Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Enflasyon ayarlı asgari ücret seçim yılında: 'Asıl zam' 2023'te
Yeniasya:
Sağlık hizmeti lüks hale geldi
Cumhuriyet:
Ev sahiplerinden kiracıları çıkarmak yeni yöntem: 'Kiracıya elektrik, su yok'
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Elif Çakır 1 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, “Cumhurbaşkanı Erdoğan neden tasarruf yapmıyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Bir kere de sen tasarruf etsen ne olur be kardeşim. Bir kalemde memlekete 500 milyon dolar girer fena mı olur?” diye seslendi. Sayın Akşener’in bu sözleri sosyal medyada bir hayli ilgi gördü, karşılık buldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Nasıl karşılık bulmasın?.. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 6 Ağustos 2019 tarihli konuşmasındaki kendi sözleriyle “bir yanda açlık ve sefaletin bir yanda lüks ve şatafatın” olduğu bir Türkiye tablosu var.
Sayın Erdoğan’ın bu sözlerini hatırlıyorsunuz değil mi?
Beştepe’de düzenlenen 11. Büyükelçiler Konferansı’nda “Bir tarafta açlık ve yoksulluk varken, diğer tarafta lüks ve şatafat varsa burada bir sorun var demektir” demişti. (6 Ağustos 2019)
Gerçi bu sözleri Batı’nın iki yüzlülüğünü, dünyadaki gelir adaletsizliğini anlatmak için söylemişti ama ülkemizin gerçeği tam olarak bu.
Bir yanda Beştepe ve Beştepe’nin lüks ve şatafat içinde yaşayan “mutlu azınlığı” diğer yanda artık bir kuru ekmeği almakta bile zorlanır hale gelen ve sürekli “tasarruf” yapması “şükretmesi” istenen halk.
Ülkemizde açlık sınırı 20 bin lirayı aşmış, gıda enflasyonu yüzde 117’nin üzerine çıkmış. Enflasyon TÜİK’e göre bile yüzde 70. Süt paketlerine alarm takılmış durumda. Dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcama tutarı yani açlık sınırı 6 bin 319 lira olmuş. Asgari ücret 4 bin 253 lira dört kişilik bir ailenin açlıktan ölmemek için 6 bin 319 liraya ihtiyacı var.
Ama Erdoğan ve iktidarı “tasarruf” edin, “halinize şükredin” diyor.
Açlık sınırına ulaşmak için 2 bin liraya daha ihtiyacı olan dört kişilik bir aile nereden tasarruf yapsın ve halinin neresine şükretsin?
Halkın gerçeği bu, açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor ama Beştepe’ye göre halk hala “tasarruf” yapabilecek noktada.
Ve ülkenin halk kesimi bu durumdayken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendi maaşına yüzde 40.4 oranında zam yapılmasına ilişkin imzaladığı kanun teklifini TBMM’ye gönderdi. O madde TBMM’den geçmiş olsaydı Sayın Erdoğan’ın maaşı 141 bin 423 TL’ye yükselecekti.
…***
Faruk Çakır 1 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “Ders alınır mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Mevsim itibarıyla yine sel ve yangın haberleri duyulmaya başlandı. Her sene, meydana gelen orman yangınlarından sonra resmi açıklamalar yapılıp, “Bu bize ders oldu. Artık her türlü tedbiri aldık. Bundan sonra daha hazırlıklı olacağız” denildiği halde gerekli ders ve tedbirleri almadığımız ortada.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Sel felaketleri de maalesef böyle karşılanıyor. Gerek Doğu Karadeniz ve gerek Batı Karadeniz, sel bakımından çok riskli bölgeler. Bu bölgelerimizdeki ormanlarla ve derelerle çok uğraşıldığı için ağır faturalar ödüyoruz. Ne hikmetse meydana gelen sellerden de ibret ve ders almayı düşünmüyoruz. Gerek Rize, Trabzon ve çevresinde gerekse Zonguldak, Kastamonu ve civarında neredeyse her yıl ağır faturalar ödenen seller meydana geliyor. Daha geçen sene meydana gelen selden sonra kabahat köprülerde bulunmuş ve “Bundan sonra ‘kemer köprü’ler yapacağız.
Peki, bu sene meydana gelen sellerden gerekli dersleri alacağız söylenebilir mi? Maalesef, bu sorula ‘evet’ cevabını vermek kolay değil. Yanlış olduğu uzmanlarca ifade edilen onlarca hata tekrarlanmaya devam ediyor.
