Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Babacan: YSK’ya zerre kadar güvenim yok
Star:
Avrupa için tehlike çanları! Enerji krizine Türkiye çözümü
Karar:
Eski BOTAŞ Genel Müdürü Gökhan Yardım: Adana'da bulunan petrol henüz keşif değil
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Balbay 12 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Sedat Peker ipi çektikçe yumak büyüyor!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Sedat Peker’in 2 Mayıs 2021’de video yayınlarıyla başlattığı süreç çözüldükçe büyüyen bir yumak halinde devam ediyor. Peker pek çok konuda ipucu veriyor, bu iplerin ucu çekildikçe yeni yumaklar da oluşuyor. Son 30 yılın tanığı, sanığı, yaşanan olayların “kahramanı” olan Peker’in bu bağlamda iki kimliği var: Bulaştığı, katıldığı, organize ettiği olayların sanığı Sedat Peker."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye’nin siyasal ve toplumsal yapısına yön veren pek çok konunun “bileni”, bildiklerini kanıtlama arşivine sahip Sedat Peker.
Peker’in seçtiği yolda bir yere gelmek kolaydır ama orada kalmak, tutunmak ve durumunu sürdürmek zordur.
Peker ikinci şıkkın içinde dalgalanıyor.
Yine Peker’in seçtiği yolu döşeyen, yolun genişliğine, konforuna ve zahmetlerine yön veren de devleti temsil gücünü elinde bulunduranlardır.
Peşrevi noktalayıp güncele gelirsek...
Halen Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) bulunan Peker’in bu ülkedeki ifade özgürlüğü Türkiye ile BAE arasındaki ilişkilere bağlı olarak artıp azalıyor.
Demokrasilerde olduğu gibi kamuoyuna yönelik bilgilendirmelerde de çareler tükenmez. Bazen aracı kullanarak bazen “kendisine sorulan sorulara yanıt vererek” bu kısıtlamaları delen Peker, son açıklamalarıyla kapsama alanını genişletti. Her dönem tarafsız ve tartışmasız bir şekilde iktidarın yanında yer alan işadamlarını gündemine aldı.
14 aylık süreç dikkate alındığına Peker’in verdiği bilgilerin ana konuları şunlar:
Uluslararası uyuşturucu trafiği... Bu trafiğin içinde yer alan iktidar gücü sahipleri... Faili meşhur cinayetler... Karapara aklama operasyonları... Sermayenin, büyük gayrimenkullerin, iyi gelir getiren işletmelerin yasal olmayan yollardan el değiştirmesi... Büyük ihalelere bürokrasinin attığı imzalar...
Son açıklamalardan anlıyoruz ki “temiz toplum” kampanyaları da kirlenmiş!
Bunu da Sedat Peker külliyatından öğreniyoruz!
Önceden bilinen kimi sırlar da Peker’in açıklamasıyla bilgiye, belgeye dönüşüyor.
Genel bir bakışla Peker’in açıklamalarına dayanarak en az 200 konuda dava açılabilirdi. Bunun yerine Peker hakkında dava açtılar. 16 Ekim 2021’de açılan 92 sanıklı davada nasıl bir gelişme olmuş diye tarama yaptık. 29 Aralık’ta ilk duruşma görülmüş, 6 Ocak 2022’de Peker hakkında yakalama kararı verilmiş... O kadar. Başka gelişme görünmüyor. Anlaşılan hakkında dava açıp yargılayabilecekleri “suç” bulamadılar. Buldularsa da bunun bir ucunun istemedikleri kişilere değdiğini fark ettiler.
...***
İsmet Berkan, 12 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, " Enflasyon devleti vurduğunda, olan yine bize olur…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a göre “Enflasyon yok, hayat pahalılığı var.” Hazine Bakanı Nurettin Nebati’ye göre ise “Enflasyon kontrol altında.” Bu iki insan, Türkiye’de devleti yönetiyor. Onların neyi nasıl algıladığı ve sonra da nasıl anlattığı hepimizin gündelik hayatı açısından son derece önemli."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Tayyip Erdoğan, “Enflasyon yok, hayat pahalılığı var” diyor ama kendi imzasıyla Meclis’e gönderilen ve kısa sürede de yasalaşıp yürürlüğe giren ek bütçe kanunu öyle demiyor. Bu kanuna göre en azından yüzde 50 enflasyon var; sadece 6 ay önce Meclis’ten geçen bütçemize yarısı kadar ilave yapıldı çünkü.
