Haziran 01, 2016 08:56 Europe/Istanbul

Mustafa Kaya, Milli gazetede, “Başbakan Ekonomi Danışmanlarınızı Değiştirin”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Binali Yıldırım başkanlığındaki 65. Hükümet programı önceki hafta bizzat Başbakan tarafından TBMM’de takdim edildi ve geçtiğimiz Pazar günü yapılan Genel Kurul’da ise güvenoyu alarak kabul edilmiş oldu.Programda değerlendirilmesi gereken birçok nokta var ama ben kilo başına ihracatta 10 USD hedefine takılmış durumdayım. İlk duyduğumda acaba bir dil sürçmesi olabilir mi diye düşündüm ancak ifadenin özellikle seçildiğini ve programa konulduğunu gördüm.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Başbakan konuşmasında “İhracatı artırmakla kalmayacağız, aynı zamanda ihracatımızın kalitesini de artıracağız. Yani kilo başına ihracatımızın birim değerini 2 dolarlardan 10 dolarlara çıkaracak yüksek teknolojik değeri olan katma değerli ürünlere öncelik vereceğiz ve Türk imalatlarını destekleyeceğiz.” dedi.

Hedef güzel, takdim iyi de nasıl olacak bu? Türkiye’nin şu anda kilo başına ihracat geliri 1,6 USD. İhracatımızın %60’ı ithalata bağımlı. Yani ithalat yapamazsak ihracatımızın yarıdan fazlasını gerçekleştiremiyoruz. Zaten yıllardan beri dış ticaret açığı ile boğuşmamız bu yüzden.

Peki bu noktada bizim şu veya bu şirket diye hemen aklımıza gelen ve dünyaca kabul edilen kaç marka ve ürünümüz var?

Türkiye Ar-Ge yatırımlarında OECD ortalamasının altındaki 5 ülkeden biri konumunda. Ayrıca özel sektör Ar-Ge’sine en az kamu desteği veren 11 ülkeden biriyiz. Yükseköğretim harcamalarında da durumumuzun hiç de iç açıcı olmadığını ve yine OECD ortalamasının çok altında bir yerlerde bulunduğumuzu biliyoruz.

Diğer taraftan sınır komşularımızdaki iç karışıklıklar ve Rusya krizi nedeniyle mevcut ihracat potansiyelimizi de kullanamaz durumdayız. Hal böyleyken hem teoride hem de pratikte hangi radikal kararları alacağız da, kg başına ihracatımızda 10 USD hedefine ulaşabileceğiz?

Devletin öncülük etmesi alanlar dâhil, üretimden elini eteğini tamamen çektiği bir ekonomi anlayışı ile yola devam ediyoruz. Yatırım planlarımızı,  fabrika, sanayi ve yüksek teknoloji değil yollar ve havaalanları belirliyor. Bunlar yapılmasın demiyorum ancak bu yatırımların bize dünya ile rekabette farkındalık oluşturabilecek bir katkısı olur mu takdiri size bırakıyorum.

80’li yılları tekstil, 90’lı yılları turizm, 2000’li yılları ise inşaat ile kurtarmaya çalışan bir Türkiye’nin yüksek teknolojik değeri olan katma değerli ürünleriyle öne çıkması bu ekonomi modeliyle pek mümkün görünmüyor. Hatta mevcut durumu koruyabilmesi bile kısmi başarı sayılabilir.

Bununla birlikte Kayıt Dışı Ekonomi ile günü kurtaran bir modelin, ülkesine giren sıcak paranın nereden geldiğini bilmediği için  “kaynağı belli olmayan para” diye kayıt altına alan bir ekonomi yönetimi ihracatta kısa-uzun vadeli programları hayata geçirebilir mi?

Başbakan hükümetinin programını bu anlayıştan farklı kılmak istiyorsa, kendisiyle birlikte bütün milleti yanıltan ekonomi danışmanlarını değiştirmekle işe başlayabilir.

…***

Emin Çölaşan, Sözcü gazetesinde, “Her şey jet hızıyla”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İktidar Meclis dahil her yerde mutlak çoğunluğu sağlamış olmanın rahatlığını ve keyfini yaşıyor.Yeni hükümetin programı geçen hafta Meclis'te okundu.Bakanlar Kurulu listesi saraya sunulmuştu, doğal olarak onaylandı. O listeyi zaten saray hazırlamıştı, dostlar alışverişte gördü.Hemen ardından sıra geldi önceden hazırlanmış olan hükümet programının okunmasına ve güvenoyu alınmasına. Hiçbir aşamada herhangi bir sorun yoktu.İş otomatiğe bağlanmıştı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Son sadrazam Binali Bey çıktı Meclis kürsüsüne, eline verilmiş olan programı okudu…

Herkes bıkkındı, kös kös dinledi!İki gün sonra güven oylaması yapıldı ve AKP oylarıyla iş bitti.Ne ilginçtir, hükümet programı iktidar yalakası yandaş medyada bile yer bulmadı. Nesi bulacaktı ki!..Aynı laflar üç aşağı beş yukarı eski sadrazam Ahmet'in hükümet programında da yer almıştı.

