Haziran 07, 2022 08:09 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: İhtiyaçlarını karşılayamayan sağlık çalışanları mesleklerini bırakıyor: ‘Açlıktan ölüyoruz’

Yeniasya:

En şiddetli gıda krizi yaşanabilir

Karar:

Çarklar yoksulu öğütüyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Oğuz Demir 6 Haziran tarihli Karar gazetesinde, " 25 milyar TL’lik enflasyon hesabı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bugünler geride kaldığında en çok hatırlayacağımız kurumlardan biri de Türkiye İstatistik Kurumu olacak! Her ayın başında yayınladığı enflasyon verileri dışında yayınlamadığı verilerle de tartışmalı bir kurum haline geldi TÜİK! Örneğin salgın döneminde oldukça merak edilen vefat sayılarına ilişkin veriler ve son dönemde oldukça tartışmalı olan göçmenlerin sayıları gibi… Ancak bu ay bir adım ileri gitti TÜİK."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Avrupa Birliği verilerine uyum sağlama bahanesini de kullanarak enflasyon hesaplamasında kullanılan mal ve hizmet sepetine ilişkin ülke genelinde topladığı fiyatları yayınlamadı. İnsanın aklına böyle durumlarda iki soru geliyor.

Birincisi AB’ye uyum kapsamında bu fiyatlar artık toplanmıyor mu? Eğer gerçekten enflasyon hesabı piyasadaki fiyatlarla yapılacaksa topluyor olmaları lazım.

İkinci soru bugüne kadar yayınlanan fiyat istatistiklerinin yayınlanmasında AB bir engel mi? Tabii ki hayır!Dolayısıyla aslında eğer her şey birinci soruya verilen yanıttaki gibi devam ediyorsa AB bir engel değil.

Gerçi buna da kılıf buldu TÜİK!

Dedi ki hiçbir ülkede madde fiyatları yayınlanmıyor.

Ne yani?

TÜİK veriyi yayınlasa mesela AB dönüp ne yaptınız mı diyecek?

AB’nin dönüp, ne yaptınız dediği birçok önemli konuyu sanki çok önemsediler de şimdi konu istatistikler olunca temel takıntımız AB standartları oluyor.

Hem trajik hem komik!

2021 yılında devletin personel giderleri 346,2 milyar TL olmuş. 2022 yılında personele yapılacak ücret artışları ve personel sayısındaki artış da dikkate alındığında bu kalemde planlanan bütçe 425 milyar TL.İlk dört ayda harcanan tutar ise 175 milyar TL. Ayda ortalama 45 milyar TL civarı.

Mayıs ve Haziran’da da 90 milyar TL daha yük geleceğini tahmin edebiliriz. Dolayısıyla zamlı maaş ödemesi başlamadan önceki ilk altı ayda bütçeden yapılan personel harcaması tutarı 250 milyar TL’nin üzerine çıkacak!

Planlanan bütçeden yılın ikinci yarısı için kalan tutar ise 175 milyar TL civarında olacak!

İlk altı aylık enflasyon yüzde 40’a ulaşırsa kamunun hiç yeni personel almadığı durumda dahi üstlenmek durumunda kalacağı ek yük bu durumda son altı ay için 108 milyar TL oluyor.

Mesela bir mucize olur da (!) Haziran ayı enflasyonu 0 gelirse o zaman ilk altı aydaki zam yüzde 35’te kalacak.

Bu durumda ek yük 108 milyar TL yerine 95 milyar TL’de kalacak.

Yani bütçeden ikinci altı ay için toplam 13,5 milyar TL daha az harcanmış olacak.

Bu hesapta emekliler yok. Onları da eklerseniz ilk altı aylık enflasyonun yüzde 40 olması ile yüzde 35 olması arasındaki farkın iyimser bir tahminle 25 milyar TL olduğunu görebilirsiniz.

Gördüğünüz üzere hükümet sonunda tasarruf etmeye karar vermiş…

Neden?

Müteahhitlere ödenecek garanti ücretleri için, kriz döneminde gereksiz yatırımlar için, tasarrufunu dolara çevirmesin diye kur farkı ödediğimiz zenginler için para lazım da ondan…

...***

Mehmet Kara 6 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, " “Kuru ekmek yiyorsa aç değildir”den gelinen nokta"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hayat pahalılığı her geçen gün artarken yoksulluk yerini yokluğa bıraktı. En son olarak da elektrik ve doğalgaza büyük oranda zam yapıldı. Bu zamlara karşı çalışanların ve emeklilerin maaşları ise yerinde sayıyor. Millet zamlar karşısında ne yapacağını şaşırmışken, bir de “açlık” tartışması yaşanıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

2020 yılı sonlarında Meclis’te CHP Grup Başkanvekili Engin Altay ekonominin kötü gidişini anlatırken, “Millet aç’ deyince hoplamayın arkadaşlar, millet aç, perişan. Evet, herkesin midesine bir şey giriyor, kuru ekmek giriyor” diye konuşmuş, AKP Denizli Milletvekili Şahin Tin ise oturduğu yerden  “O zaman aç değil demek” diyerek sataşmada bulunmuştu.   

