Mayıs 17, 2022 08:21 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Akşener'den iktidara ekonomi tepkisi: Hani ağustosta enflasyon düşüyordu?

Yeniasya:

Bütçe Nisan’da da açık verdi

Milli gazete:

Benzi 23'e dayandı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Barış Terkoğlu 16 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Sokak eylemlerine SADAT hazırlığı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Kılıçdaroğlu, SADAT’ın kapısına gitti. Parmağıyla gösterdi: “Bu kuruluşun hedefleri arasında gayri nizami harp eğitimi var. Yani, sabotaj, baskın, pusu kurma, tahrip, suikast ve tedhiş. Arapça ‘tedhiş’, Türkçesi de ‘terör’.” Okuyanlar hatırlayacaktır. SADAT’taki gayri nizami harp eğitimlerini de tedhiş meselesini de anlatmıştım."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Kılıçdaroğlu’nun ardından bir daha bakmak gerekiyor... SADAT’ın sitesinde verdikleri eğitimler anlatılıyor. Biri de “gayrı nizami harp paketi”. Elbette askerlere ya da polislere vermiyor. Temel askerlik eğitimi bilgisine sahip siviller alıyor. Peki kursları kimler veriyor?

Yanıtı belli. SADAT, eski TSK personeli bilgisini kullanıyor. Nitekim SADAT’ın kurucusu ve eski Cumhurbaşkanı Başdanışmanı emekli General Adnan Tanrıverdi de gayri nizami harp uzmanı. SADAT şimdi silse de bu konuda bir iş ilanı vermiş. Arşivden çıkardığım o ilanda şu yazıyor: “Nizami, Gayri Nizami ve Özel Harekât Eğitmeni Personel Alımı Duyurusu.”

Tam da Suriye krizinin patladığı günlerde verilen ilanda “iyi derecede İngilizce ve Arapça bilme” şartı dikkat çekiyor. İlanın muhatabı ise “45 yaşından genç eski TSK mensupları”. 

Yani TSK personeli, erken yaşta ayrılıp SADAT’ta işe başlıyor.

Peki, eğitimi alanlar hangi özellikleri kazanıyor? Bundan da bahsetmiştim. SADAT yazmış: “Başta psikolojik harp ve harekât olmak üzere, sabotaj, baskın, pusu, tahrip, suikast, kurtarma ve kaçırma, tedhiş.”

Sabotaj, kaçırma ve suikast bir yana, Kılıçdaroğlu’nun dikkat çektiği “tedhiş” kavramına da değinmiştim. Zira tedhiş ile terör aynı anlamı karşılayan kelimeler. SADAT, tedhiş-terör eğitimi verdiğini kabul ediyor.

Ayrıca... Kolaylıkla yapılan casusluk suçlamasındaki kriterlerin bu meseleye uygulanması da tartışılabilir. Zira ilanlarda görüldüğü gibi, eski TSK personeli, TSK’de öğrendikleri özel savaş ve silah bilgilerini, teknik ve taktik birikimi, yabancı güçlere öğretiyor. 

Öyle anlaşılıyor ki seçime doğru, suikast-provokasyon-terör duyumu alan Kılıçdaroğlu, SADAT hamlesiyle, iktidara bir mesaj verdi. Testi kırılmadan “Aklınıza bile getirmeyin” dedi. Geçmişten öğrenen insan, geleceğe de yön verir. Yeter ki izleyici olmak yerine müdahaleyi seçsin.

...***

Hakan Albayrak 16 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, " Davutoğlu’nun teklifi, DEVA’nın tavrı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" AK Parti’deki yozlaşmayı hazmedemeyen ve AK Parti’nin kuruluş ilkelerini ihya edecek yeni bir siyasi hareketin başlatılmasını umutla bekleyen geniş bir kitle, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın iki ayrı parti kuracağını anlayınca hayal kırıklığına uğramıştı; o gün bugündür onlara sitem ediyorlar “Niye ayrı düştünüz? Güçlerinizi niye birleştirmediniz? Neyi paylaşamadınız?” diye; bu ayrışma yüzünden seçim barajına takılabilecekleri ve onlara verilen oyların boşa gidebileceği endişesiyle “Bari partileriniz mevcut ittifaklardan ayrı bir ittifak kursun” da diyorlar o gün bugündür."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Niye “ayrı bir ittifak”?

Çünkü AK Parti ve Cumhur İttifakı’ndan ne kadar soğumuş olursalar olsunlar, CHP liderliğindeki Millet İttifakı’na ısınmaları söz konusu bile değil.

Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin “üçüncü ittifak”la yeni bir siyasi mecra oluşturmak yerine Millet İttifakı’na katılacağı algısı, bu kitlenin ezici çoğunluğunu şimdiye kadar onlardan uzak tuttu.

O algı bile seçmen desteğinin yüzde 1 ilâ 3 civarında kalmasına yol açmışken, söz konusu partilerin seçimlere sahiden “üçüncü ittifak” yerine Millet İttifakı çatısı altında girmeleri halinde nasıl bir duruma düşeceklerini varın siz hesap edin.

