Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Siyasilerin olası maaş artışına yurttaşlardan asgari ücret yanıtı: Aynı oranda artırmak gerek
Yeniçağ:
Fatih Portakal yeni zammı henüz gelmeden duyurdu! Yüzde 46...
Milli gazete:
EYT'de tarih belli oluyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Kazım Güleçyüz 11 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, "Çare daha çok hukuk ve demokrasi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Darbenin hedefi demokrasiyi ortadan kaldırıp hukuku tatil etmek veya kendisine uydurmak olduğuna göre, ona karşı verilecek mücadele de demokrasiyi ve hukuku korumaya ve geliştirmeye çalışarak olmalı, değil mi? Onun için, darbeleri önlemenin en tesirli çaresi daha çok demokrasi ve hukuk."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Çünkü demokrasi güçlendikçe, devletin idare ve işleyişine halkın katılımı arttıkça, sistem şeffaflaşıp denetime açık hale geldikçe, darbe ve baskı dönemlerinin kalıntısı olan tortular ortadan kalkar; toplumun tümünün sahiplenip gözettiği ve sürekli geliştirdiği bir mekanizma oluşur.
Kapalı kapılar ardında iş gören vesayet odaklarının güç ve etkinliği azalır ve biter.
O odaklarca farklı formatlarda tezgâhlanan darbe ve müdahalelerin önü kesilir.
Keza herkesi bağlayacak evrensel hukuk kurallarının hakim kılınması da keyfî emrivakilere, zorbalıklara geçit vermez.
Böylece herkesin kendisini güvende hissedeceği bir hukuk düzeni tesis edilir.
Buna karşılık, darbelerle mücadele gerekçesiyle demokrasiyi fiilen ortadan kaldıracak ve daraltacak tasarruflar ise, darbelerin yapmak istediğinin güya onlarla mücadele iddiasında bulunanlarca hayata geçirilmesi gibi bir sonuç doğurur.
Aynı şekilde konjonktürel hesaplarla hukukla oynanması, kanunların siyasî mülâhazalarla hazırlanması, yargı ve devlet kadrolarının siyasî operasyonlara hedef yapılması, hukuka güveni tahrip eder.
Adalete inancın ortadan kalktığı, hukuk güvencesinin kalmadığı bir ortam ise kaos, anarşi ve kavgayı beraberinde getirir.
Demokrasi ve hukukun işlemez hale getirildiği bir toplumda birlik ve bütünlüğü muhafaza etmek de imkânsız hale gelir.
Ve bu durum yeni darbeleri davet eder.
Son dönemde Türkiye’de yaşananlar ne yazık ki bu açıdan son derece sıkıntılı bir tabloyu önümüze koyuyor. Millî irade kavramını sadece kendisine oy verenlerle tanımlayıp muhaliflerini, hattâ biat etmeyenleri adeta düşman olarak gören bir iktidar anlayışı demokrasiyi de, hukuku da endişe verici bir şekilde yıpratıyor. Ve son gelişmeler maalesef bu kaygıları daha da tırmandıracak bir seyir takip ediyor.
...***
Remzi Özdemir 11 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Akbank krizinin faturasını kim ödeyecek?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
""Bu tesisi kurarken Avrupa'dan dönemin en son model makinelerini getirttik. Tesise ve makinelere büyük yatırım yaptık. Fakat ürettiğimiz ürünün kalitesi bizi memnun etmedi. Araştırdık gördük ki, o makineleri kullanacak çalışanlara yatırım yapmadık. Bir kez daha anladık ki insana yapılan yatırım en büyük yatırımdır.""diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu sözler rahmetli iş adamı Sakıp Sabancı'ya ait.
Tarihi sözler. İnsana değil de makinalara, teknolojiye yatırım yapanların çok iyi okuyup anlaması gereken bir söz. Sakıp Sabancı hayatının dersinden sonra en büyük yatırımı insana yaptı. Biz Sabancı'nın ne kadar haklı olduğunu bayram arifesinde bir kez daha gördük. Akbank'ın sistemleri tam 1 yıl 1 gün aradan sonra bir kez daha çöktü. Bu kez çöken mobil iletişim oldu.
Bayram nedeniyle o yarım günde binlerce değil on binlerce Akbank müşterisi mağdur oldu. EFT yapamadılar, borçlarını ödeyemediler bazıları kurban parasını bile alamadı. Dijitalin yarattığı mağduriyeti Sabık Sabancı'nın doğru yatırımı olan Akbank çalışanları giderdi. Mesai bitiminden sonra bile müşterilerine yardımcı olmak onların mağduriyetini gidermek için çalıştılar. Kimisi uçağını kaçırdı kimisi bayram trafiğine kalmak zorunda kaldı. Hepsi canla başla, bilgi ve becerileriyle müşterilerini günün sonunda mutlu ettiler.
Bu krizde gördük ki, Türkiye'nin en iyi bankacıları Akbank'ta… Hepsi bilgili, hepsi fedakâr. Gerçekten Sabancı ailesi rahmetli Sakıp Beyin nasihatini yerine getirmiş ve insana yatırım yapmışlar. Akbank bu krizde dijitale değil insana yatırımının meyvelerini aldı. Akbank artık o eski Akbank değil. Kriz olacak diye bir gecede 2 bine yakın personelini kapının önüne koyan bir bankada değil!
