Ekim 01, 2022 09:27 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Milli gazete: Saadet Partisi Olağan Büyük Kongresi 30 Ekim’de

Yeniçağ :

Seçim öncesi kaos uyarısı

Yeniasya:

Akaryakıta zam

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ali Sirmen 30 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “AKP kader mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son zamanlarda kamuoyu anketlerinde Millet İttifakı ile Cumhur İttifakı arasındaki fark, birinciler lehine daha da artar, vatandaşın pahalılık, yolsuzluk, yoksulluk rekor enflasyondan dolayı feryadı arşı alayı tutarken, pazardaki insan manzaraları sefilleri oynarken, altılı masaya Türkiye’nin yirmi yıldan sonra demokrasiye geçişi için büyük umutlar bağlayanların belirli bir gerginlik hatta endişe içinde oldukları hissediliyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Endişenin nedeni AKP, daha doğrusu, lideri Tayyip Bey hakkında oluşmuş olan “Ne yapar eder, yine seçimi kazanır” efsanesidir.

Şu sıralarda AKP’nin her alanda denetimini kaybettiği, ülkeyi yönetmekten aciz duruma düştüğü, büyük yapısal ekonomik krize, bunca zulme, göçmen (sığınmacı) sorununa önümüzdeki uzun karanlık ve soğuk kışın bizi bekleyen süprizlerine rağmen yine de kimileri, “Belli mi olur, Reis yapar eder bir şeyler yine seçimi alır” diye endişe içindeydiler. Bu arada altılı masayla ilgili söylentiler de alıp yürümüş, masada bazı sorunların baş gösterdiği söylentileri yayılmış hatta “Masa dağılır” cümlesi bile telaffuz edilmişti.

Nihayet, Meral Akşener’in geçen çarşamba günkü açıklamaları endişeleri haklı kıldı. Altılı masada bir şeyler oluyordu. Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda Meral Hanım ile Kemal Bey’in arasındaki anlaşmazlık su yüzüne çıkmış görünüyor. Gerçi her ne kadar her iki lider de söylentilerin daha da yaygınlaşmasını engelleyecek bir dil kullanıyorlarsa da AKP’yi kader olarak görenler masanın ömrünü tamamlamasından korkularını açık açık dile getirmekteler.

Şu anda iki lider arasındaki ilişkiler hakkında kesin bir şey söylemek güç de olsa bir şeyler olmakta olduğu ve bu gelişmelerin en fazla AKP’yi umutlandırdığı kesindir.

Son zamanlarda, normal koşullarda seçimi alması olanaksız görünen ve Millet İttifakı’nın yükselen yıldızı İYİ Parti’nin tabanının HDP’ye duyduğu alerjiyi kaşımak yolunu tutan AKP ilk kez rahat bir nefes alma olanağı bulmuştur.

AKP’nin, alması güç hatta kimilerine olanaksız görünen seçimlerdeki ikinci kozu ise milli iradeyi tanımama manevrasıdır. 

Meral Akşaner’in etrafı çalkalandıran açıklamasının yapıldığı gün, Anayasa Mahkemesi’nden 2023 seçimlerinin kaderini belirleyecek bir karar çıkıyordu. Basında fazla yer almayan haber şöyleydi: “Anayasa Mahkemesi CHP’nin Milletvekili Seçim Kanunu’nda değişiklik yapan kanunun bazı hükümlerinin iptal istemiyle yaptığı başvuru hakkındaki kararını açıkladı.” Anayasa Mahkemesi, CHP’nin 7393 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin değiştirilmesi için yaptığı iptal taleplerini oyçokluğuyla reddetmiştir. İptali istenen maddeler, seçim kurullarının oluşumunu düzenleyen 5 ve 6. maddeler, cumhurbaşkanını propaganda yasakları dışında tutan 11. madde ve seçim kurullarının üç ay içinde yenilenmesini öngören 12. maddesidir.

Küçücük bir haber olarak yer almış olan bu olay, 2023 seçimlerinin eşit adil ve özgür olamayacağını belli etmektedir.

…***

Mehmet Ocaktan 30 Eylül tarihli Karar gazetesinde, “Eğer Kılıçdaroğlu aday olacaksa…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Kılıçdaroğlu’nun epey bir süredir adaylık konusunda önemli bir mesafe aldığı dikkate alındığında 6’lı masanın hiç zaman kaybetmeden adaylık meselesini masaya yatırıp ciddi bir şekilde konuşup tartışmaları gerektiği kesin. Muhtemelen 2 Ekim’deki toplantıda tabanların hassasiyeti dikkate alınarak mesele konuşulup topluma daha net mesajlar verilecektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İYİ Parti lideri Meral Akşener’in Haber Türk’te yaptığı değerlendirmeler de gösteriyor ki hemen açıklamasalar da adaylık meselesini masaya yatırıp acilen bir netliğe kavuşturmaları gerekiyor. Zira Akşener’in yaptığı şu değerlendirmeler meselenin hassasiyeti açısından son derece önemli: “Kemal Bey dedi ki, ‘Bu 6’lı Masa Cumhurbaşkanı adayını tespit edecek’. Bu masaya bu görevi verip, kendini bağlayan sayın Kılıçdaroğlu. O masanın bir noter olma görevi yok. Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı tarifi vardı. Ben ona hep katıldım. Benim söylediğim bir şey daha var; kazanacak bir aday. Aklı başında, devlet deneyimi olan, bugünkü tuhaflıklara müsaade etmeyecek. Sayın Kılıçdaroğlu’nun İzmir’de yaptığı konuşmayı çeşitli şekillerde yorumladı herkes. Partisine verdi mesajı. Bizim partimiz bunu kendi partisine mesaj olarak değerlendirmeyi tercih etti. 6’lı Masa’ya böyle bir mesajın verilmesi doğru değil. Kemal Bey son derece nazik saygılı bir insan. Çünkü o masa noter değil. Kemal Bey adaylığını söyleyebilir, orada sorun yok. Diğer arkadaşlarımız da söyleyebilir, başka insanların da adı gelebilir. Tartışılır, karar verilir. Bu yöntemi öneren, isteyen ve kendini bağlayan sayın Kılıçdaroğlu’dur.”

