Ağustos 09, 2022 08:36 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Devleti zarara uğratan yandaş şirkete 817 milyonluk ihale: 'Yıllarca para akıtılmış'

Yeniasya:

1 haftada 305 bin ton tahıl sevkiyatı gerçekleşti

Milli gazete:

AYM'den Erdoğan'a kötü haber: Devasa konvoya sınır getirildi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Ocaktan 8 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, “128 milyar doların buharlaşmasında FETÖ izi olabilir mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son dönemde öylesine iç karartıcı bir iklimde yaşıyoruz ki siyasetçilerden gazetecilere ve tek tek bireylere kadar her birimizin, yaşanan irili-ufaklı her skandalla birlikte umutsuzluğu biraz daha artıyor. En son yaşanan KPSS skandalı geçmişte FETÖ’nün ‘soru çalma’ işlerini hatırlattığı için toplumun hemen bütün kesimlerinde “Bu da başka bir FETÖ mü?” sorularını gündeme getirdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Şu ana kadar ortaya çıkan bilgilere bakarak söylemek gerekirse, KPSS skandalı devletteki çürümeyi her gün biraz daha derinleştiren liyakatsizliğin en bariz göstergesidir. İlla ki bu işte de bir FETÖ parmağı aranmak isteniyorsa buna da bir mani yok elbette… Zira siyasal iktidar çözüm üretemediği her konuda bir bahane üretmede hayli başarılı. Nasıl enflasyonu düşüremediğinde, zamlara çare bulamadığında “Dış güçler ve içerideki uzantıları bizi ekonomik olarak vurmak istiyorlar” gibi gerekçeler üretebiliyorsa, KPSS skandalı konusunda da pekala bir FETÖ parmağı bulabilir.

Ama şu muhakkak ki iktidar, ÖSYM’nin bu beceriksizliğini araştırıp toplumu rahatlatacak bir izahatta bulunmak zorundadır, aksi taktirde insanların zihinlerindeki sorular artarak devam edeceği için bundan en büyük zararı iktidar görecektir. Bunun için de tek yol, devleti bu liyakatsizlik illetinden kurtarmaktır.

Ancak öyle anlaşılıyor ki iktidar, yaşadığımız ekonomik krizin de, her gün farklı bir versiyonu ortaya çıkan skandalların da esas itibariyle liyakatsizlikten ve kurumsal çöküşten kaynaklandığı gerçeğini görmezden gelerek geçici çözümlerle vaziyeti idare etmeyi tercih ediyor.

Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Rusya dönüşü uçakta gazetecilerin bu konudaki sorusuna verdiği cevap dikkat çekici. Bir gazetecinin "KPSS iptal kararınızın detayını merak ediyoruz. Bununla birlikte son duruma ilişkin bilgi verebilir misiniz? FETÖ parmağı var mı?" sorusuna şu cevabı veriyor: "FETÖ’cü grup mu desek; 6’lı masa mı desek; bir de masanın altı var, yedi… Şimdi dikkat ederseniz, aynı anda hepsi adeta aynı cümlelerle, aynı kelimelerle bunu tanımlamaya çalıştılar. Yani biz orada boşta bulunsak veya boşluğa düşsek bunu seçime kadar satacaklardı. Çünkü gençleri nasıl aldatırız gayreti içerisindeler.”

6’lı masanın altında bile failler arandığına göre, KPSS skandalının sorumlularının kimler olduğu konusunda iktidarın bir kafa karışıklığı yaşadığı muhakkak ya da 6’lı masanın altını-üstünü karıştırmak işine geliyor…

Maalesef iktidarın bu bakış açısı doğal olarak bütün toplum kesimlerine yayıldığı için insanların da kafası hayli karışık… Bu yüzden de toplumda öylesine akla ziyan spekülasyonlar üretiliyor ki doğrusu “at izi-it izine” karışmış durumda…

Eğer ‘masa altında’ KPSS kaçağı arama yöntemini örnek alacak olursak, iktidarın da hiç hoşuna gitmeyecek tatsız sonuçlara ulaşabiliriz. Mesela bu çıkarsamaya göre, Türkiye’nin şu anda yaşamakta olduğu ekonomik krizin en büyük müsebbiplerinden birisi olan kayıp 128 milyar dolarla ilgili olarak, “Acaba 128 milyar doların buharlaşması hikayesinde de bir FETÖ izi olabilir mi?” sorusunu rahatlıkla sorabiliriz. Nitekim dönemin Maliye Bakanı Berat Albayrak da bakanlıktan ayrılırken “At izinin it izine karıştığı, Hak ve batılı ayırt etmenin zorlaştığı böyle çetin bir zamanda, Allah sonumuzu hayretsin” diyerek veda etmişti. Kim bilir belki de bir bildiği vardır…