Altay’ın, “Kuru ekmek… Bu tutanağı alacağım, bak, göreceksin, milletten özür dileyeceksin” sözlerine Tin, “Sen kendin dedin ‘Midesine ekmek giriyor’ dedin” diye karşılık vermişti. Altay da, “Milletin midesine kuru ekmek giriyor sadece diyorum, Beyefendi diyor ki: ‘O zaman aç değiller” demişti. Sayın Tin’in bu sözü yıllar sonra tekrar hatırlanıyor. 

Aradan geçen 2.5 senenin ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yüzünü de ekşiterek, biraz da kızgın bir şekilde, “Birileri çıkıp ‘aç kaldık’ diyor, vicdansızlık yapma ne aç kalması. Aç kalan filan yok, yeter ki bu noktada dürüst ol, samimi ol” diye bir açıklama yapması “açlık” konusunu tekrar gündeme getirdi. 

İşçi ve memur sendikaları kimisi TÜİK’in rakamlarını baz alarak, kimisi de çarşı pazardaki fiyat farklarını araştırarak her ay açlık ve yoksulluk rakamlarını açıklıyor. En son açıklanan rakamlar açlık sınırı 6 bin liranın üzerinde, yoksulluk rakamları ise 19 bin lira civarında. 

Bu rakamlar dikkate alındığında yoksulluk sınırında maaş alanların sayısı nüfusun yüzde 10-15’ini ancak oluştururken, asgari ücret alan milyonlarca çalışanın ve 2.500 lira alan milyonlarca emeklinin “açlık sınırı”nın altında maaş aldığı ortaya çıkıyor.  

Demek ki milletin büyük bir kesimi yoksul, daha büyük bir kesimi ise aç…  

...***

Ahmet Gürsoy 6 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Cumhur ortakları ne düşünüyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Tek konulu bir yazı yazayım dedim ama olmuyor. Çünkü yazacak çok şey var. Sırasıyla bir iki kelam edelim. Ne saray ve ne de ortakları ülkemizdeki yıkımı konu ediniyor. Şeker fabrikalarının arazisi ranta açılıyor. Konut yapılabilecekmiş. Hâlbuki Türkiye, şeker üreten ülke iken, satın alan ülke haline getirildi. Türkiye'nin bu kaybını Bahçeli de, Perinçek de, Destici de dert etmiyor. Onların konusu Fetö. Değilse Kavala. O da değilse Demirtaş."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Her demecinde muhalefeti aynı veya benzer cümlelerle suçluyorlar. Ancak ne hikmetse iktidarın Fetöcü bağlarının sürdüğüne hiç mi hiç bakmıyorlar. Mesela "Gözlerinden ışıltı saçan" ekonomiden sorumlu Nebati Bakanın Pensilvanya'da çekilen boy boy resimleri cumhur ortaklarının umurunda değil.

İktidar medyası, memur ve emeklilere zam yapılacağını yazıyor.

Yalan!

Zam yapılmayacak, enflasyon farkı yansıtılacak. O da TÜİK'in çarpıttığı orana göre olacak.

Zam dediğiniz, enflasyon farkının üstüne fazladan yapılan artışa denir.

Soruyorum: Okuyucularınızı aldatmaktan ne zaman vaz geçeceksiniz?

İktidar gerçek gündem oluşturamayınca saptırma yolunu seçiyor. Gezi olaylarını bugünkü ekonomik yıkımın nedeni olarak açıklıyor. Dün akşam TV'ler bunu tartışıyordu. Böylece suni gündem oluşturmayı başardı diyebiliriz.

Gerçek gündem, açlık, yoksulluk, sefalet, kira artışı, doktor randevusu alamama, Türkiye'de kamudan 10 bin doktorun istifa edip gitmesi, tarımda ortaya çıkan sorunlar vb.dir.

Bunları Erdoğan konuşmuyor.

Ortaklarından Bahçeli konuşmuyor.

Destici konuşmuyor ve Perinçek, Rusya ile Çin'den zihnini kurtarıp halkı göremeyen solcu olarak tarih yazıyor. Dolayısı ile o da konuşmuyor.

Onların konusu belli.

ABD, Fetö, Kavala, Demirtaş, PKK.

Yaz kış aynı suçlama.

Efendiler tekrara düşmediniz mi?

Kılıçdaroğlu'nun sorduğu 10 soruya cevap yok; hakaret var.

Tarih kayıt etti.

128 milyarın kimlere satıldığını pas geçtiler, açıklamadılar. "SADAT ile görüşmedik" dediler ama görüşmeyi itiraf ettiler.

Benim asıl merak ettiğim nedir biliyor musunuz?

Kendilerini yerli, millî, antiemperyalist olarak niteleyen bu iktidar ve ortakları, ABD'ye çok karşı iseler onun Türkiye'deki operasyon gücü olan Gladyo'yu neden silip süpürmüyor?