Ağustos 20, 2022 08:25 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Erdoğan 'gaz' müjdesi vermişti: Konutta 10 kez, saniyede 14 kez zamlandı!

Karar:

Japon bankadan dolar/TL tahmini: 20 lira seviyesini görecek

Milli gazete:

MEMUR-SEN'den vergi dilimleri ile ilgili yeni düzenleme çağrısı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Cevher İlhan 19 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Altılı masa” ortak çözüm programını açıklamalı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““Seçimler yapılmayacak”, “kazansalar da iktidar devredilmeyecek”, “iktidara gelseler de yönetmeyecekler!” yoğun şâyiaları hep sonuçsuz kaldı. Bunun üzerine yeni algı operasyonlara, çarpık manipülasyonlara başvuruldu. Son anketlerde parlamenter sistem işbirliğindeki “altılı masa” ile birlikte yüzde 50’leri rahatlıkla aşması ve cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak adayı destekleyeceğini deklâre eden HDP ile yüzde 60’ı geçmesi karşısında bu propagandaların da boşa çıktığı görülüyor.  Türkiye her açıdan seçim sath-ı mâiline girmiş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

YSK’nin 16 Nisan 2017 “ucûbe sistem referandumunda toplam oyun yüzde 6’sını bulan 2.5 milyon mühürsüz oyu kanuna aykırı olarak “geçerli” saymasıyla “atı alan Üsküdar’ı geçti!” benzeri, 31 Mart 2019 seçimlerinde aynı zarfta kullanılan üç oydan bir tek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali garabeti gibi komplolar da artık kâr etmeyeceğinden  iktidardakiler çâresizlik içinde.

İktidar cânibinde ciddi bir kafa karışıklığı var; “Erdoğan bunu da halleder” beklentisi gün geçtikçe azalıyor. “Altılı masa”nın açık ara ile oylarının yükselmesinden iktidardakiler fevkalâde tedirgin. Onca vahim skandala bigâne kalan Cumhurbaşkanı’nın ilk günde apar topar KPSS skandalını “seçimler var, muhalefet bunun üzerine çok gidecekti, onun için iptal ettik!” ifadeleri bunun ikrarı. 

Bu arada onca propagandaya ve devlet imkânlarının hoyratça kullanılmasına rağmen derinleşen moral bozukluğuyla ciddi endişelere kapılan iktidar çevrelerince yeni siyasi senaryolar ortaya atılıyor. 

Öncelikle ağır ekonomik çöküşte, Cumhurbaşkanı ile Hazine ve Maliye Bakanı’nın ancak “Mart – Nisan’da düşme eğilimi göstereceği”ni bildirdikleri enflasyonun kış aylarında daha da tırmanmasıyla, ardı ardına fahiş zamlarla pahalılığın daha da azmasıyla, dövizin, işsizliğin daha da katlanmasıyla, iktidar partisinin ve küçük ortağının oylarının daha da dibe düşeceği vartada “erken-baskın seçim” ihtimali hâlâ duruyor.

Erdoğan’ın kesinlikle kaybedeceği bir seçime girmeyeceği; Nisan’a - Mayıs’a erkene alınmış “sahte erken seçim”de ya da zamanındaki seçimde YSK’nin Anayasa’nın 101. maddesindeki “bir kişi iki kez Cumhurbaşkanı seçilir” açık hükmünü “gerekçe” göstererek -pek istemese de- bir başkasını -Hulusi Akar yahut Numan Kurtulmuş gibi- başka birisini aday göstereceği iddia ediliyor.

Bu bakımdan “millet ittifakı”nın ve “altılı masa”nın eksenini oluşturduğu demokratik muhalefetin, “parlamenter sistem taahhüdü”nde olduğu gibi başta ekonomiden dış politikaya, eğitimden sağlığa, sanayiden tarıma ve seçim güvenliğine dair bütün çözüm projelerini etkili bir iletişim diliyle ortaya koyması; ortak programını ve kadrolarını millet nezdinde açıkça deklâre etmesi gerekiyor.

Hiçbir çarpıtmaya ve karambola fırsat vermeden…

…***

Esfender Korkmaz 19 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Konut fiyatları ne kadar balon yaptı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Merkez Bankası Konut Fiyat Endeksi'ne göre; 2022 ilk altı ayında Türkiye ortalaması olarak konut fiyat endeksi, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 160,6 oranında arttı. En yüksek artış yüzde 200,2 artış oranı ile Antalya bölgesinde oldu. Konut fiyatlarındaki artışında önce pandemi ve sonra son bir yılda TL'nin aşırı değer kaybı etkili oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Pandemi nedeni ile bahçeli ve müstakil evlere talep arttı. Benim oturduğum Çekmeköy - Ömerli'de arsa fiyatları 2020’de, birkaç ayda 4 kat arttı. Birçok müstakil ev yapıldı ve fakat ya bitmedi, ya bitti bahçe düzeni ve oturan yok veya satılığa çıkarılmış.

Yani konut fiyatlarında pandemi etkisi bu sene tamamıyla kalkmış olur.

Merkez Bankası Konut Fiyat Endeksi'ne göre; Türkiye genelinde 2017 yılında 1 milyon lira olan bir konut fiyatı, 2022 Haziran ayında 4 milyon 698 bin liraya yükseldi.

Konut fiyat endeksini TÜFE endeksine göre değil, maliyet esaslı olan Yİ-ÜFE  endeksi ile karşılaştırmak gerekir. Böyle olunca  konut fiyatlarında son bir yılda reel artış var ve fakat son 4,5 yılda reel artış yoktur.