…***

Mehmet Kara 8 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, “Cebimizden KKM’ye 555 lira gitmiş!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hayat pahalılığı geçim zorluğunu beraberinde getiriyor. Her gün gelen zamlar insanları çarşı ve pazara çıkamaz hale getirdi. Dolar 18 lirayı geçtiğinde hükümet Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesabı icat ederek faize faiz uygulamasını getirdi. Zengin daha zengin fakir daha fakir oldu. (KKM) için bütçeden ödenen tutardan 85 milyon vatandaşın her birine binen yük dört ay için 436 lira oldu. Vazgeçilen vergiyle birlikte toplam yük 555 liraya çıkıyor. 18 lira olan doları düşürmek için icat edilen sisteme rağmen şu anda dolar yine 18 lira civarında. Yani bir faydası olmadığı gibi olan yine geçim sıkıntısı çeken insanlara oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Muhalefet partileri sokakta vatandaşı dinliyor, bin ah işitiyor. İktidar yetkilileri ise sokağa çıkamaz hale geldi. Çıksalar da vatandaşların tepkileriyle karşılaşıyorlar. 

Ekonomi bu durumda iken devleti yönetenler ortamı güllük gülistanlık gösteriyor. Ya da sanki 20 senedir ülkeyi AKP yönetmiyor gibi, ekonomiyi kendilerinin düzelteceğini söylerken akla ziyan açıklamalar yapıyor. Çalışma Bakanı, eskiden danışmanı olduğu sendikayı yalanlarken, yoksulluk sınırının 20 bin değil, 6 binler civarında olduğunu söyleyebiliyor.  

Bakan Nebati geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında öyle bir şey söyledi ki, şaşırmamak mümkün değil. Yabancı bir ülkenin bakanı ile yaşadığı diyaloğu anlatırken, yabancı bakan Türkiye’de enflasyonun çok yüksek olduğunu söylerken bakan “doğru” demiş. Peşinden de, “Siz yüzde 10 enflasyonla sokağa çıkamazken biz bu yüksek enflasyonla sokağa çıkıyoruz” dediği aktarıldı. Bu durumunda herkesin enflasyonu “kanıksamış” anlamında olmadığını, enflasyonla mücadeleyi kazanacaklarını söylemiş.  

Aslına bakılırsa sokağa çıktıkları yok, çıksalar da tepkiyle karşılaşıyorlar. Bu övünülecek bir şey de olmamalı. 

Şimdi bu sözlere üzülelim mi, sevinelim karar veremezken göreve başladığı günlerde Nebati’nin, “Hani hep hayal edersiniz ya, şöyle bir uyusam da 6 ay sonra uyansam diye; bir uyuyun 6 ay sonra uyanın… Çok farklı noktalara gideceğiz” dediğini hatırladık. 6 ay sonra ülke daha büyük bir ekonomik krizin içine girmiş, hayat pahalılığı daha çok artmış. Uçacak denilen ekonomi, yürüyemez hale gelmişti. Yüzde 36 olan enflasyon iki katından fazla artarak yüzde 73.5’lara çıkmıştı. 11 lira olan benzin 28’lere, 2.5 lira olan ekmek 5 liraya, 8 lira olan bir litre süt 18 liraya çıkmıştı. 

Halâ vatandaştan sabır isteniyor. Vatandaşta sabır taşı çatladı, o sınır çoktan geçildi. 

…***

Remzi Özdemir 8 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Konutta ikinci vergiye kim engel oldu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Konut sahibi olmak Türkiye'de artık neredeyse imkânsız hale geldi. Sadece İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde değil, aynı zamanda küçük şehirlerde bile 3 milyon liraya ev satılıyor. Asgari ücretin 5 bin 500 lira olduğu bir ülkede ev fiyatlarının 3 milyon olması normal mi? Elbette normal değil. Bunun normal olmadığını gören, Hazine ve Maliye Bakanlığı bir süre önce bir çalışma yapmıştı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu çalışmaya ne oldu onu anlatacağım. Yaklaşık 1 yıl önce Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın konut sahipliğinin tabana yayılması ve aynı zamanda fiyatların kontrolü amacıyla bir çalışma yaptığı yolunda bilgi aldım.

Vergi uzmanları tarafından hazırlanan bu çalışmada birden fazla konutu olanlardan kademeli vergi alınması öngörülüyordu. Çalışmaya göre, 2. konutu olanlardan az miktarda 3 ve üstü olanlardan ise daha yüksek vergi alınacaktı.

Ancak bu çalışma garip bir el tarafından çöpe attırıldı.

Attırılma nedeni Türkiye'de son 10 yılda yoktan var olan konut serveti.

Özellikle büyük projelerden 10-20 dairelik garip satın almalar.

Ünlü bir inşaat şirketinin İstanbul'da havalimanı yolunda yaptığı markalı konut inşaatının ilk müşterileri hep belirli kişiler. Daha lansmana bile girmeden projenin 100'e yakın dairesi blok olarak satın alınıyor.

Tabii ki bu kişiler kim bilemeyiz. Ancak bu kişilerin kimler olabileceği az çok tahmin ediliyor.

Kısacası AKP'nin, kendi eliyle yarattığı konut canavarı artık hiçbir suretle kontrol edilemiyor.

Konut Türkiye'nin enflasyon kadar önemli bir sorunu olmaya devam edecek.