Mesela, dere yatakları ıslah adı altında, derelerin iki yönüne beton duvarlar yaparak dereyi bir bakıma ‘kanal’ haline getirmek ne kadar isabetli? Nitekim, bir derenin duvarlarla ‘kanal’ haline getirildiği bir fotoğrafı paylaşarak, “Hocam derelerin aşağıdaki fotoğrafta olduğu gibi iki yanına beton örülmesi doğru mu acaba? Bu hem risk oluşturup hem doğal yapısını bozmuyor mu?” şeklindeki takipçi sorusuna Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu şu kısa cevabı vermiş: “Bu tür akarsuları beton duvarlar ile çevrelemek ASLA VE KAT’A DOĞRU BİR UYGULMA değil!” (@Mikdatca, 29 Haziran 2022)
Peki, işin ehli bir uzmanın “Asla ve kat’a doğru değil” dediği bir sistemi kim ve neye göre bütün Türkiye’de tüm hızıyla uygulamaya devam ediyor? Neredeyse Türkiye’deki bütün derelerin kenarları beton duvarlarla çevrelenip bir bakıma ‘kanal’ haline getirilmedi mi? Hatayı yerinde görmek isteyenler varsa, Çayeli’nin Senoz Vadisi’ne buyursun... “Sel oluyor, dere taşıyor” diye dereler neredeyse baştan sona kadar çift yönlü beton duvarlarla çevrelendi. Üstelik bazı yerlerde (Kaptanpaşa-Buzlupınar arası, Kalaycı mevkii) dereyi çevreleyen yekpare kayalar parçalandı ve yerlerine beton duvarlar örüldü. Uzmanların “Asla ve kat’a doğru değil’ dediği uygulamaya kim ya da kimler izin verip teşvik ediyor.
Bu ‘teknik’ meselede bile uzmanları dinlemeyenler, başka sosyal meselelerde uzmanlara kulak verir mi? Böyle yapılarak mı ders alınacak?
…***
Murat Çabas, 1 Temmuz tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Finlandiya ve İsveç muhtıradan çark etti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliklerinin önünde bir NATO üyesi olan Türkiye'nin vetosu vardı. Aynen dün Yunanistan'ın NATO üyeliğinde olduğu gibi… 28 Haziran'da NATO Zirvesi'nin gerçekleştiği Madrid'de Türkiye, Finlandiya ve İsveç dışişleri bakanları üçlü muhtıra, diğer ifadeyle momerandum imzaladılar ve Türkiye vetosunu kaldırdı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Halbuki Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı açıklamalarda buna evet demeyecekleri konusunda kesin ve keskin ifadeler kullanmıştı.
Erdoğan, 29 Mayıs Azerbaycan dönüşü uçakta basın mensuplarına yaptığı açıklamada şunları demişti:
* "Bir güvenlik teşkilatı olan NATO'da bu tür teröristleri bağrına basan, bu tür teröristleri kucağında besleyen ülkelerle (Finlandiya ve İsveç) ilgili biz geçmişte yapılan yanlışın tekrarını yapamayız."
* "Neydi o? Özellikle Yunanistan geçmişte NATO'dan çıkmıştı, o zamanın Türkiye yönetimi Yunanistan'ın tekrar NATO'ya girmesinin yolunu açtı. Yunanistan da aynı şeyleri söylüyordu, herhangi bir şeyin olmayacağını söylüyordu. 5+4 yani 9 tane şu anda Amerika'nın Yunanistan'da üssü var. Peki, bu üsler kime karşı kuruluyor, bu üsler niye var? Söyledikleri şu: 'Rusya'ya karşı.' Yalan. Dürüst değiller. Bütün bu olanlar karşısında bunların Türkiye'ye karşı takındıkları tavır ortada. İşte geçen gün Miçotakis'e ne yaptılar? Amerika'da Temsilciler Meclisi ve Senato'nun kapısını açtılar, orada konuşturdular. Bu konuşmasında alkışladılar mı? Alkışladılar. Bütün bu olaylarda tekrar F-16'lar gündeme getirildi mi? Getirildi."
* "Biz şuna inanıyoruz: Müslüman bir sokulduğu yerden bir daha sokulmaz. Bu delikten bizi bir kere soktular, bir daha sokturmayız. Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti'nin başında olduğu sürece, teröre destek veren ülkelerin kesinlikle NATO'ya girmesine biz 'evet' diyemeyiz."
Özetle ifade etmek gerekirse, diyor ki Sayın Cumhurbaşkanı, "Biz Yunanistan için NATO vetosunu kaldırdık, verdikleri sözleri tutmadılar, aynı hatayı bir daha asla yapmayız." Peki, ne oldu? Aynı hatayı bir daha yaptık. Hem de "Müslüman bir sokulduğu yerden bir daha sokulmaz. Bu delikten bizi bir kere soktular, bir daha sokturmayız" diyerek…
AKP hükümeti, yine bir dış politika konusunda geçmişte yapılan hatayı, hata olduğunu bile bile, söyleye söyleye yeniden yaptı.
Bakın, daha muhtıranın mürekkebi kurumadan, hem Finlandiya hem de İsveç sözlerinden çark etmeye başladı. Cumhurbaşkanı'nın yukarıdaki sözlerine baktığımızda bu çark elbette ki sürpriz değil… Bile bile lades…
Önce İsveç Adalet Bakanı Morgan Johansson, "İade yapmayacağız. Türkiye'nin birine 'terörist' demesi, o kişiyi terörist yapmaz" dedi.
Hemen ardından da Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto şu açıklamayı yaptı: "Türkiye'ye suçlu iadesi politikamız değişmedi. Bizim terörist olduğuna karar vermediğimiz kimse iade edilmeyecek. YPG ve FETÖ terörist olarak tanımlanmıyor. Metinde bu yok. Biz Finlandiya olarak, YPG'ye ve kontrol ettiği bölgelere insani yardım yapmaya devam edeceğiz."