Bu partilerin oy potansiyelleri ancak “üçüncü ittifak”la harekete geçirilebilir.

Nitekim Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Halk TV’den İsmail Saymaz’a verdiği beyanatta, Saadet Partisi’ni de dahil ederek “Üç partinin AK Parti'ye oy verenlere güven verecek ortak tutum içine gelmesi çok faydalı olur” dedi, “üçüncü ittifak” için bir kere daha zemin yokladı.

“Bir kere daha” diyorum, çünkü Davutoğlu’nun, geçen sene temmuz ayında, AK Parti’nin ‘Biz gidersek dindarların kazanımları da gider’ söylemleri üzerine, hem o kazanımları savunmaya hem de o kazanımların suiistimalini önlemeye matuf üçlü bir deklarasyon için DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’na teklif götürmesi de böyle bir zemin yoklamasıydı.

Uzattığı el havada kalmıştı o vakit.

Bu sefer de havada kalıyor. DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, Halk TV’den İpek Özbay’a verdiği beyanatta dedi ki:

"Burada aynı düşünce, aynı dünya görüşü, aynı gelenekten gelmek doğrudur. Eş zamanlı olarak bazı siyasi partiler içerisinde birlikte hareket ettik. Ama yepyeni bir siyasi kültür inşa ettik biz DEVA Partisi'nde. Partimizde toplumun çok değişik kesimlerinden isimler var. Ve parti yönetimimizle, başkanlık divanımızla farklı düşünceleri yansıtan bir yapıya sahibiz… Bu düşünce (DEVA, Gelecek, Saadet ittifakı düşüncesi) altılı masaya oturmadan önce de DEVA Partisi’ne iletilmiş bir düşünceydi. Ancak biz altılı masada yarınların Türkiye’sini inşa etmenin daha kolay olabileceğini, daha doğru bir yöntem olabileceğini düşünerek altılı masayı tercih ettik. Bu masaya oturduktan sonra tek başımıza DEVA Partisi değiliz. DEVA Partisi’nin organları da tek başına buna karar veremez.”

Çok zayıf argümanlar.

Madem altılı masaya oturduktan sonra DEVA Partisi artık tek başına DEVA Partisi değil ve DEVA Partisi’nin organları buna tek başına karar veremez, öyleyse seçimlerde nasıl bir yöntemin izleneceğine dair o masada henüz mutabakata varılmamışken “Demokrasi ve Atılım Partisi önümüzdeki seçimlere kendi adıyla, kendi şanıyla, kendi logosuyla girme kararını almıştır” demek de olacak şey değildi; nasıl oldu bu?

Ve DEVA Partisi’nde “toplumun çok değişik kesimlerinden isimler var”sa Gelecek Partisi’nde de var; buna “yepyeni bir siyasi kültür” denecekse o kültür Gelecek Partisi’nin de kültürü değil mi?

...***

Mehmet Kara 16 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, " Olmuyor, olmazzz!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Sebze ve meyve fiyatlarında astronomik fiyatlar vatandaşın alımını zorlaştırırken, tane ile alır duruma gelmesi hayat pahalılığının bir göstergesi oluyor. 20 yıldır iktidarda olan hükümet ise bu zamların sorumlusu olarak stokçuları ve fırsatçıları gösteriyor. Zamların “devlet” tarafından yapılmadığını söylemekle kalıyor. İhracat yasakları, sabit fiyat, komite kurmak, ucuz market sayısı arttırmak, KDV indirimleri, enflasyon timleri getirilmesi gibi yöntemler deniyor ama çare bulamıyor. Baskınlar, cezalar getiriyor yine fiyatlar inmiyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

...***

Demek ki bunlar çare olmuyorsa başka şeyler yapmak lazım. Mesela hasat mevsiminin yaklaştığı şu günlerde mazot ve gübre fiyatlarını indirmek neden akıllarına gelmiyor. Ya da geliyor da büyük bir kazanç kapısı yapmak mı istenmiyor acaba, insanın aklına geliyor. 

Sorun tarlada çözülmezse, çözüm orada bulunmazsa şimdi tane ile alınan salatalık, domates, patates ve soğanı, birçok üründe olduğu gibi, “kilitli reyonlar”dan almak ya da sadece bakmak zorunda kalacağız. 

Olmuyor, olamıyor bu inat neden anlamak mümkün değil. 

Hükümete yakın gazetecilerden birisi zamlardan zincir marketleri sorumlu tutup, ilgili bakanların bunların tepesine binmesini isterken, Türk Demokrasi Vakfı Başkanı Salih Uzun, “İşleyen demokrasiniz olacak. Devlet şeffaf olacak. Meslek örgütleri ve STK’lar bağımsız olacak, kimseye yaranmaya çalışmayacak. Piyasa kendi dengesini bulacak. Kimse de kimseye çağrı yapmak zorunda kalmayacak” yorumunda bulunuyor. 

İşin başka ve önemli bir yanı da bu. Şu anda bunlar var mı, maalesef yok.