Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kılıçdaroğlu'ndan ÖTV çıkışı: vergileri 4'te 1 oranda indireceğiz.
Yeniasya:
Yüksek kiralar göç ettiriyor
Milli gazete:
Önce anketler şimdi de meydanlar!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Kara 25 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " Aslında olması gereken budur"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Demokrasilerde muhalefet olmazsa olmazdır. Muhalefet olmazsa zaten o sistemin adı da demokrasi olmaz. Muhalefet en tabii hak olarak, denetleme görevini yapar. Muhalefetin görevi iktidarın yapamadığı, eksik bıraktığı konuları hatırlatmaktır. İktidar, muhalefetin bunları söylemesinden rahatsız olmak yerine bundan memnuniyet duymalıdır. Eleştirilere kulak tıkamak yerine “özeleştiri” yapması, “Bunlar bizim aklımıza neden gelmedi?” diye oturup düşünmesi gerekir. Hem iktidar hem de muhalefet milletin refahı, huzuru ve mutluluğu için çalışmak zorundadır. Bunlar hem ülkenin hem de milletin hayrına olur."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bugüne kadar 20 yıllık AKP iktidarında muhalefet bir konuyu gündeme getirdiğinde ya “terörist” ya “hain” olarak suçlanarak meselenin üstü örtülmeye çalışılıyordu.
Bu durum değişti. Artık iktidar yapması gerekeni yapıyor ve muhalefetin gündeme getirdiği ve 20 yılda yapamadığı konuları seçimler yaklaşırken -geçte olsa- bir bir yapmaya çalışıyor.
İşte bunlardan bir kaçı: Taşerona kadro, emekliye bayram ikramiyesi, elektrik faturalarından alınan TRT payının kaldırılması, eksikte olsa 3600 ek gösterge, ek olarak da KYK borçlarındaki faizlerin silinmesi. Bunlar neden bugüne kadar yapılmadığı merak edilirken, bakıldığında hepsi de milletin yararına olan konular.
Hükümetin yıllardır gündeme getirdiği ama bir türlü çözmediği bir mesele de emeklilikte yaşa takılanların (EYT) durumu… İktidar bu konuyu da çalışmaya başlamış. Muhtemeldir ki bu sene sonuna kadar bir formülle bu sorun da çözülecek.
Bu mağduriyet de muhalefetin gündeme getirdiği bir konuydu. Muhalefet partileri memleketi karış karış gezerken bu konuyla ilgili çokça şikâyet alıyor. Ayrıca, milletinin ayağına gidince dert ve sıkıntılar görülebiliyor. Oysa iktidar partisi son günlerde olduğu gibi, milletin arasına karışınca ya tepki görüyor, ya da vatandaşla konuşmak yerine sağa sola bakıp “neden beni tanımadılar?” diye hareket ediyor.
EYT kadar önemli olan bir mesele de İntibak Yasası. Çünkü EYT çıksa da aylık bağlama oranları yüzde 75’ten yüzde 35’e kadar düştüğü için emekli aylıkları çok düşük bağlanıyor.
Aylık bağlama oranları 2000 öncesi yüzde 75 iken, 2008’den sonra 63’e, 2010’dan sonra ise yüzde 48’e kadar düştü. Bu oran şu anda yüzde 35 olarak uygulanıyor. Bu yüzden muhalefetin bu konuyu da gündeme getirip intibak yasasının çıkartılıp mağduriyetlerin giderilmesine dikkat çekmelidir.
...***
Remzi Özdemir 25 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Kendi kendine yeter olmak"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" AKP'den önce hatta AKP'nin ilk 10 yılında sürekli aynı şeyi söyler dururduk: Türkiye kendi kendine yeter 5 ülkeden biriydi. Gerçekten de yetiyor muydu? Evet yetiyordu ve hatta fazlası bile kalıyordu. Mesela yıllar önce Türkiye'de o kadar çok mercimek ekilmişti ki, televizyonlarda mercimeğin faydalarını anlatan kamu spotları yayınlanmaya başlamıştı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Pirinç, buğday ve daha yüzlerce üründe Türkiye tükettiğinin çok fazlasını üretir, yurt dışına satamadığı zaman fiyatlar çok düşerdi.
Ya şimdi?
Nohut Hindistan ve Arjantin'den, kırmızı mercimek ve yeşil mercimek Kanada'dan, pirinç Tayland'dan, mısır konservesi Macaristan'dan, kuru fasulye ise Meksika'dan ithal ediliyor.
Bu ürünler dolar bazlı ithal edildiği için, döviz kurunun yükselmesiyle fiyatlar da her geçen gün artıyor.
Artık temmuz ayı bitiyor ve lütfen fiyatlara bir bakın.
1 kilo domates 20 lira. Tarım ülkesinde yazın ortasında bir kilo domatesin fiyatı 20 lira olur mu?
Bakın oluyor işte! Belki kızacaksınız ama 20 lira bu ortamda bedavaya yakın bir fiyat!
Sıkı durun, bu kışın bu domatesi en az 40 liraya alacağız. Daha güzel salkım domates isterseniz 50 lira vereceksiniz. Hele organik olsun, kokladığımda domates kokusu gelsin diyorsanız o zaman 70 lira vereceksiniz.
