Temmuz 16, 2022 08:30 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Devlet yurtları yetmiyor, özel yurtlar çok pahalı, ev kiralamak imkânsız: Kalacak yer yok

Yeniçağ:

Erdoğan'dan gece yarısı flaş atama kararları!

Yenimesaj:

ABD'den Türkiye'ye bir takoz daha!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Faruk Çakır, 15 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “İş vardı da biz mi çalışmadık?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bilindiği üzere müzmin ve kangren haline gelmiş dertlerimizden biri de işsizliktir. Çalışanların yeterli ücret almaması bir yana, asgari ücretten de daha az maaşla çalışmak isteyen binler, belki de milyonlarca insan var. Bu çelişki Türkiye’nin çözmesi gereken büyük bir mesele olarak önümüzde duruyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) düzenli olarak işsizlik sayılarını da açıklıyor. Açıklanan son rakamlara göre Türkiye’de işsizlik oranı, mayısta bir önceki aya göre 0,3 puanlık azalışla yüzde 10,9 seviyesinde gerçekleşmiş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Maalesef işsizlik rakamları da enflasyon rakamları gibi tartışmalı. İşsiz sayısını olduğundan daha az göstermek acaba işsizlere bir faydası olur mu? Ayrıca yüzde 10 nispetindeki işsizlik nispeti az mı kabul edilecek?

Hepsinden önemlisi, bir yanda işsizlik varken öte yanda da işveren açısından kalifiye, tecrübeli çalışan bulamama gerçeği var. Dolayısı ile “İşsizlik var, işsizlik arttı” denildiğinde bir kesim “İş var ama çalışan yok” demeyi sürdürüyor. Bir yönüyle doğru olan bu tespitin sorumlusu da yine siyasetçi ve idareciler değil mi? Niçin milyonlarca insan işsiz beklerken, öte yanda da işveren çalışacak personel bulamıyor? Niçin binlerce, on binlerce işsiz gence meslek öğretip de iş sahibi yapamıyoruz? Niçin bunca ‘meslek lisesi’ olmasına rağmen meslek sahibi gençlerimizin sayısı çok sınırlı? 

Bir başka çelişki de, milyonlarca genç iş beklerken bazı ‘önemli şahıs’ların 2 ya da daha fazla yerden maaş alıyor olmasıdır. Bu mesele de o kadar sıradan hale geldi ki, “Filan kişi 3 yerden maaş alıyor” denildiğinde itiraz edip tepki gösteren dahi olmuyor. Sanki gayet normal bir durum gibi karşılanıyor. Oysa böyle bir iddia üzerine bin yerden itirazlar yükselmeli ve fazladan ödenen maaşlar kesilmeliydi. Ayrıca bir başkası bu yola tevessül etmeyi dahi düşünememeliydi. Fakat idareciler bu konuda da milleti alıştırdılar ve artık 3 ya da 5 yerden maaş alanların olması bile sineye çekilir hale geldi. Peki, milyonlarca genç iş beklerken, kendi taraftarını korumak için bir kişiye 5 ayrı devlet kurumundan maaş vermek hangi hak anlayışıyla izah edilebilir?

Bazıları işsiz kalırken bazılarının kolayca iş bulması da mümkün oluyor. Bu da adaletsiz bir uygulamaya dönüşen ‘mülakat’la sağlanıyor. Emsalleriyle yarışa giren gençlerin bir kısmı mülakatlarla elenerek işsiz kalırken, eşi dostu olanlar daha kolay iş bulur hale geldi. Bütün bunlar Türkiye’nin çözmesi gereken büyük problemler olarak masada duruyor.

Türkiye’yi idare edenler “İş vardı da biz mi çalışmadık?” diyen gençlere ikna edici cevaplar vermek durumundadırlar. Çalışmak isteyen herkese uygun ve insani ücret ödenen iş bulmak idareci ve siyasetçilerin vazifeleri arasında yer alır.

…***

Akın Aydın 15 Temmuz tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Artık 15 Temmuz’un suyunu çıkarmayalım”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Evet, anlatılan kadarıyla 15 Temmuz 2016 günü saatler 22'yi gösterirken birileri darbe girişimine kalkışmış. Nereden öğrendik? Evlerimizde dizi, belgesel veya film izlerken yayını kesip son dakika bilgisi veren televizyonlardan. Ülkemizin Cumhurbaşkanı kimden öğrenmişti? Eniştesinden. MİT başkanı ve dönemin genel kurmay başkanı ise darbe girişimini kimden öğrendiklerini hala açıklamalar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu kalkışmaya, TSK'nın içine yuvalanmış sayıları binde 5'i geçmeyen üç-beş çapulcu kalkışmıştı. Yani TSK'nın % 99'u görevinin başındaydı. Emniyet, istihbarat işinin başındaydı.

Ama Sayın Erdoğan, darbecilerin yayına izin verdiği televizyonlardan vatandaşı sokağa çağırdı. 249 can verildi ve o planlı kalkışma gece saatlerinde son buldu.

Yenikapı'da ülkemizin bütün siyasi partileri, sosyal yapıları ve 5 milyondan fazla insan bir bilek, bir yürek oldu.