O halde onu niye şutladılar!Eski hamam eski tas, sadece tellaklar değişmişti.Çok kısaca bakalım:

“Hükümetimiz terörle ve FETÖ paralelcileri ile mücadeleyi sürdürecektir, yargının güvenilirliği sağlanacaktır, gençlerimize iş bulunacaktır, yeni anayasa hazırlanıp başkanlık sistemine geçilecektir, yargıda, sağlıkta, eğitimde ve her alanda reformlar yapılacak, mali disiplin sürdürülecek, ekonomik büyüme gerçekleşecek, kültür ve sanata önem verilecektir…”

Bol miktarda cektir caktır, falan filan!..Bir sürü palavra, bir sürü tıraş… Standart, alışılmış, bıktırıcı ve içi boş vaatler…Bunlar Meclis'te okundu, üzerinde hemen hiçbir tartışma yapılmadı, birkaç dakika sonra unutulup gitti.Şimdi soruyorum, Meclis'te güvenoyu alan bu göstermelik hükümet programını acaba kaç milletvekili adam gibi okudu?

Ben diyeyim 10, siz deyin en fazla 15…Zaten okumalarına da gerek yoktu. Okumak zaman kaybıdır.Kelle çoğunluğu ellerinde, her şey günler öncesinden belliydi. Göstermelik tiyatronun senaryosu bir kez daha aynen hazırlanmıştı…Binali dahil figüranlar rollerini oynadı, iş bitti.

…***

Erdal Sağlam, Hürriyet gazetesinde, “Yerlinin döviz satış eğilimi bozulunca”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“BANKACILAR son dönemde döviz tevdiat hesaplarındaki bozulmanın 10 milyar dolar civarında olduğunu tahmin ediyorlar.Kurlar yükselmeye başladıkça, dolar kuru 2.90 TL civarına geldiğinde ciddi döviz satışı oluyor. Kısacası; yerlilerin döviz satışı olmasaydı, kurlar şimdi çok daha yüksek noktalarda olurdu.Yurtdışındaki yatırımcılarda ise TL’nin değer kaybedeceği yönünde yaygın bir kanı olduğunu görüyoruz. Bu kanı banka raporlarına da açıkça yansıyor. Bankacılara bunu sorduğumda tam olarak yanıt veremiyorlar ama yerli döviz yatırımcılarının kura ilişkin beklentisinin böyle olduğunu belirtiyorlar. Örneğin Davutoğlu kriziyle birlikte yabancı çıkarken kurlar yukarı gittikçe yerlilerin döviz sattığını, bunun da içeride Davutoğlu ya da başkası gelse bile siyasi tablonun değişmeyeceğine ilişkin yaygın bir kanının ispatı olduğunu söylediler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Özetle; yerlilerin kur yükseldikçe döviz satmalarının asıl nedeni siyasi tahminleri, bir başka deyişle içerideki siyasi tablonun değişmeyeceği yargısı. Yerli ve yabancı yatırımcıların TL’ye bakışları arasındaki bu büyük fark ne zaman kapanır, yerli TL’yi korumaya ne zamana kadar devam eder? Aslında bunun yanıtını yine FED verecek gibi gözüküyor. Dışarıda FED’in haziran ayında faiz artırımı yapacağı beklentisi, son açıklamalardan sonra yüzde 40’a yaklaşıyor. Toplantı tarihi yaklaştıkça bu beklentinin daha da yukarı çıkması beklenebilir. Eninde sonunda FED’in, haziranda olmasa da bir sonraki toplantıda, faiz artıracağı ise kesin gibi. Belli ki yerli yatırımcılar henüz FED’in haziran artışını fiyatlamaya başlamadılar. Haziran ya da bir sonraki ayda bu beklentinin gerçekleşmesi kaçınılmaz olduğuna göre, yerli yatırımcının kur seviyesi ile ilgili beklentisinin değişmesi de kaçınılmaz olacak.Yok, yerli yatırımcı FED’e rağmen dolar kurunun 2.90’ın üzerine çıkmayacağını fiyatlar, tavrını ona göre belirler diyorsanız, işte o zaman başka püf noktası var demeye başlayabiliriz.

Döviz tevdiat hesaplarındaki bozdurma işleminin yaygın olduğu söyleniyor. O nedenle ben küresel gelişmelere bağlı yerlilerin kur seviyesine ilişkin tahmininin de değişeceğini sanıyorum. Çünkü o zaman siyasi niyetlerin etkisi kalmayacak. İşte o zaman TL’nin değeri yeniden nerede denge bulur, göreceğiz...

Bence hükümet ekonomik dengelerdeki kur etkisini küçümsüyor. Aksi takdirde faiz ve kurlar üzerine böyle bol keseden Bence FED faiz artışıyla birlikte nelerin değiştiğini Hükümet de görmeye başlayacak. Bir düşünün; sürekli olarak

Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine devam etmesi isteniyor. Haziran ayında Merkez Bankası’nın yine yarım puanlık indirim daha yapması ve üst faizi 9’a indirmesi bekleniyor. Buna karşılık 3 Haziran’da açıklanacak enflasyon verisiyle birlikte yıllık enflasyon rakamlarının yükseleceği tahmin ediliyor. Kaldı ki yükselmese bile çekirdek enflasyon hala yüzde 9’un üzerinde olacak. Yani Merkez Bankası enflasyon yükselirken faiz indirmeye devam edecek. Bu hareketin FED’in faiz artışına denk gelmesinin yaratacağı etkiyi düşünsenize... Bankalar özkaynak kârlılığı ve sermaye şikayetlerini artırmaya başladılar. İlk FED faiz artışında olmasa da bir sonrakinde sermaye kaçışının olmasını, böyle bir ortamda faizleri Merkez indirse bile kendilerinin indiremeyeceğini, yani hükümetin istediği kredi bolluğunun olmayacağını söylüyorlar. Ancak buna rağmen Merkez Bankası hükümetin zoruyla faiz indirmeye kalkışıyor.

Bu yanlışların mali denge ve istikrarı nasıl tehdit edeceğini ise, herhalde yine, yaşayarak görmek zorunda kalacağız.