Yani bugün çok iyi günler… AKP'nin tarım politikası Türkiye'yi bu hâle getirdi. Artık kimse bu saatten sonra ucuz sebze ve meyve beklemesin, bu hayale kaptırmasın kendini.
Neden mi?
-Hızla artan ülkemiz nüfusu ve gıda maddeleri gereksinimindeki artış ve kişi başına düşen ekilebilir alanların azalması etkili oldu.
-Tarım arazilerinde bugün lüks villalar ve siteler yapılmış durumda.
-Teşvik yerine ithalata ağırlık verilmesi. Türkiye, 2010 yılından sonra tarımda çözüm olarak hep ithalatı gördü. İlk hatayı hayvancılıkta yaptı. Artan et fiyatlarını kontrol altına almak için Uruguay ve Sırbistan gibi ülkelerden canlı ve kesilmiş hayvan ithalatına başladı. O gün bugündür tarımda ithalat devam ediyor. O dönem ithalatın başlamasıyla birlikte çiftçiler üretimi bıraktı, çünkü ithalat ile baş etmeleri mümkün değildi.
Sonuç olarak Türkiye bugün, boğazından geçen her lokmanın yarıdan fazlasını ithal eden bir ülke haline geldi.
Domates fiyatlarına gelince:
Emin olun AKP ona da çözüm bulacaktır.
Başta Rusya olmak üzere dünyanın her bölgesine domates ihraç eden Türkiye, fiyatları kontrol altına almak için domates ithal edecektir.
İthalata direnemeyen çiftçi bu işi bırakacak arazisini müteahhide verecek 50-50 bölüşecek. Kira geliri ile rahat yaşayacak. Çok sıkıştığında dairenin birini satıp 5 yıl lüks yaşayacak.
Ya biz ne olacağız?
Domatesi 100 liradan ya alacağız, ya da resimlerine bakıp bir dönem ne kadar bedavaya yaşadığımızı düşüneceğiz.
...***
Adem Birinci 25 Temmuz tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Yurtdışında tarım"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" AKP hükümetinin yurtdışından "tarım arazisi kiralamak" gibi bir takıntısının olduğu cümle âlemin malumu. Bu arada Sudan ve Venezuela gibi bilinen ülkelerin dışında 10 ülkeyle temasa geçilmiş. Gazete haberlerine göre, Tarım Bakanlığı, Latin Amerika ve Afrika'da 10 ülkede tarım arazisi kiralamak için görüşmelere başladı. Ukrayna ile de bu konuda temasa geçildi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Sudan'da geçmiş yıllarda 850 bin hektar civarında bir arazi kiralanmış ancak ekim yapılmamıştı. Yetkililer bu "proje"nin yeniden hayata geçirileceğini de ifade ediyorlar. Kiralanan diğer arazilerde başta yem bitkisi olmak üzere, Türkiye'de işlendikten sonra ihraç edilecek nitelikteki hububat ürünlerinin üretimi yapılacağı belirtiliyor.
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, geçtiğimiz aylarda ülkemize gelmişti. Bu ziyaretinde birçok anlaşmanın yanı sıra tarım, su ürünleri ve ormancılıkla ilgili anlaşmalar da yapılmıştı.
Maduro'nun Türkiye ziyaretinden sonra Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişçi Venezuela'ya resmi ziyarette bulundu. Venezuela Halkın Gücü Üretken Tarım ve Araziler Bakanı Wilmar Castro Soteldo ile hem havadan hem de karadan tarım arazilerinde incelemelerde bulundu. Yapılan inceleme ve gezinin içeriğine bakılırsa; soya, mısır, pirinç ve şeker kamışı gibi Türkiye'nin ithalatçı olduğu ürünlerde Venezuela'da üretim yapılması planlanmış.
Venezuela Halkın Gücü Üretken Tarım ve Araziler Bakanı Wilmar Castro Soteldo'nun sosyal medya hesaplarındaki paylaşımda Bakan Kirişci'nin incelemeleri sırasında kendi sesinden hayvancılıkla ilgili dikkat çeken şu değerlendirme de yer aldı: "(Helikopterle seyahat sırasında Wilmar Castro'ya meraları göstererek) Siz bu merayla hayvancılıkta dünyada bir numaralı olmalısınız. Biz hayvancılık yapıyoruz. Hayvanlarımıza sanki pizzacıdan pizza, burgerciden burger ısmarlayıp dışarıdan yem alıp öyle yediriyoruz. Burada her şey hazır. Bunu inşallah başaracağız."
Evet, sevgili okurlar son 20 yılda köylünün topraktan, ekip/biçmekten vazgeçmesi adına bu ülkede her şey ama her şey yapıldı. Şu an Belçika'nın yüzölçümü büyüklüğünde bir toprağı ekip/biçmekten vaz geçmiş durumdayız. Türk tarım ve köylüsünden üretmeme adına her türlü desteği çek ve ondan sonra git yurtdışında tarım toprağı kirala ve tarım yapmaya kalkış...