Şimdi önümüzde bir başka çarpıcı örnek var. Karayolları Genel Müdürlüğü, “acil” koduyla 2021 yılının Şubat ayında Mersin’de Erdemli-Silifke-Taşucu yolu için ihale yapmış. İhale 2 milyar 135 milyon 502 bin lira bedelle iki şirkete, Özaltın ve Yapı&Yapı’ya kalmış. (Buradaki adı tanıdık gelen şirketler meselesine, ihalenin davet usulü olmasına, muhtemel yolsuzluk ve kayırmaya vs. takılmıyorum, bugünkü yazının konusu bu değil.)
Derken, şirketler açısından son derece sevindirici bir şey olmuş, Danıştay, davet usulü yapıldığı için ihaleyi iptal etmiş.
Tam da enflasyonun patladığı, inşaat maliyetlerinin TÜİK hesabına göre yüzde 200’ün üzerinde arttığı bir dönemde şirketler bu yol inşaatına girişse, verdikleri fiyatı imkanı yok tutturamazdı. Devlet mutlaka “eskalasyon” yapardı ama o da işin uzamasına neden olurdu. Danıştay aslında bu iki şirketi kurtardı iptal kararıyla.
Derken Karayolları aynı yol için bir kez daha, üstelik Danıştay’ın “Öyle yapmayın” dediği yöntemle, yani davet usulü ihaleye çıktı. İhaleyi yine aynı iki şirket, Özaltın ve Yapı&Yapı kazandı. Bu kez ihale bedeli 5 milyar 635 milyon 925 bin lira.
İlk ihale (Şubat 2021) 2 milyar 135 milyon 502 bin, ikinci ihale (Haziran 2022) 5 milyar 635 milyon 925 bin lira. İki ihale arasında 16 ay var. Fark 3,5 milyar lira. Artış oranı yüzde 163.
Haberi veren Sözcü gazetesine göre “Devlet aynı iş için 16 ay arayla 3,5 milyardan fazla para vereceği için kazık yedi.”
Tabii, ihale davet usulü olduğu için her şart altında “kazık” yiyoruz ama şurası kesin: Bu yüzde 163’lük bedel artışının tamamı aslında enflasyondan geliyor.
Bir ülkede yıllık enflasyonun yüzde 1-3 arasında olması, genellikle iktisatçıların tercih ettiği bir şey. Bu sayede hem fiyat istikrarı korunur hem de genel olarak refah artar.
Ama enflasyon bizdeki gibi kontrolden çıkıp çok kısa bir süre içinde yüzde 80’lere dayanırsa, ülkedeki her şey birden bozulmaya başlar.
En önce en savunmasız durumdaki sabit gelirliler, yani maaşıyla çalışanlar refahlarını hızla kaybetmeye başlarlar. Ama iş orada durmaz, ardından serbest çalışanları vurur enflasyon. Derken sıra şirketlere ve devletlere gelir.
Toplumdaki her kesim, kendi gücüne göre gelirini arttırmaya ve eski refahını yeniden yakalamaya çalışır. Yani emeklerine veya ürettiklerine koydukları fiyatı arttırmak isterler.
16 ay arayla yüzde 163 fiyat artışına giden bu iki müteahhitlik şirketinin yaptığı bu; eski gelirini yakalamak istiyor ama bana soracak olursanız az bile fiyat vermişler; bu fiyatla bu işi bitiremezler.
Hele ülkede iktidar değişirse, her ikisi de mimli şirketler oldukları için bu işten fena halde zararla çıkarlar, onlara üzülecek birini bulmak da zor olur.
Bir daha soralım: Enflasyon var mı, yok mu?
...***
Kamil Tekin Sürek 12 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, " Kanuna karşı hile"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bekir Bozdağ ve Mehmet Uçum haklı çıkmadı. Diyebilirsiniz ki, “Onlar hukukçu değil,AKP’li politikacı. Normaldir.” O halde de söylediklerinin doğru olmadığını bilmeleri gerekirdi. En azından bir hukukçuya danışabilirlerdi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Neden söz ediyorum?
Dün AİHM Osman Kavala davası hakkında kararını açıkladı. Dedi ki: Türkiye Cumhuriyeti Devleti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne imza atarak ve Anayasa’sının 90. maddesinde bu Sözleşme hükümlerinin uygulanacağı taahhüdünde bulunduğu halde AİHM kararını yerine getirmedi.
Bizimkiler hepimizi aptal yerine koymaya çalıştığı gibi, AİHM ve Avrupa Konseyini de aptal yerine koymak istemişlerdi. Demişlerdi ki; “Biz AİHM’nin Kavala kararına uyduk, o halen AİHM kararındaki suçlama nedeniyle tutuklu değil, başka bir suçtan tutuklu ve o suçtan da zaten ceza aldı vs.” Bunun böyle olmadığını burada bir daha anlatmayı zül sayarım.
Şimdi ne olacak?
Avrupa Konseyi Türkiye’ye taahhüdünü yerine getirmediği için bir yaptırım uygulayacak.