Hükümet TOKİ aracılığı ile konut piyasasını bozdu. TOKİ'nin görevi halka ucuz sosyal konut yapmaktır. Ama gerek TOKİ, gerekse İmamoğlu'ndan önceki İBB Kiptaş, lüks konuta yöneldiler ve yandaşlara öncelik verdiler. Şimdi Hükümet seçim yatırımı olarak TOKİ'ye konut yaptıracak. İşin içine seçim popülizmi girince, konutla ilgili sorunlar artar.

Merkez Bankası gösterge faiz oranını yüzde 13'e düşürdü. Bu demektir ki, TL'de eksi faiz oranı yüzde eksi 37,1 oldu. TL'den kaçış konut talebini artırıyor. Ayrıca para aklama da konut ve gayrimenkul fiyatlarını artırıyor. Buna rağmen  bodrum ve Antalya gibi tatil yörelerinde balon yapan fahiş fiyat artışı duracaktır.

Şimdiki durumda TL tasarrufu olanlar eğer kısa dönem, bir iki yıl için, yatırım yapmak isterse  konut cazip yatırım değil. Konut fiyatlarındaki oluşan balon düşünceye kadar alternatif yatırım yapmaları daha yararlı olur.

…***

İhsan Çaralan 19 Ağustos tarihli Evrensel gazetesinde, “İktidar yeni Osmanlıcı dış politikanın çöktüğünü kabul etti! Ama…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Önce Soçi Zirvesi sonrasında Erdoğan’ın açıklamaları, arkasından Çavuşoğlu’nun Erdoğan’ın demek istediklerini büyükelçiler önünde açıkça; “Muhalefetle Suriye’deki yönetimi bizim bir şekilde anlaştırmamız lazım. Aksi takdirde kalıcı barış olmaz. Ateşkes olmadan kimse inşa konusunda yardım etmiyor. Türkiye olarak biz elimizden geleni yaparız ama tüm bunların öbeğinde ateşkes var. Bunun için de çalışmalarımızı hızlandıracağız” diyerek ifade etmesinin daha mürekkebi kurumadan TSK, Suriye ordusunun askeri birliğini vurdu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Evet, 11 yılık savaş, yıkım, hamasetle süslenen çizgisinden bir açıklama ile bir anda barışçıl bir çizgiye geçmek kolay olmayacaktı. Ama Suriye ile ilişkileri normalleştirme adımlarından söz edildiği günlerde TSK’nin, bir sınır çatışmasını aşan topçularıyla, savaş uçaklarıyla Suriye ordusunun bir üssünü vurması, her halde “Karakolumuza taciz atışı yapıldı biz de onlara misliyle yanıt verdik”le açıklanamazdır. Hele de bu disipliniyle övünen TSK’nin topçusuyla, savaş uçaklarıyla yapılan koordine bir harekatsa!   

Çavuşoğlu, açıklamasının arkasından Suriye’de TSK’nin kontrolündeki bölgede bayrak yakmaya varan protestolar karşısında; “Yeni bir şey söylemiyoruz. Biz 11 yıldır aynı şeyleri söylüyoruz” diyerek geri adım atmasına karşın Cumhur İttifakı ve medyadan açık, hatta daha da ileri adımlar atılmalı diyen destekler de geldi.

AKP Genel Başkanı Yardımcısı Hayati Yazıcı, Çavuşoğlu’nun açıklamalarına destek vermekle kalmadı, “Şam ile ilişkiler direkt hale gelebilir, seviyesi de yükselebilir” diyerek Çavuşoğlu’nun alt düzeyde sürdürülecek gibi gösterdiği ilişkileri geliştirme girişimlerinin düzeyinin yükseltilmesini de istedi.

Sabah’ın Başyazarı Mehmet Barlas ise, Çavuşoğlu’na destek vermekle kalmadı, “Hillary Clinton ve oradaki odaklara çok yakın olan eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye’yi soktuğu yanlış Suriye yolundan çıkma vakti geldi de geçiyor” diyerek, yeni Osmanlıcı dış politikanın sorumluğunu Davutoğlu’na yıkarak, AKP’nin 11 yıllık yeni Osmanlıcı dış politikasını terk etme zamanının geçtiğini bile yazdı.

Nitekim dün yandaş medyada başka köşe yazarları da Barlas gibi Suriye politikasını “Davutoğlu’nun dış politikası” diyerek eleştirdi.

Bu kısa sürede ortaya çıkan diğer bir gerçek ise, iktidarın Suriye politikasının ağır faturasının sorumlusu olarak Ahmet Davutoğlu’nu göstererek, kendisini en fazla “aldatılmış” olarak göstermek isteyeceğidir. Bu AKP’nin bir özelliğidir de.  Ancak bu kabul edilemezdir. Çünkü, elbette ki bu sorunun fikri yanında Davutoğlu’nun rolü yadsınamazdır ve bu konuda kamuoyu giderek daha fazla Davutoğlu’dan da ciddi bir özeleştiri bekleyecektir. Gelişmelerin farkında olanlar bugün de bu özeleştiriyi beklemektedir. Ama, Davutoğlu’nu kendisine başdanışman seçen, yetinmeyip dış politikayı onun “stratejik derinlik” fantezisi üstüne kurmasına destek veren, onu Dışişleri Bakanı, yetinmeyip Başbakan yapan Erdoğan ve AKP, “Bizi Davutoğlu kandırdı” demekle bütün bu acıların, ölümlerin, yıkımlarını asli sorumlusu olmaktan kurtulamazlar!