Öncelikle bir gerçeği tespit edelim, altılı masanın oluşumundaki öncülüğü ve CHP’nin oy oranı dikkate alındığında adaylık meselesinde öncelikli söz hakkı Kemal Kılıçdaroğlu’nun… Bunun anlamı; bizzat kendisi aday olmayı isteyebileceği gibi bir başka CHP’li ismi de önerebilir demektir. Ancak burada önemli olan, Akşener’in de altını çizdiği gibi “kazanacak aday” konusunda ittifakın sağlanmasıdır.

İşte tam da bu noktada esas sorumluluk, masada yer alan liderlere düşmektedir. Bu öylesine bir tarihi sorumluluk ki muhalefetteki her bir liderin kılı kırk yaran bir hassasiyetle davranmalarını adeta mecbur kılmaktadır.

Eğer Türkiye 2023’te bu kaostan kurtulup salimen güvenli bir limana ulaşamazsa, bir daha bu sınavın tekrara olmayacaktır.

Dolayısıyla 6’lı masadaki liderler gerekirse içeride farklı alternatifleri tartışsınlar, hatta kıran kırana kavga etsinler ama hepsinin içine yatan bir aday konusuna ittifakla karar versinler. Diyelim ki Kılıçdaroğlu’nde ittifak ettiler, işte o saatten sonra her lider ve teşkilatları hiçbir tereddüde mahal vermeden, sandık gününe kadar ölümüne çalışmak durumundadırlar.

Ve ayrıca herkesin bilmesi gerekiyor ki 6’lı masanın toplumda yarattığı sinerjiyi zayıflatmaya kimsenin hakkı yoktur, aksi taktirde bu tarihi sorumluluğun vebali ağır olur.

…***

Esfender Korkmaz 30 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “''Enflasyon artacak büyüme ise düşecek''”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Merkez Bankası her ay imalat sanayiinde faaliyet gösteren 1744 iş yerinde iktisadi yönelim anketi yapıyor. Bu anket ile imalat sanayiinde üretim hacminde, satış ve ihracatta, birim maliyetlerde meydana gelen değişiklikler ile beklentiler bulunuyor. Anket sonuçları, son üç ayda bir önceki yılın aynı aylarına göre; Üretim hacminde, sipariş miktarında, ihracat miktarında düşme, ortalama birim  maliyetlerde ve satış fiyatlarında  artış olduğunu gösteriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

* Gelecek üç ayda da aynı trendin devam etmesi bekleniyor.

Beklentiler, gelecekteki ekonomik istikrarı da belirler. Bu anket sonuçlarının tercümesi de zaten; ''Enflasyon artacak , büyüme düşecek.'' şeklindedir.

Öte yandan TÜİK'te; Eylül ayı tüketici güven endeksini yayınladı. Tüketici güven endeksi "tüketicilerin, kişisel mali durumlarına ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum ile gelecek dönem beklentilerinin değerlendirilmesine, harcama ve tasarruflarına ilişkin eğilimlerinin saptanmasını" sağlayan öncü göstergelerdir.

Bu sene Eylül ayı Tüketici Güven Endeksi, geçen yılın aynı ayına göre;

* Tüketici de güven kaybı olduğunu gösteriyor.

* Tüketici maddi durumu kötüleştiğini;

* Genel ekonomik durum bozulduğunu;

* Ekonomik durumun daha da bozulacağını söylüyor.

Tüketici güven endeksinin özeti de; ''Benim mali durumum kötüleşti. Ekonomik istikrar bozuldu. Bozulma devam edecektir.'' şeklindedir.

TÜİK, bu göstergelerin öncü göstergeler olduğunu söylüyor. Merkez Bankasıı ve TÜİK kamu kurumlarıdır. Bunların yaptıkları anketler, uygulanacak politikalar için altyapı oluşturur. Ne var ki, bu kurumların anketleri ekonomik istikrarın bozulacağını söylüyor ve fakat hükümet bunlara kulak asmıyor, dünyanın da istikrar sorunu yaşadığını söylüyor. 

* Üretici ve tüketici enflasyon artacak, büyüme düşecek diyor, buna rağmen hükümet bir ekonomik istikrar programı yapmıyor.

* Hükümet bir öncü gösterge olarak kullanmayacaksa, bu anketleri neden yapıyor? Bütçeden boşuna para çıkıyor.