Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Tarımda ÜFE yüzde 150’ye dayandı
Karar:
Tarla fiyatı bir senede manavı geçti
Cumhuriyet:
Cumhurbaşkanlığı seçimine bir yıldan az süre kaldı, partiler hazırlıklara başladı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Remzi Özdemir 18 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “50 milyar dolar gelecek mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Önceki gün bir gazetede tecrübeli bir gazeteci tarafından ilginç bir iddia gündeme getirildi. İddiaya göre, Türkiye'ye kısa süre içerisinde 50 milyar dolar gelecek. Gelecek paranın 20 milyar doları Suudi Arabistan'dan. Kalan bölümü ise Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya'dan. İşi bilen ekonomistler bu saçma sapan iddiaya gülmediler bile. Ciddi ekonomi siteleri bunu haber bile yapmadı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Çünkü böyle bir saçmalık insanların yatırım kararını olumsuz etkileyebilir.
Yasayı bir kenara bırakın, bunun bir de vebali var.
50 milyar dolar geliyor diye sen manşet atarsan, adam dolar düşecek korkusu ile gidip satacaktır.
Sonra haber yalan çıkınca bu adamın zararı seni vicdanen rahatsız etmeyecek mi?
Son dönemde bu tür haberler artmaya başladı.
Aslında Merkez Bankası'nın rezerv eksisi arttıkça bu tür iddialar da kasıtlı olarak ortaya atılıyor.
Hatırlarsanız bir dönem Katar'dan 10 milyar dolar gelecekti.
Sonra Birleşik Arap Emirlikleri'nden 15 milyar dolar.
Sonra Azerbaycan'dan gelecekti...
Bunların hepsi boş çıktı.
Şimdi tekrar aynı hikâye başladı.
Evet saçma sapan bir iddia ama bana gelen yüzlerce soruya buradan yanıt vermek istiyorum.
Burada bahsi geçen para 50 milyon dolar değil, 50 milyar dolar.
Bu para çok büyük bir para. Öyle bu kadar büyük paraları ülkeler bir başka ülkeye vermez.
Suudi Arabistan elbette petrol fiyatlarının artışı ile ekonomisini düzeltmeye başladı ama ortada halen tahvil ihracına giden, emeklilik sistemi olmayan, elde avuçta ne varsa yiyen bir krallık var. Suudi Arabistan, Türkiye'de yatırım yapabilir ama bu 1 milyar doların üzerine çıkmaz diye düşünüyorum. Hadi diyelim Türk Telekom'u aldı 4-5 milyar dolar.
Başka ne kaldı?
Birleşik Arap Emirlikleri bakanı ne demişti?
Türkiye'nin kıyıda köşede kalan değerleriyle uygun zamanda ilgilenmeyi düşünüyoruz. Yani Türkiye biraz daha dibe vursun o zaman bakarız demişti.
Rusya konusuna gelince, yaptırımlarla boğulmuş bir ülke sana niçin 10 milyar dolar versin.
Dedim ya ciddiye alınacak hiçbir yanı olmayan iddia.
Türkiye'nin döviz krizinden şu aşamada kurtulma olasılığı yok! 50 milyar eksi öyle böyle kapanacak bir açık değil. Türkiye'nin Batı'dan sağlıklı direkt yatırımlara ihtiyacı var. Gelip burada fabrika açacak yeni tesis kuracak şirketlere ihtiyaç var.
Yok, kıyıda köşede kalmış varlıklarını alacak kuruluş ve ülkeler, sadece ölü soyucusundan başka bir şey değildir.
Türkiye'yi, iktisat ve ekonomi bilimi ile yöneten akıllı ve liyakat sahibi yöneticiler kurtarır.
…***
Zeki Ceyhan 18 Temmuz tarihli Milli gazetede, “Açık Ara!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"İktidar sözcüleri eskiden yaptıkları açıklamalarda kamuoyu yoklamalarının “açık ara önde” olduklarını gösterdiğini söylerlerdi! Şimdi böyle bir iddiada bulunmaya cesaret edemiyor olmalılar!“Açık ara öndeyiz” diyemiyorlar ancak bu defa da “kararsız seçmenlerin açık ara AKP’ye döndüğünü” iddia ediyorlar! Belli ki eski günlerin hasreti içindeler.Yine o günleri yaşayabilmenin hayalindeler.“Gönülleri tekrar kazanıyoruz” demek suretiyle de kendilerini avutmaya çalışıyorlar!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Evet, kelimenin tam anlamı ile kendilerini avutmakla meşguller!Bir dönem seçmenlerin gönlünde taht kurmuş olabilirler.Ama sonrasında öylesine hoyratça davrandılar ki herkes kaçacak yer aradı.Şimdi hangi olumlu icraatları ile seçmenlerin gönüllerini yeniden kazanmış olduklarını düşünüyorlar ki!Böyle bir zanda nasıl bulunduklarını anlayabilmiş değiliz.Seçmeniyle arası her gün biraz daha açılan bir partinin “seçmenlerin gönlünü yeniden kazanıyoruz” demesi gerçekten de anlaşılır gibi değil.
Bu tür açıklamalar genel başkanlarını yanıltmaya yönelik olabileceği gibi sadece kendi kendilerini avutma amaçlı da olabilir.
Ekonominin her gün dibe vurduğu bir dönemde, sabit gelirlinin giderek daha da zorlandığı bir ortamda “kararsız seçmenler bize dönüyor” diye nasıl sevinç çığlıkları atılabilir?
