Türkiye'den köşe yazarları
Yeniçağ: Euro 18 TL sınırını geçti
Milli gazete:
Yanlış politikaların sonucu… Enflasyon sarmalı!
Karar:
BM verileri, Türkiye’de 14 milyon kişinin yeterli beslenmediğini ortaya koydu
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Cevher İlhan 7 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, "Milleti bezdirip yıldırma tuzağı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Aralarında iktidara yakın şirketlerin yer aldığı bütün anket ve araştırma kurumlarının altmışı aşan kamuoyu araştırmalarında “cumhur ittifakı”nın oylarının en fazla yüzde 34-37’de kalmasına mukabil “millet ittifakı”nın yüzde 46-48’i aştığı, “parlamenter sistem işbirliği”ndeki partilerle yüzde 60’lara vardığı bir tabloda “iktidar cephesi”nin “siyasi polemik”leri artıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
En son “Gezi olayları” yıldönümünde göstericilere ve medya mensuplarına sert müdahalenin ardından -dönemin cami müezzininin açık ifadesiyle yalanlanan- “iktidara iliştirilmiş medya” yorumcularının bile yalanlamak durumunda kaldıkları ve iki defa beraatle sonuçlanan “camiye ayakkabı ile girdiler, içki içtiler, saygısızlık yaptılar” uydurmasının dokuz sene sonra bizzat Cumhurbaşkanı’nca yeniden ısıtılıp inadına ve ısrarla ileri sürülmesi bunun tezâhürü.
Belli ki her ne kadar TÜİK’in “tâlimatlı rakamları”yla yüzde 73.50 gösterilse de bağımsız akademisyenlerin oluşturduğu ENAG’ın tesbitiyle yüzde 160.76’yı bulan, gıdada yüzde 200’leri aşan yüksek enflasyonla, gün aşırı yeni fahiş zamlarla ağırlaşan pahalılığa iktisaden ve siyaseten bir çıkış yolu bulmayan siyasi iktidar tam bir karartma oyunu oynuyor.
İktidardakiler, tam bir telaş ve tehevvürde, bu panikle gittikçe saldırganlaşıyor. Siyasi bir tavır olan Gezi protestocularına “gayr-ı ahlâkî” isnadlarla, kavgada bile söylenmeyecek lâflarla saldırılması bundan.
En garibi de bizzat Cumhurbaşkanı’nın tahkirlerle muallel lâflara “milletin dili” demesi; “milletin dilini kullanıyoruz, vandala vandal, haine hain demeye devam edeceğiz” diye konuşması.
Cumhurbaşkanına hakaret”ten 160 binden fazla soruşturma açılıp otuz binden fazla ceza, on bini aşkın hapis verilmesinde olduğu gibi, hedef iktidarın başarısızlık ve haksızlıklarına dikkat çeken medyayı BİK ve RTÜK cezalarıyla “gözdağı” verip susturmak.
Belli ki “millet ittifakı”nın ve altı partinin “demokratik parlamenter sistem işbirliği”ni dağıtamayan “iktidar cephesi” toplumsal muhalefeti sindirmek için yeni yeni taktiklere başvuruyor.
Âdeta bir “gayr-ı nizami psikolojik harp”le kutuplaştırıp kamplaştırarak, nefret diliyle vatandaşları birbirine düşman eden, gerilimi ateşleyip öfke patlamaları meydana getirmek, tahrik edilen kargaşa ve kaos fitnesini alevlendirmekle, provokatif eylemlerle gün geçtikçe eriyen oy kitlesini konsolide edip tutmak isteniyor.
Maksat, sandıkta kaybetmesine karşı gayr-ı meşru yöntemlerle “millet ittifakı”na, “parlamenter sistem”e artan ilgi ve inancı, hukuka, sandığa, demokrasiye olan güveni kırmak.
Ve “millet itifakı”na, “parlamenter sistem işbirliği”ne oy verecek vatandaşları “kim gelirse gelsin” çâresizliğine düşürtüp yıldırarak bezdirmek…
Ancak, artık “psikolojik harp” manipülasyonları, hile ve çarpıtmaları her hâliyle sırıtıyor. En son “altılı masa”nın Seçim Güvenliği Komisyonu’nun kamuoyuna deklâre ettiği “yol haritası” tedbirleriyle bütün oyun ve tuzaklar boşa çıkıyor…
...***
Esfender Korkmaz 7 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Artık ekonomi çivi tutmaz"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Hükümet kendi haline bıraksa, birkaç yıl alır ve fakat ekonomide iç dinamikler istikrarı sağlar. Ama maalesef hükümet buna izin vermiyor. İstikrarı bozucu müdahale yapıyor. Her şeyden önce Hükümet ne olup bittiğinin ve risklerin farkında değil. Söz gelimi; Mayıs ayında Yİ-ÜFE, hem aylık hem de yılık olarak artmaya devam etti. Aylık Yİ-ÜFE, Nisan ayında 7,67 iken, Mayıs ayında 8,76 oldu. Yıllık olarak da 121,82'den yüzde 132,16'ya yükseldi. Bu demektir ki yaz aylarında genel olarak eksi olan TÜFE bu sene artacaktır. Buna rağmen Hükümet ''enflasyon düşüyor'' diyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Dış borçlarda iflas risk sigorta primini gösteren CDS oranı sürekli artıyor. 716,6 baz puana çıktı. Yabancı sermaye gelmiyor, tersine çıkıyor. Yerli sermaye içeride yatırım yapmıyor. Dışarıda yapıyor. Merkez Bankası rezervleri ekside. Bu şartlarda dış borçlarda temerrüt riski arttı.
