Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Dünya Üniversite Sıralaması’nın ilk 500’ünde devlet üniversitesi yok
Karar:
Manisa ve Kütahya'da orman yangını: Vatandaşlar tahliye ediliyor
Yeniasya:
Toplum değişim ümidiyle ayakta
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
İskender Öksüz 24 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, "Tek adamlık eziyettir"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Olaylara sağlıklı bakış bir tarafa, tek adam yönetimindeki bakış bir tarafa… Epey farklı. Sağlıklı bakışta olup biteni kavramaya çalışırsınız. Olup biten sizin dışınızdadır. Ona siz bir açıdan bakarsınız. Geçmiş deneyimlerinizin ışığında bir tanı koymaya çalışırsınız. Fakat sizin deneyimleriniz yetmez. Arkadaşlarınızın ne düşündüğünü sorarsınız. Ya uzmanlar? Başka yerlerde, başka ülkelerde benzer olaylarla karşılaşılmış mı? Karşılaşılmışsa nasıl çözmüşler?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Tek adam yönetiminde, yukarıdakilerin hepsi gereksizdir. O dâhi, bir vecizesi ile tanıyı koyacak, problemi çözecektir.
Bu iki yaklaşımdan hangisinin çözümlere ulaşacağı, hangisinin tökezleyeceği bellidir. Yol uzadıkça, zaman geçtikçe o büyük adama tabi olanların da ayakları suya erecektir. Fakat artık tek adam yönetimi hâkimdir. İtiraz etmek, soru sormak, “Acaba öyle değil de şöyle mi yapsak?” demek imkânsızdır. Gerçeğin otoritesi yok olmuştur. Otoriterin otoritesi hâkimdir.
Şimdi konuya başka bir yönden bakalım. Acaba tek adam, bütün bu olan-biten hakkında ne düşünür? Başaramadığını, işlerin kötüye gittiğini görmez mi? Hadi kendisine tabi olanlar, onun hata yapmadığını, yapmayacağını düşünüyor… Aslında böyle düşünmüyorlar, ama öyle düşünüyormuş gibi yapıyorlar. Peki, tek adam ne düşünüyor?
Tek adam, işlerin iyiye gitmediğinin bal gibi farkındadır. Fakat… Yazının başında, olaylara sağlıklı bakışı anlatırken şöyle yazmıştım: “Olup biten sizin dışınızdadır.“ İşte tek adamın felaketi buradadır. Artık olup biten onun dışında değildir. Olup biteni o yaratmıştır. Dolayısıyla olup biten odur. Onun şahsiyetidir. Olan biten kötüyse o kötüdür…
Bu felaketten çıkış için birkaç yol vardır. Birincisi, kötülüklere bir dış sebep bulmaktır. Tek adam hep doğruyu yapmıştır, ama hainler onu sabote etmiştir. Veya beceriksizler. O yüzden tek adam yönetimlerinde üst yönetim kadroları sık sık azledilir. Tek adam hata yapmayacağına göre hata çevresidir. Bütün tek adam ortamlarında bu geçerlidir: O iyidir ama çevresi kötüdür. “Kim seçti o çevreyi?” Bu da yasak sorulardandır.
Kötülük inkâr edilemiyorsa şirket dışından veya ülke dışından gelmiştir. Dış güçler, dâhimizi istemez. İşlerin kötüye gidişi onlar yüzündendir.
Tek adam, kendisi bunlara inanır mı? Yarı yarıya… Ama içinde hep, “Benim yanıldığımı anlayacaklar. Ya biri kalkıp soru sorarsa” endişesi vardır. Birinin onu eleştirmesi o kadar önemli olmayabilir. Onu azleder, yenisini getirir. Fakat o eleştiri, maazallah, topluluk içinde olursa. Başkaları da eleştiriyi duyar, daha kötüsü, kendisinin eleştirilebileceğini görürse! Bütün yapı, bütün iskambilden kule çöküverir.
Tek adam artık yönetim takımıyla toplantı yapamaz. Toplantı kelimesinden nefret eder hâle gelir. Tek adamın takım çalışması yapması mümkün değildir. Takım, eşitlerden kurulur. Tek adam eşit gibi davranamaz. Öyle davranırsa da çöküntü olur. Toplantılar ancak fotoğraf veya video çektirmek için yapılır. Bir de talimat ve politika tebliği için. Politikayı kim tayin eder? Bu da sorulur mu? Tabii ki tek adam.