İnsan kaynaklarını bile "İnsan ve Kültür" olarak değiştiren bir banka. Peki 1 yıl 1 gün sonra Akbank neden bu teknolojik krizi yaşadı? Sistem yoğunluğu vs. gibi bahanelere sığınmaya gerek yok çünkü bayram arifesinde bütün bankaların mobil şubelerinde anormal yoğunluk vardı.
Bu bankalar neden bunu yaşamadı? Neden sadece Akbank yaşadı?
Burada BDDK'ya da çok iş düşüyor. Akbank'ta 1 yıl aradan sonra yeniden yaşanan teknolojik sorun Türkiye'de dijital bankacılığında sorgulanmasına neden oluyor. BDDK bu konuda daha etkin denetleme yapmalı ve hatta dijital bankacılık ile ilgili tamamen teknik bir ekip kurmalı. Bankaların dijital tarafı denetlenmeli ve düzenlenmeli.
Akbank özür diledi. Ancak kamuoyu yeterince aydınlanmadı. Burada kamuoyunu aydınlatacak kurum Türkiye Bankalar Birliği ve BDDK'dır.
Türkiye'de dijital bankacılığın yaşadığı sorun ile ilgili geniş bir rapor ve açıklama yapılmalı. Akbank tarafına gelince, burada bütün gözler genel Müdür Hakan Binbaşgil'e çevriliyor. 1 yıl 1 günde 2 büyük kriz yaşandı ve bankanın CEO'su kamuoyuna 2 kelime etmiyor. Bu bankayı kim yönetiyor? Çıkıp yüzbinlerce müşteriyi aydınlatan birkaç kelime söylemek o kadar mı zor?
Saçma sapan ödül haberlerinde sayfalar dolusu demeç veriliyor ama böylesine büyük bir krizde CEO ortada yok!
Bu olay Avrupa veya dünyanın herhangi bir ülkesinde olsaydı emin olun o CEO ya istifa ederdi ya da görevden alınırdı. Hakan Bey'in sessizliğini anlamakta zorlanıyorum.
Akbank Türkiye'nin gözbebeğidir. Yerli ve milli sermayeli Akbank güçlü bir bankadır. Ancak teknolojik itibarın yerle bir edilmesinin de bir faturası olmalı ve onu birileri ödemeli. Bu faturanın adresi ne bankanın kurumsal iletişimi ne de teknoloji servis çalışanlarıdır. Bu sadece Akbank ile ilgili değil Türk bankacılıkla alakalıdır.
...***
Hacı Gaydan 11 Temmuz tarihli Yenimesaj gazetesinde, "‘Yanlış yaptık’ diyene kadar yanmaya devam!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ekonomik kriz ile boğuşan vatandaşın psikolojisi feci şekilde bozuldu. Her geçen gün artan şiddet vakaları, tarihinde görülmediği kadar iyice çığırından çıktı. Örnek mi? Mersin'de uzun süredir yaşadığı işsizlik nedeniyle bunalıma girdiği öne sürülen 31 yaşındaki Ali Dilek, akşam eşini ve 3 yaşındaki oğlunu öldürdükten sonra aynı tabanca ile intihar etti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Nedeni ekonomik kriz! İstanbul Esenyurt Pınar Mahallesi'nde, ailesiyle tartışan Ömer Orak, annesi Nurten Orak, 9 ay önce evlenen ve 2.5 aylık hamile olduğu öğrenilen kız kardeşi Esra Yamak ile kardeşi Yasin Orak'ı silahla öldürdü. Ömer Orak daha sonra intihar etti. Nedeni ekonomik kriz! Konya'nın Yunak İlçe Devlet Hastanesi'nde güvenlik görevlisi olduğu öğrenilen Hacı Mahmut Akçay, kardiyoloji doktoru Ekrem Karakaya'yı başından vurdu. Saldırgan daha sonra aynı silahla intihar etti.İstanbul'da Abdullah Türkoğlu, tabanca ile yaraladığı kişinin ailesi tarafından açılan tazminat davasının geri çekilmemesi üzerine dehşet saçtı. Önce davanın avukatı Servet Bakırtaş'ı bürosunda öldüren Türkoğlu, daha sonra kendisine dava açan Öznur Tufan'ı silahla vurarak öldürdü. Nedeni yine ekonomi. Konya'da Süleyman P., sokak ortasında 2 çocuğunun annesi eşi Sultan P.'yi bıçaklayarak öldürdü. Nedeni ekonomik kriz. Bu haberleri zaten biliyoruz diyebilirsiniz. Ancak, bir gün bu türden bir olayı kendi evinizde yaşadığınızda durumun vahametine vakıf olmuş olacaksınız ama artık iş işten geçmiş olacak!Herkes miting meydanlarında masal anlatırken, o Türkiye'nin yeraltı kaynaklarından bahsediyor ve bu kaynakları devlet-millet ortaklığı ile işletmekten bahsediyordu.Sonuç olarak milletimiz dinledi dinledi ve Ak Parti'de karar kıldı.Şimdi ise aradan tam 20 yıl geçti. Ne yaşıyoruz milletçe? Korkunç bir zifiri karanlık!