Merkez Bankası TL'yi koruyamıyor. 2006 yılından beri enflasyon hedefi tutmadı. MB gösterge faizine göre reel faiz oranı eksi 32'dir. Hükümet bunu telafi etmek için farklı yollardan faiz veriyor. Dahası MB, bankalara düşük faizle destek vererek, sektörel dengeyi bozuyor. Faiz anarşisi varsa istikrar dikiş tutmaz.
Bu kadar risk varken, bir bakanın diğer ülkeler başarımızı sorguluyor demesi, iktisadi ajanların ve sermayenin moralini bozuyor. Ekonomi yönetimine olan güven düşüyor.
Demokrasi ve hukuk altyapısı bozuldu, kayyum atamaları mülkiyet güvencesini zedeledi.
Hükümet Fetö sermayesini kontrol etmek için, şirketlerin hamiline yazılı senetlerinin Merkezi Kayıt Kurumu'na bildirilmesini istiyor. Şüpheli şirketlere kayyum tayin ediyor. Seçilmiş belediyeler yerine kayyum atıyor. Bunlar piyasa düzenini ve kaynakların etkin kullanılmasını engelliyor.
Kaynak kullanımında etkinlik, kıt kaynakların en verimli şekilde ve toplumsal refaha en yararlı şekilde kullanılmasıdır. Hükümet bütçe kaynaklarıyla yatırım yapıp iş yaratmak yerine, hane halkına yardım adı altında para dağıtıyor. Devlet TOKİ kanalı ile ölü yatırım, lüks konut yapıyor. Yolcusu olmayan hava alanları yapıyor. Köprü ve yolların maliyeti cari piyasa değerinin çok üstünde oluyor. Dahası bütçenin bir kısmı saraylar ve törenler şatafatına gidiyor.
Özetle Hükümet yaptıkları bu yanlışları, kendi politikasının temel taşları olarak ve doğru görüyor. Bu nedenle bu hükümet devam ettiği sürece ekonomi dikiş tutmaz. Eğer sonbaharda seçim olmazsa, bu durum bir yıl daha sürdürülemez.
...***
İbrahim Kahveci 7 Haziran tarihli Karar gazetesinde, " Fakirden alıp zengine vermek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Robin Hood zenginden alıp fakire vererek bir başarı elde etmiştir. Zenginden alıp fakire vermek ve fakire de kendini sevdirmek çok kolay... Önemli olan fakirden alıp zengine vermek ve yine o fakirin de sevgi ve desteğini sağlamaktır. Bakınız bu çok ama çok büyük başarıdır. Hem de inanılmaz bir başarı. O nedenle diyorum; AK Parti çok büyük başarı içindedir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Hatta şunu da ekleyelim: Toplumdan toplanan vergi tutarı ve oranı artışına rağmen topluma sunulan hizmet kalitesi düşerken bunu başarmak da çok önemlidir.
Bir örneği sağlıktan verelim: Hazine garantili müteahhitlere verilen Şehir Hastaneleri sağlık bütçesini alaşağı etmiştir. Doktorlara “ücreti beğenmeyen gitsin” dedik ve bir çok kamu hastanesinde doktor açığı ortaya çıktı. En temel hizmetlerden olan sağlıkta durum gittikçe olumsuzlaşırken, Hazine garantili olan ama herkesin kullanamadığı köprüler ve yollar ile fakir desteği sağlanabiliyor. Bu tabloda çok ama çok büyük başarı gösteriyor.
Eser siyaseti aslında ülkede kalite çöküşü ortaya çıkartıyor. En temel kamu hizmet ve yatırımları aksarken, gösteriş içinde verimsiz ve savurgan yatırımlar yapılıyor. Ama bunun en ürkütücü tarafı şu olsa gerek: Köprüden, yolda geçemeyen ve o köprü ve yolun Hazine garantisini ödeyen alt gelir grubu bunu en fazla alkışlıyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati şunları söylemiş: “Dövizi düşürmek için yüksek faiz artışı yapabilirdik. Ama o zaman üretim bundan olumsuz etkilenirdi. Biz bir yol ayrımına gittik. Enflasyonla birlikte büyümeyi tercih ettik. Yoksa enflasyonu düşürmek için çok sert tedbirler alabilirdik. Yüksek faiz artışı yapardık. O zaman üretim dururdu. Kur korumalı TL’ye geçerek bir yandan doları frenledik. Diğer yandan üretimi ve büyümeyi tercih ettik. Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar.
Bir kere şu notu düşelim: Sayın Bakan belki haberi yoktur ama yine de belirtelim: Merkez Bankası suni şekilde faiz düşürdüğünde piyasa faizleri düşmedi. Kimse faiz düşürdük ve ekonomi canlandı diyemez. Tersine MB’nin suni faiz indirimi kur artışı ve risk artışı ile beraber piyasa kredi faizlerini yükseltmiştir. Hatta devletin borçlanma faizi bile yüzde 17-18’lerden yüzde 25-26’lara çıkmıştır.