...***
Mehmet Kara 24 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde "Erken seçim olur mu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Erdoğan, en küçük eleştiride insanları partiden uzaklaştıran bir siyasetçi. Fakat seçimlere yaklaşıldığı bir dönemde sert eleştirenleri bile “şimdi küskün sayısını çoğaltmayalım” diyerek karşı çıkarken, diğer yandan eski belediye başkanlarıyla toplantı yapıyor. Cumhur İttifakı erken seçim yok dese de Devlet Bahçeli’nin “Eğer seçim 18 Haziran 2023’te yapılırsa…” ifadesini kullanması, AKP MKYK üyesi Şamil Tayyar’ın “Seçim süreçleri üzeri açık yara gibi her an enfeksiyon kapabilir. O sebeple provokasyonların en yoğun yaşandığı dönemlerdir. Süre uzadıkça risk artar. Uygun zamanda aziz milletin hakemliğine başvurmak gerek” demesi de bir erken seçimin habercisi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Erdoğan’ın üçüncü defa cumhurbaşkanlığına aday olup olamayacağı tartışmalarının şimdiden başlaması da bu iddiaları doğruluyor. Kasım sonu gibi bir erken seçim olursa sürpriz olmaz. Hele de ekonominin daha kötüye gideceği ortaya çıkmışken…
İktidar mensuplarının geçim sıkıntısı ile ilgili akla ziyan açıklamalarına her gün bir yenisi ekleniyor. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şen’in yaptığı açıklama ise “yok artık” dedirtti.
Eski bir siyasetçinin Turkovac aşısı ile ilgili eleştirisine Şen, “Turkovac’ın etkili olabilmesi için kanın bozuk olmaması lazım” diye cevap vermesi herkesi hayretler içinde bıraktı.
Burada akla gelen ilk soru, “Kanın bozuk olup olmadığına kim karar verecek?” oldu.
AKP Elazığ Milletvekili Metin Bulut da akla ziyan açıklamalar yapanlar arasına katılmış. 20 yıldır iktidar olan bir partinin milletvekili olan Bulut, “Ekonomik bir zorluk yaşanıyor ama biz hep şöyle ifade ediyoruz diyoruz ki, her ne kadar sebebi biz olmasak da çözümünden kendimizi mesul tuttuğumuz bir dönem” demiş.
Bu açıklamaya ne söylenebilir ki? Ekonomik zorlukların sebebini hangi tarihe kadar götürmek lazım? Bu sorunun çözümünün mesulünün iktidar değil mi?
...***
Aziz Karaca 24 Temmuz tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Bize sabır size savurganlık düştü"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Sizin sınır tanımaz, bir türlü doymak bilmez ve hiçbir hesaba sığmaz savurganlıklarınızdan ötürü, omuzuna yüklenen ağır yükler sebebi ile bu millet, oldukça yorgun düştü. Her yeni günün sabahında, tepesinden aşağı yağmur gibi değil, dolu gibi yağan zamlardan ötürü özellikle yoksul kesim baygın düştü."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
"Dar gelirliler hariç, herkes kazanıyor" dediğiniz nevzuhur sisteminiz sebebi ile, ülke nüfusunun yüzde doksanı dar gelirli olduğu için, gelirleri daha da daraldı, hayatları günden güne daha da karardı ve ne yazık ki paylarına zifiri karanlık, zindan düştü.
Devri iktidarınızda, gündeme gelen uygulamalar, atılan acayip adımlar, hayata geçirilen akla ziyan sözde yatırımlar nedeniyle, sizden önceki yıllarda az-çok bir şeyler biriktirmiş olanların bütün birikimleri eridi, kelimenin tam anlamıyla bu millet vurgun yedi.
Sizler, koltuğa kurulduğunuz günden beri, sürekli sizlere sınırsız savurganlık, halkın büyük çoğunluğuna ise daima sabır düştü.
Geride kalan yıllar içinde, zaman zaman ve en son tam bir yıl önce; "kamu harcamalarında tasarruf genelgesi" yayınladınız ama, açıklanan rakamlar bir kez daha gösteriyor ki, yine sözünüzü tutmamışsınız, yine savurganlıklarınıza bir sınır koymamışsınız ve bir yılda bütün harcamalarınızı en az ikiye katlamışsınız.
Sabır bize, savurganlık size. Sabır bize, bol keseden sınırsız harcamalar size. Sabır bize, lüks hayatınızdan ve konforunuzdan asla taviz vermemek size. Sabır bize, 'itibardan tasarruf olmaz' diyerek, yönetim katındakilerin hayatından 'tasarruf' kelimesini silmek size. Her fırsatta halka tavsiye ettiğiniz bu 'sabır' meselesini, biraz da sizler, hesapsız harcamalar, konforlu hayatlar, çok pahalı alışkanlıklar karşısında, bazen de sizler kullansanız olmaz mı?
Hayat kitabımızın en kısa surelerinden olan Asr Suresinde, insanlığın zararda-ziyanda olduğu beyan edildikten sonra, iman edenlerin, salih amel sahiplerinin, birbirlerine Hakkı ve sabrı tavsiye edenlerin, bu genel hükmün dışında kalacaklarının altı çiziliyor.
Her vesile ile halka sabrı tavsiye etmenizi anladık, anladık da, sağınızda-solunuzda, yanınızda-yörenizde, pek yakınlarınızda bulunanlara bir türlü sabır tavsiye etmemenizi anlayamadık.
Yönetim katındakiler, söz konusu bu kısa sureyi, muhtelif tefsirlerden bir daha çalışsalar, işin uzmanlarından tekrar tekrar dinleseler iyi olacak galiba.
Halka sabır, kendinize sınırsız savurganlık… Sanki bu işte bir yanlışlık var.