, yönetmeye talip olanların hepsi bu iradeye saygı gösterecektir, göstermesi beklenir. Bu anayasa emridir. Diyorsunuz ki anayasayı takan mı var... Doğrudur, anayasayı boş verseniz bile burada millet iradesi söz konusudur. Buna saygısı olmayanın hiçbir şeye saygısı olmaz. Milletin iradesi çalınır mı, çalınır; demokrasiye, millete, iradesine, yasalara, anayasalara saygısı ve itibarı olmayan, iktidar için her şey yapılır anlayışında olanlar, çalarlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
2023 Haziranı’nda yapılacak seçimlerin iktidarca manipüle edilebileceği konusunda yaygın bir kanaat var. Bu kanaati doğuran nedenleri de çok yaşadık. En son seçim yasasında, il ve ilçe seçim kurullarının başkanlarının ve üyelerinin kıdem esasına göre belirlenmesi kuralı kaldırıldı, kurul başkan ve üyelerinin birinci sınıfa ayrılmış hâkimler arasından kura ile belirlenmesi kondu. Ve üstelik henüz iki yıl daha görev süreleri bulunan kıdemli kurul başkan ve üyeleri görevlerinden atılıyor, yerlerine kurayla belirlenecek yeni kurul başkan ve üyelerinin yerleştirilmesi öngörülüyor.
Birinci sınıf hâkimlerin büyük çoğunluğu bu iktidar tarafından atandı da ondan. Şimdi onlardan atanmalarının karşılığını mı bekleyecekler?
CHP bu maddenin iptali için, anayasaya aykırılık nedeniyle AYM’ye başvurdu. Aynı zamanda, cumhurbaşkanını seçim yasalarından muaf tutan maddenin de… Neden muaf? Kel alaka! İktidarda hiç utanmak yok.
YSK’nin tam da oy kullanma anında damgalanmamış pusulaların da kullanılabileceği gibi kararları, iktidarın beklentilerine uygun bir yargı profilinin işbaşında olacağının kesin işaretleridir. İl-ilçe kurulları ve YSK, tüm seçimlerin tek ve itirazsız karar merciidir. İktidar “sandıktan çıkamazsak, kurullardan çıkarız” şeklinde özetleyebileceğimiz bir anlayışla seçime gidiyor.
Öyle olur mu?!
Dün dedik ki milletin egemenliğini tescil edecek her şey iktidar tarafından törpüleniyor, zedeleniyor, önemsizleştiriliyor. Milletin egemenliğinin gerçekleşmesini sağlayacak tüm kurallar...
Sandık güvenliği için muhalefet özel koruyucu önlemler almak zorunda.. Oy pusulaları için özel önlem almak zorunda.. iktidarın elindeki tüm devlet güçlerini seçim süreci içinde baskı araçları olarak kullanmasına karşı, muhalefet önlem almak zorunda…
...***
Akın Aydın 25 Nisan tarihli Yenimesaj gazetesinde, " AKP 2023 için söylem bulamayacak"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"2002'de iktidara geldiler. Çıraklık, kalfalık, ustalık derken 20 yıl oldu ve şimdi geçiş dönemi diye bir tabir kullanıyorlar. Çıraklık döneminde sattılar. Kalfalık döneminde sattılar. Ustalık döneminde yine sattılar. Geçiş dönemi (rejim değişikliği) ise tam bir çöküş oldu. 2023 dediler, 2053 dediler, 2071 dediler. Şimdi 2023'te kapıya dayandı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Merak ediyorum milletimize 2023 için ne vaat etmiştiniz, ne verdiniz ve elde ne kaldı?
Erdoğan ve AKP'ye göre 2023'te Türkiye, dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birisi olacaktı. İlk 20'ye bile giremedik.
Erdoğan ve AKP'ye göre 2023'te kişi başı milli gelir en az 25 bin dolar olacaktı. Şimdi 7 bin doları öp başına koy, diyorlar.
Erdoğan ve AKP'ye göre 2023'te enflasyon ve işsizlik %5'in altında olacaktı. Enflasyonda dünyada sondan üçüncü durumdayız.
İşsizlik patlamış vaziyette. Diyeceksiniz ki! 2022 yılındayız. Gün doğmadan neler doğar. Bunlar ekonominin kitabını yazdılar. Biz ne yaptığımızı biliyoruz, diyorlar.
Umut iyidir kardeşim. Ama gerçekler üzerine kurulursa. 20 yıllık AKP'nin geride bıraktığı gerçekler umut değil zifiri karanlık.
En son bir KKM çıkardılar değil mi? Kur korumalı mevduat sistemi. Diğer adıyla fakirden alıp zengine verme sistemi.
Zenginler bu sisteme para yağdırıyor. Neden? Çünkü zarar etme şıkkı yok. Kesin kazanç. Ekonomi uzmanları 1 yılda bu sistemin Hazine'ye yani sana, bana maliyeti 400 milyar TL'den fazla olacak, diyor.
Bir ülkenin ekonomi karnesi neresidir? İcra daireleri. 84 milyon insanımızın (çocuklar dahil) 23 milyon 600 bini icralık. Gel de 2023 için umutlu ol. Ama daha beteri var.
Türkiye'nin brüt dış borç stoku 2021 sonu itibarıyla 441,1 milyar dolar ve 173 milyar dolarını 2023'te ödemek zorunda. İç borç ise 1 trilyon 700 milyar lira seviyelerinde.
İhracatta rekorlar kırıyoruz, diyorlar. Rakam olarak doğru. Parası olan Türkiye'ye koşuyor.
Peki, Sayın Erdoğan başta olmak üzere Maliye Bakanından, Ticaret Bakanından ithalat ile ilgili tek kelime duyan var mı?
Yok. Neden bahsetmiyorlar? Çünkü ithalatta da rekorlar kırılıyor. Cari açık patlamış vaziyette.