Türkiye'den köşe yazarları
Osman Ulugay, Cumhuriyet gazetesinde, “Çıkmazdaki sanayici çıkış yolu arıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) “500 Büyük Sanayi Kuruluşu” araştırmasının 2015 yılı sonuçları sanayimizin temel sorunlarını gözler önüne sererken İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan da yaptığı açıklamalarla sanayicinin bir çıkış yolu arayışı içinde olduğunu ortaya koydu. Bahçıvan, verilere ve olgulara dayanan saptamalar yaparak sanayinin ve ekonominin sorunlarının daha fazla vakit kaybedilmeden çözümlenmesini istedi. Bahçıvan’ın, ülkemizde tepeden tırnağa herkese bulaşmış görünen, başkalarını suçlama kolaycılığına kaçmadan dikkat çektiği sorunlar gerçekten önemliydi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bahçıvan’ın, 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasının sonuçlarını açıklarken yaptığı konuşmayı farklı kaynaklardan okudum, Bloomberg HT televizyonunda kendisiyle yapılan söyleşiyi de izledim. Dikkat çektiği sorunlar arasında öne çıkanlara değinerek bazı saptamalar yapacağım.
Lira çakıldı, finansman yükü ağırlaştı
İSO 500 araştırmasının bulguları 2015 yılında faaliyet kârlarını %74 artırarak 44.1 milyar liraya yükselten sanayi firmalarının finansman giderlerinin de %75 artarak 28 milyar liraya yükseldiğini, yani faaliyet kârının %63’ünü alıp götürdüğünü gösteriyor. Bu 28 milyar liralık giderin 18 milyar lirası, ABD Doları’nın Türk Lirası karşısında %25 değerlenmesi nedeniyle hızla yükselen döviz giderlerinden kaynaklanıyor. Bahçıvan’ın açıkça söylemediğini ben söyleyeyim, Türk Lirası’nın geçen yıl ABD Doları karşısında en fazla değer kaybeden paralardan biri olması sanayicinin finansman giderini tırmandırmış. Türkiye izlediği politikalar nedeniyle geçen yıl “en kırılgan beş ülke” arasında yer almasaydı bu ek yük de ortaya çıkmayacaktı belki de.
Türkiye’deki reel sektörün kullandığı toplam dış kredi miktarı ise 285 milyar doları bulmuş. Dünya Bankası’nın son raporunda da görüldüğü gibi, Türkiye Çin’den sonra reel sektör borcunun en hızlı arttığı ikinci ülke konumunda bulunuyor. Eğer ABD bir noktada faiz artışına giderse ve Türk Lirası bir kez daha hızlı değer kaybına uğrarsa sanayicinin sorunu daha da ağırlaşmış olacak.
Öte yandan İSO araştırması 500 büyük sanayi kuruluşunun ihracatının da geçen yıl %13 gerilediğini ve döviz gelirinin azaldığını da gösteriyor. Kredi yatırıma gitmiyor, yapı değişmiyor
Erdal Bahçıvan’ın dikkat çektiği bir diğer önemli nokta, reel sektörün kullandığı kredilerin çok büyük bölümünün yeni yatırımlar için değil, mevcut işleri çevirmek için, yani işletme sermayesi olarak kullanılmakta olması. Oysa sanayimizin teknolojideki gelişmelere ayak uydurabilmek ve rekabet gücünü artırabilmek için yeni yatırımlara ihtiyacı giderek büyüyor. Türkiye’nin kendine özgü dinamizmiyle hâlâ %3 dolayında büyümeyi başardığını ancak bunun geleceği kurtarmayacağını belirten Bahçıvan şu önemli saptamayı yapıyor: “Dünyada nesnelerin interneti konuşulurken, Sanayi 4.0 ile bambaşka bir evrim yaşanırken Türkiye’nin mevcut tabloyu mutlaka değiştirmesi gerekiyor. Orta gelir tuzağından kurtulmak ve yeniden üretim ekonomisine dönerek bir başarı hikâyesi yazmak istiyorsak, ekonomik büyümemizin niteliğini geliştirmek zorundayız. Bu yeni büyüme hikâyesinin Ar-Ge çalışmalarıyla desteklenen, yüksek teknolojik ürünlere, tasarıma, markalaşmaya yönelik olması gerekiyor.”