Ama sonrasında işler değişti. AKP, 15 Temmuz'u kendisine yapılmış olarak göstererek tekeline aldı.

O günden bugüne devleti ve algıyı 15 Temmuz üzerinden yönetmeye başladılar. Rejim değişikliğini bile 15 Temmuz üzerinden gerçekleştirdiler.

Ekonomik çöküşün sebeplerinin başında 15 Temmuz'u gösterdiler. Hele siyasi tartışmalarda, Erdoğan ve AKP'yi eleştirenler 15 Temmuz darbecileriyle eş değer tutuldu.

Ama ilginçtir! AKP ve MHP, 15 Temmuz'un siyasi ayağının araştırılması için verilen önergeyi, gerek yok, diyerek meclisten geçirmedi.

2017, 2018, 2019, 2020 ve 2021'deki gibi ihanetin bu yılki yıldönümünde de iktidar partisi ve MHP geçmiş söylemlerini biraz daha güncelleyerek, sivrilterek kendilerinden olmayanları topyekûn suçlayacaklar.

Bu ihanetin, kendilerine yapıldığını uzun uzun anlatacaklar. Başka partileri, FETÖ'ye sahip çıkmakla itham edecekler. FETÖ ile mücadele de kararlılık vurgusu yapacaklar.

Diğer taraftan da beceriksizliklerini FETÖ'ye mal ederek, 'hain kalkışma olmasaydı Türkiye çok daha farklı noktada olacaktı' cümleleri kuracaklar.

Ama gün geldi hala siyasi rakiplerini FETÖ'cü olarak suçlayanlar, darbenin finansörleri ile dost oldu. 

Vatandaş bunun hikmetini sormayacak mı?

Terör örgütü lideri nerede? ABD'de. Sayın Erdoğan, Branson girdabında ne demişti? 'Bir papaz da sizde var. Verin papazı, alın papazı'.

Papazı kimin aldığını biliyorsunuz. Daha vahimi ise FETÖ terör örgütü liderine ve çekirdek kadrosuna ev sahipliği yapan ABD ile AKP hükümeti, Madrid'de, İsveç ve Finlandiya'daki 73 PKK için pazarlık etti, ABD'nin iknasıyla İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğine evet, dedi.

Vatandaş kiminle neyin pazarlığını yaptınız, diye sormayacak mı?

…***

İhsan Çaralan 15 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, “İktidarın bilerek ve isteyerek karanlıkta bırakmak istediği bir darbe girişimi: 15 Temmuz!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İstanbul’da Boğaziçi Köprüsü girişlerinin asker tarafından tutulduğunu gören vatandaşların yakınlarına “Köprünün girişini askerler tutmuş, galiba darbe oluyor” diye haber vermesiyle duyulan 15 Temmuz darbe girişiminin üstünden 6 yıl geçti! Nitekim ertesi gün duyduk ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Darbe yapılıyor” bilgisini MİT’ten ya da öteki istihbarat örgütlerinden değil “eniştesi”nden, Başbakanı Binali Yıldırım ise “yakınları”ndan, öğrenmişti! Tıpkı Türkiye’nin diğer milyonlarca sıradan vatandaşı gibi!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Tabii burada, “Eee, ne yapsınlar darbeciler öyle sinsice ve ustaca örgütlenmişler ki, istihbarat örgütleri haber almamış” denilebilir ama gerçek öyle değil.

En azından darbe girişiminin hemen arkasından en yetkili ağızlardan yapılan “enişte” ve “yakınlardan” öğrenme hali için sonradan da “Hayır o zaman öyle dendi ama gerçek öyle değil böyle” denmedi!

Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan, darbeden iki gün sonra 18 Temmuz 2016’da yaptığı açıklamada, darbe girişimi için “Allah’ın bize büyük bir lütfu” oldu diyerek, duyanların “Hayırdır inşallah” diye karşıladığı ilk değerlendirmesini yaparken aslında darbe girişimiyle ilgili sonraki aylar ve yıllardaki gelişmeleri de açıklamaya hizmet edecek en esaslı açıklamayı yaptığını pek kimse fark etmemişti.

251 kişiyi öldürmeyi, 2 bin 734 kişiyi yaralamayı, Meclisi bombalamayı göze alan darbecilerin, darbeden sonra bir hükümet kurmak için hazırlık yapmamış olmaları söz konusu olamazdı. Ancak, darbe girişimi sonrasında onca tutuklamalar ve propagandaya karşın, bir hükümet listesi çıkarılmadığı gibi “Darbecilerin siyasi ayağı kim?” sorusu etrafında bir soruşturma yapılmadı. Çünkü bu soruya verilecek yanıtın, Fetullah Gülen’in huzuruna çıkıp el bağlayanlardan, kürsülerden “Bu hasret bitisin artık gel!” çağrıları yapanlara, yani AKP’nin içine uzanacağından çekinildiği için bu konunun tartışılması adeta yasak konular içine alınırken, “FETÖ borsası” aracılığı ile ‘FETÖ’nün sermaye içindeki ayağının da önemli ölçüde soruşturmaların dışına çıkarıldığına tanık olduk. Bu konuda AKP içinden gelen itirazlar da duymazdan gelindi.