Mayıs 18, 2022 08:19 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Milli gazete: Bütün fabrikaları sattılar

Yeniasya:

Bağımsız yargı yoksa hiçbir reform yapılamaz

Star:

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dağ: Kılıçdaroğlu'nun ''Çark politikası'' kendi örgütünü bile bezdirdi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Kazım Güleçyüz 17 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, “6 lider; buyrun mitinge”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Kavala, Gezi davasının diğer sanıkları, Demirtaş ve içerideki diğer HDP’liler, 15-20 Temmuz sürecinin kurbanları... derken, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na, yıllar önceki tweet’leri sebebiyle verilen cezanın Yargıtay’da onanması, uzadıkça uzayan bir zincirin son halkası oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Karar en başta CHP’nin tepkisini çekti. Kılıçdaroğlu “Hep birlikte, bu ülkeye çektirilen zulme son vereceğiz. Doğusu, batısı, güneyi, kuzeyi. Vicdanı olan her vatandaşla beraber yol yürüyeceğiz. Türkiye’yi zulüm ve zalimden kurtaracağız. En karanlık anın, şafağa en yakın zaman olduğunu biliyoruz” dedi.

6’lı masanın diğer liderleri de konuştu.

Uysal: “Ceza, baştan sona siyasetin direktifiyle işleyen yargı süreciyle verildi. Ülkeyi ‘gücü eline geçirenin, muhaliflerinin celladı olduğu’ çıkmaz sokaktan birlikte çıkaracağız.”

Akşener: “Dünün mağdurlarının mağrur olduğu ucube sistem Türkiye’yi daha fazla taşıyamaz. Sandık gelecek, vesayet bitecek.”

Karamollaoğlu: “Siyasî kararların odağı haline gelen yargı kurumunu yeniden ayağa kaldıracağız. Adalet mekanizmasını muhalefeti susturmak için kullananlar da, buradan siyasî bir kazanç devşireceklerini zannetmesinler. Adalet bir gün herkese lâzım olur.”

Babacan: “Nereden gelirse gelsin, haksızlığa boyun eğmeyiz. Verilen cezanın hedefinde demokratik siyaset olduğunu biliyoruz. Bu adaletsizlikten hep beraber kurtulacağız.”

Davutoğlu: “Hedef siyasete gözdağı vermek. 90’ların yargıyı araçsallaştıran vesayetçi anlayışı ile iktidarda kalamazsınız. Ayarını bozduğunuz kantar, gün gelir, sizi de tartar.”

İçine fitne sokulup bozulması için her türlü tertibe başvurulan 6’lı masadaki ortak iradenin güçlenerek devam ettiğini de gösteren bu tepkiler, CHP’nin Bursa için planlayıp karar üzerine İstanbul’a taşıyacağı mitinge yine lider düzeyinde iştirak edilerek yansıtıldığı takdirde çok daha kuvvetli bir mesaj verir.

Ne zamandır çağrısını yaptığımız ortak mitinglerin ilki de böylece gerçekleşmiş olur.

Kaftancıoğlu kararının iktidar cenahını da rahatsız ettiği ve bunun medya ile açığa vurulduğu bir ortamda muhalefet, bu hadiseyi, dayanışmasını daha da pekiştirme ve güçlendirme fırsatı olarak da değerlendirmeli. Teklif ve çağrı bizden, karar onlardan...

…***

Evren Devrim Zelyut 17 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Dolar kıtlığı başlıyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye'nin adım adım dolar kıtlığına girdiğini gösteren çok önemli veriler açıklandı. Bunlardan ilki Merkez Bankası'ndan geldi. Merkez Bankası cari açığa ilişkin verileri yayımladı. Ne oldu o muhteşem ihracat rakamları? Nerede? Patladı diyordunuz, o zaman neden dış ticarette eksi veriyoruz. 12 aylık açık olan -24 milyar dolar yerinde kalsa iyi… O rakam daha da bozulacak çünkü ürettikçe ithal eden sisteme ek olarak enerji maliyetleri de yerinde durmuyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Dolar kıtlığının ana sebebi ürettikçe yarı mamul ithal etmemiz dedik. Ama bir neden de AKP'nin kavgacı iç ve dış politikaları. Seçmenlerini bir arada tutmak, çözülmeyi önlemek için, iç ve dış sert söylemlerde bulunması yatırımcıları korkutuyor, ülkeye, ekonomiye olan güveni azaltıyor. Azalan güvenle beraber yatırımcılar Türk hisse ve tahvillerini satıp, paralarını alıp kaçıyor. Bu kaçış neticesinde dolar miktarı azalıyor, kıtlaşıyor ve kur yukarı gidiyor.

Kaçan sermaye devasa boyutlarda. Erdoğan başkan olmadan önce 2017 yılında yabancıların elindeki hisse miktarı 51 milyar dolar, tahvil miktarı ise 30 milyar dolardı. Şimdi bu rakamlar, 19 milyar dolar hisse, 2,3 milyar dolar tahvil şeklinde. Aradaki fark yaklaşık -60 milyar dolar. Düşünebiliyor musunuz tam 60 milyar dolar öfke dili nedeni ile kaçmış…

Önceki yazılarımızda kaçanın sadece portföy yatırımları olmadığını, kurulması planlanan fabrika yatırımlarından da vazgeçildiğini belirtmiştik.

Ne olmuştur kaçan para ile? 60 milyar dolar çıkınca kur yukarı giderek firma maliyetlerini ve enflasyonu artırmıştır. Gelmekten vazgeçen fabrikalarla işsizlik artmıştır.