…***
Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Bir gün paramız olursa nereye yatıralım?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Sokakta rastgele kişilere, paranı nereye yatırırsın diye soracak olursanız, on kişiden 9 kişi size ''param yok ki yatırayım'' diye cevap verecektir.Son 5 yıldır, ortalama fert başına millî gelir on bin dolara takıldı. Bazı yıl on bin dolarında altına düştü. Bu tıkanmada kur artışı da etkili oldu ve fakat asıl sorun fert başına büyümenin yüzde 2'ler düzeyine inmiş olmasıdır. Gelir artışı olmayınca Türkiye orta gelir tuzağına takıldı. Geçen sene bizim de üye olduğumuz OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Kuruluşu), biz ve bazı üye ülkelerde gelir dağılımının son otuz yılda daha çok bozulduğunu açıkladı.” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye'de en zengin yüzde 10'luk kesim, en yoksul yüzde 10'luk kesimden 15.2 kat daha fazla kazanmaktadır.Gelir dağılımındaki bozukluk, fakir ülkelerde zengin ülkelerden daha da acil bir sorundur. Özetle halkın yüzde 90'ının parası olmadığı için nereye yatırım yapacağını bilmesine de gerek yoktur...Bu nedenledir ki "bir gün paramız olursa" diyorum...Aslında, paranın gelir getirici bir alacağa, menkul ve gayrimenkul değere tahsisi edilmesine, plasman denilir. Ancak biz genel anlamda, sabit sermaye yatırımları dahil, mevduat, borsa, döviz tevdiat hesapları, devlet kağıtları gibi gelir getiren plasmanlara da yatırmaya da yatırım diyoruz...Paramızı nereye yatıralım sorusu için, tasarruf araçlarının reel getirisine bakmak gerekir... Çünkü, cari veya nominal dediğimiz getiri, enflasyonun etkisini de taşımaktadır... Başka bir ifade ile cari getirinin bir kısmı enflasyondan dolayı şişmiştir... Gerçek satın alma gücünü yansıtmaz. Son 4 yıldır stopajdan sonra kalan net mevduat faiz oranı enflasyonun altında kalıyor. Bu nedenle parasını mevduata yatıranlar zarar ediyor. Söz gelimi 4 yıl önce bankaya 100 lira yatıran birisinin parası geçtiğimiz nisan ayında satın alma gücü olarak 92.54 liraya geriledi. BİST 100 endeksi de son dört yılda, reel olarak kayıp getirdi. 2013 Nisan ayında borsaya 100 lira yatıran birinin, geçtiğimiz nisan ayında elinde satın alma gücü olarak 97.70 lira kaldı. Son dört yılda, reel olarak dolar yüzde 25.44 lira kazandırdı. Yani 100 lira 125.44 lira oldu. Euro ise yüzde 9.3 oranında kazandırdı. Ancak bunun temel nedeni 2013 yılına kadar dolar kurunun, sıcak para ve MB politikaları ile suni olarak düşük kalmasıdır. Bundan sonra dolar ve Euro'da aynı hızlı artış yaşanmaz. Devlet iç borçlanma senetleri son dört yılda ya eksi faiz verdi veya düşük reel faiz verdi ve neticede parasını devlet iç borçlanma senetlerine yatıranların, reel anlamda kar ve zararı olmadı. Altına gelince... Altında da iniş ve çıkışlar oldu. Çıkışların en büyük nedeni kağıt paraya olan güvensizliğin giderek tırmanmasıdır. Bu nedenle başta Çin olmak üzere, birçok ülke döviz rezervleri içinde altının payını artırmaya başladı. Bunun içinde bu ülkeler altın talep ediyor. Altında bir hareket olsa da, trajik değer kayıpları olmaz. Gayrimenkul, düşük tasarrufların yatırım alanı değildir. Ancak küçük tasarruflar, kooperatifler veya ortaklıklar yoluyla, katılım organizasyonları kurarak, parasını gayrimenkulde değerlendirebilirler. Konut arzının artması, fiyatlarda bir gerileme yaratabilir. Ne var ki uzun dönemde dünyada arazi sınırlıdır ve nüfus da artmaktadır. Bu nedenle gayrimenkul uzun dönem için en iyi tasarruf ve yatırım aracıdır.
…***
Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Günde 76 lira kazanamayan, yoksul”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye Kamu-Sen’in Mayıs ayı asgari geçim endeksi dün açıklandı. Buna göre çalışan tek kişinin yoksulluk sınırı aylık 2 bin 287 lira oldu. Yine çalışan tek kişinin açlık sınırı aylık ise 1.761 lira olarak tespit edildi. O hâlde günde 76 lira kazanamayanın yoksul, yine günde 59 lira kazanmayanın açlık sınırının altında yaşadığını söyleyebiliriz.Mayıs ayı için dört kişilik bir ailenin asgari geçim düzeyi 4 bin 667 lira olarak açıklandı. Hemen belirtelim bu ailenin ortalama gıda harcaması bin 761 lira oluyor. Böylece dört kişilik bir ailenin beslenebilmesi için günlük 35 lira gerekiyor.Peki, ayda 2 bin 575 lira alan bir memur ailesi nasıl geçiniyor?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Mevcut verilere göre geçinmesi zor. Çünkü memurun maaşının yüzde 41,21’i gıdaya, yüzde 27,21’i kiraya gidiyor. Böylece memur maaşının yüzde 68,42’si gıda ve barınmaya harcanıyor. Kalan 813 lira ise ulaştırma, eğitim, sağlık, elektrik, su, ısınma ve giyime kalıyor. Bu durumda dört kişilik bir memur ailesinin geçinmesi çok zor.
Yedinci derecenin birinci kademesinde bulunan bir öğretmen ayda 2 bin 665 lira maaş alıyor. Dört kişilik bir aileye bakıyorsa geçinmesi mümkün değil. Yine aynı derece ve kademedeki bir doktor 3 bin 734 lira maaş alıyor. Yine üçüncü derecenin birinci kademesinde bulunan bir başkomiser 3 bin 556 lira, sekizinci derecenin birinci kademesinde bir polis memuru 3 bin 165 lira alıyor. Bu durumda karısı ev hanımı olan bir başkomiser ve polis memurunun iki de çocuğu varsa maaşı 4 bin 667 liranın altında kaldığından yoksulluk sınırının altında yaşıyorlar. Bu arada albayların 4 bin 500 lira, astsubay çavuşların 2 bin 200 lira maaş aldığını belirtelim. Onlar da dört kişilik aile için yoksulluk sınırının altında yaşıyorlar. Ve bu yoksul insanlar her gün terör olaylarında hayatlarını kaybediyorlar.