Eskiden sadece dar gelirliler yakınırken şimdi sabit gelirliler de benzer şikâyetler ile seslerini yükseltiyorlar.Yani genel bir huzursuzluk söz konusu iken durumu çok farklı göstermeye çalışmanın kime ne yararı olabilir?
İktidar sözcülerinin gerçekleri amuda kaldıran açıklamalarının kendilerini avutmaktan başka bir işe yaramayacağı aşikâr.
Bir hayal âlemi içindeler. Yıllardır kendilerinden soğuttukları seçmenlerin yeniden kendilerine yöneldiği varsayımı ile avunuyorlar.
Biraz daha gerçekçi olabilseler “küstürdüğümüz insanlar bize yeniden niye yönelsinler” diyebilseler. Yani ayakları yere bir bassa.
Ancak gerçeklerle aralarının iyi olduğu söylenemez. Hayal dünyasında yaşamayı tercih ediyorlar. Nasıl bir “hayal âleminde” yaşadıklarını anlayabilmeleri için bir seçim yaşamaları gerek. Seçime girmeleri ve boylarının ölçüsünü almaları şart!
Yani gerçeklerle yüzleşmeleri lazım! Şimdi geri döndüklerini iddia ettikleri kararsız seçmenlerin nasıl ortaya çıktığını idrak etmeleri gerek.Belki o zaman “açık ara” demekten vazgeçebilirler.
…***
Mehmet Kara 18 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “Doğru, Türkiye’de herkes yoksul!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Kurban Bayramı öncesi çalışanlar ve emekliler maaşlarını aldı. Muhtemeldir ki, bu hayat pahalılığında maaşlar da bitti. Şimdi kara kara 15 Ağustos’un gelmesini bekleyecekler. Bayram öncesinde Çalışma Bakanı Vedat Bilgin, “Refah seviyesine bakın. Türkiye’de bütün ailelerin, her gelir grubundan ailenin kapısında otomobili var, çocukları okuyor” demesi garip karşılandı. Bakan Bilgin’in asgari ücretliye “refah payı” verileceğini duyurmuşsa da sadece enflasyon farkı verilmesi sözün tutulmadığını gösterdi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bakan bununla da kalmamış, Türkiye’de açlık sınırının 3 bin 600 ile 4 bin lira arasında olduğunu söylemiş, 6 bin liranın üzerinde hesaplayanlara da kızmıştı. Memur-Sen, Türk-İş, Kamu-Sen her ay açlık-yoksulluk rakamlarını açıklayan kurumdan birkaçı. Hepsinin ortak yönü açlık sınırının 6 bin, yoksulluk sınırının 20 bin liranın üzerinde olması.
Bakan, “Yoksulluk sınırını 20 bin lira demişler, bu komik oluyor. Yoksulluk sınırı 20 bin lira ise Türkiye’de herkes yoksuldur” diye de eklemişti.
Aslında bu bir itiraf. Kesinlikle doğru söylemiş. Türkiye’de “küçük bir mutlu azınlık” hariç herkes yoksul… Çünkü iktidara yakın işçi ve memur sendikalarının bile araştırmalarında yoksulluk sınırı 20 bin lira civarında çıkıyor. Türkiye’de yoksulluk vardı şimdi bu yokluğa dönüştü. İnsanların alım gücü düştü, markete pazara gidemez hale geldi. İktidara yakın bir televizyonda bu cümleyi söyleyen Bilgin’in kendi Bakanlığının internet sitesinde “Yoksulluk sınırı 20 bin lira ise Türkiye’de herkes yoksuldur” sözünün yer almaması da ilginç...
İlginç bir olay, yıllarca başdanışmanlığını yaptığı Türk-İş’in yıllardır her ay açıkladığı açlık-yoksulluk araştırmasını eleştirmesi oldu. Başdanışmanlık yaparken araştırmaya itiraz etti mi, bunu da bilmiyoruz.
Türk-İş Başkanının gözünün içine bakarak bunu söylerken Başkan Atalay’ın ne o anda ne de şimdiye kadar cevap vermemesi, araştırmalarına sahip çıkmaması da işin başka bir garip tarafı...
Millet bu durumda ne der bilmiyoruz ama Çalışma Bakanlığı TÜİK gibi bundan sonra açlık-yoksulluk araştırması yapsa da resmî rakamları bir görsek!
Milletin gerçeği ile ülkeyi yönetenlerin gerçeği uyuşmadı, uyuşmuyor…
Çalışanlar, emekliler ve asgari ücretliye zam yapılacağı konuşulduğu günlerde “Ayda 2 kilo et yiyorsak, yarım kilo yeriz. Domatesi iki kilo yerine iki tane alırız” sözleri ile tepki çeken AKP Elazığ Milletvekili Zülfü Demirbağ, “Şu anda utanıyorum ki, danışmanıma ‘Oradan 2-3 bin lira getirin. Niye? Danışmanlarıma borçlanmışım maaşımı bekliyorum” diye açıklama yapması en düşük emekli maaşının 3.500, zamlı asgari ücretin net 5.500 lira olduğu bir durumda tepkilerle karşılaştı.
Milletvekili maaşının yaklaşık 57 bin lira olduğu bir dönemde bunun söylenmesine tepki gösterilmesini anlayışla karşılamak lâzım.