Dolardaki kıtlığın artacağını gösteren bir haber de bütçeden geldi. Maliye Bakanlığı bakın neler söylüyor:

"2022 yılı Nisan ayında merkezî yönetim bütçe giderleri 214,3 milyar TL, bütçe gelirleri 164,1 milyar TL ve bütçe açığı 50,2 milyar TL olarak gerçekleşmiştir."

Nisan ayında ödenen faiz 19,1 milyar TL oldu. Ocak-Nisan arası ise faiz ödemesi tam 103,9 milyar TL olarak gerçekleşti.

Ülke bütçesinin nereden nereye geldiğini rakamlarla gösterelim, böylece durumun nasıl kötüye gittiğini daha rahat görebiliriz.

2017 yılında başkanlık seçimi öncesinde bir yıldaki bütçe açığı 49,3 milyar TL idi.

2018 yılında açık, 72,5 milyar TL'ye yükseldi.

2019 yılında açık 124,3 milyar TL oldu.

2020 yılında açık 178,1 milyar TL'ye çıktı.

2021 yılında ise rakam 196,8 milyar TL'ye vurdu.

Rakamın yıllar içinde nasıl arttığını görüyor musunuz? Şimdi bir ayda 50 milyar TL açık verildi. Peki ne olacak bu işin sonu? Açık böyle artmaya devam mı edecek? Bu işin sonu Osmanlı'nın 1854 Kırım Savaşı sonrasındaki aldığı ilk borçtan yirmi yıl sonra batması gibi olur.

Türkiye tarihinde görülmemiş bir şekilde ekonomide her başlıkta büyük bir zafiyet, çözülme, çöküş izliyoruz. Cari açık artıyor, kur yukarı gidiyor, işsizlik düşmüyor, enflasyon yükseliyor, bütçe korkunç büyüklükte açıklar veriyor, bu açıklar geleceği tehlikeye atacak ölçüsüz borçlar ve zamlarla kapatılmaya çalışılıyor…

…***

Şakir Tarım 17 Mayıs tarihli Milli gazetede, “Ülkenin Sorunlarını Kim Çözecek?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“SİYASİ tansiyonun yükselişe geçtiğinin farkında mısınız? Bunun halka da yansıdığı kimsenin meçhulü değil. Eskiden TV’lerin açıkoturumlarında saygı ve uzlaşı üslubu hâkimdi. Şimdi, insanların farklı düşünceye sabrı yok. TV programlarında gerilim yaşanıyor. Kavgaya dönüşen programlar görüyoruz. Sunucu yayını ara vermek zorunda kalıyor. Çarşı, pazar, yollar, otobüsler ve metrolarda da benzeri manzaralar!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Güvenlik, sığınmacılar, ekonomi, hayat pahalılığı, faiz, kur, enflasyon, eğitim gibi konularda çözüm bekleyen pek çok sorunumuz var. Bazı yöneticilerin kavgacı ve ayrıştırıcı bir dil kullanmaları düşündürücü! Hele, hükümetin tutumu insanı şaşırtıyor. Ülkeyi onlar yönetiyor. Sorumluluk omuzlarında. Asıl birleştirici, kaynaştırıcı üslup kullanması gereken hükümet! Fakat rakibine, ağır sözler eden iç barıştan sorumlu bakanımız var.Yönetici ve sorumluluk sahiplerinin tedirgin edici sözler kullanması hiç de hayra alamet değil. Hükümetin başı Mayıs 2021’de şöyle demişti: “Bunlar iyi günleriniz! Daha neler olacak, neler!” 11 maaşlı müdür, 5 maaşlı danışman iddialarına cevap veren yok. AKP kurucularından Kırıkkale eski Milletvekili Kemal Albayrak, “Hukukun bittiği yerde diktatörlük başlar” (Yeniçağ, 25.06.2021) demişti.Nagehan Alçı, seçim gerilimi yükselip kan akabilir, diyerek uyardı: “Hem muhalefet, hem iktidarın muhakkak bir orta yol bulup bir an önce bir uzlaşı zemini oluşturmaları çağrısında bulunuyorum. Bunun için hatta yalvarıyorum.” (Habertürk, 8. 10. 2021)

Sinirler, kutuplaşma ve nefretin hâkim olduğu bir atmosferde, bu gibi çağrılara kulak verilmelidir. İç barış ve güvenliği sağlayacak kurumların başında hukuk geliyor. Hukuk hepimize lazım! Yargının yıpranmaması, yıpratılmaması gerekiyor. Son zamanlarda yargının verdiği bazı kararlar üzerinden kamuoyu ikiye bölündü. Bu, hayra alamet değil. Toplumda tedirginlik oluşturuyor.Kavala olayında, başlangıçta “berat” kararı verilmişken; yeniden yargılamada “müebbet” verildi. Bu konudaki “uç” görüntü kamuoyunu rahatsız etti. Kaftancıoğlu kararında da, hakaret içeren sözlerin 7 sene önceye ait olduğu konuşuldu. Yargı bu bilgiye yeni mi ulaşmıştır? Açıklık getirilmesine ihtiyaç var.Yandaş medya, yargıya gösterilen tepkiye, “Erdoğan düşmanlığı” basitliği ile yaklaştı. Bu, gerçeği yansıtmıyor. Karara, muhalefetin tepkisi kadar, hükümet yanlıları da tepkili. Hukuk gibi hassas bir alan benmerkezci bir tavrı kaldırmaz. “Hak” denildiği zaman akan sular durur.