Haziran 14, 2016 06:02 Europe/Istanbul

Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Ekonomide devrim et ithalatı çıktı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ekonomide devrim kararları geliyor diye duyurdular. Ama bir de baktık ki devrim kararlarının içinden et ithalatı çıktı. Yani kırmızı et üretmek için besi hayvanı yetiştiren yatırımcıya tam bir darbe vurulacak.Niye darbe vuracak? Çünkü hükümet adına açıklama yapan Başbakan Yardımcısı yaz aylarında et talebi artıyor, dolayısıyla 15 bin 500 ton et ithal etmek için çalışma yapıldığını söyledi. Anlayacağınız, Türkiye’de besiciye, çiftçiye gerekli desteği verme. Sonra et ithal ederek yabancı üreticiye parayı aktar. Bunu da ekonomide devrim diye çık televizyonlarda anlat.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Peki, et ithal edince ne olacak?

Şu olacak; et fiyatları düşecek. Türkiye’de et üretmek için yatırım yapan zarar edecek. Tesisi kapatacak. Bu defa daha çok et ithal etmek zorunda kalacak bu ülke.

Bakın devrim kararları içerisinde bir de ne var? Yurtdışında verimli tarım toprakları kiralanıp tarımsal üretim yapılacakmış. Bunun anlamı şu; Türkiye’den yatırımcı parasını başka bir ülkeye götürecek, yurtdışında tarım yapacak. Hâlbuki GAP ve Konya Ovası Sulama Projesi bitirilse Türkiye’nin tarımsal üretimi tam üç katına çıkabilecek. Ama dikkate alan yok. Sanki sermaye bolluğu varmış gibi bu ülkenin parası yurtdışına götürülerek tarım yapılacak, yeni alınan kararlarla. Böylece başka ülkeye istihdam ve katma değer sağlanacak. Bu da ekonomide devrim oldu diye vatandaşa anlatılacak.

Gelelim devrim diye sunulan diğer bir değişikliğe, damga vergisinde yapılan düzenlemeye…

Meğer 52 yıllık uygulama değişiyormuş. Anlaşmaların nüshalarından damga vergisi alınmayacakmış.Bildiğiniz gibi şu anda damga vergisinde üst sınır 1 milyon 797 bin 117 lira 30 kuruş olarak uygulanıyor. Yani yatırım yapacak kişi sözleşmeyi imzaladığı anda, işin tutarı yüksekse daha kazmayı vurmadan 1 milyon 797 bin lira cebinden ödeyecek.

Daha işadamı kazmayı vurmadan cebinden yaklaşık 1,8 milyon lira damga vergisi ödediği bir vergi sisteminde yatırımcıya, bak sana devrim kararları aldık denebilir mi? Damga vergisi sınırının her türlü sözleşmede 10 bin lirayı aşmaması gerekir. Yatırımcıyı teşvik için önce bu düzenlemeyi yapmak şart. Bu arada her türlü noter harçları da 100 lira ile sınırlandırılmalı. Ve harç için tek imza ve ilk nüsha dikkate alınmalı. Fazlası için harç alınmamalı.

Bu arada devrim olarak sunulan kararlar içerisinde tuhaf bir tedbir var. Şöyle bu tedbir; çokuluslu şirketlerin Türkiye’deki merkezlerine vergi muafiyeti getirilecekmiş. Bu uygulama acaba Türkiye vergi cenneti mi oluyor sorusunu akla getiriyor.

Bir de faizsiz finans sisteminin önündeki engeller kaldırılacakmış. Zaten bir engel yoktu ki. Gelir ortaklığı senedi, kâr ve zarar ortaklığı belgesi, kira sertifikası,varlığa dayalı menkul kıymet, faizsiz bankacılık sistemi, metrekare gayrimenkul senedi hepsi 30 senedir mevzuatta var.

Kısaca bu açıklanan tedbirler yatırımcıya bir fayda sağlamaz. Aksine tarım kesimini zora sokar.Tarım kesimi zora girince gıda fiyatları hızla artacağından emek maliyeti yükselir. Emek maliyeti yükselince sanayici rekabet gücünü kaybeder. İşte bu nedenle Türkiye’nin önce yatırım iklimini düzeltmesi gerekir. Bunun için küresel hukuk kurallarına uymak şart.

…***

Faruk Çakır, Yeniasya gazetesinde, “Ya gönüllerimiz birleşecek, ya da…”başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.

“Çözüm İçin Sivil İnisiyatif Derneği (ÇÖZÜM-DER) Genel Başkanı Avukat Ercan Ezgin; Güneydoğu’da başta olmak üzere Ortadoğu ve dünyadaki gelişmelerle ilgili biraz da umut kıran, ama hakikati dile getiren tesbitlerde bulunmuş. Elbette ümitlerin kırılmasına itiraz ederiz, ama dertleri görüp çare aramak da şart.“Ya gönüllerimiz birleşecek ya da bizi lime lime edecekler” diyen Çözüm İçin Sivil İnisiyatif Derneği Genel Başkanı, terörün kan akıtmaya devam ettiği Güneydoğu ile ilgili şöyle bir tablo çizmiş: “Maalesef, bölgede çok üzücü gelişmeler, insanların bedenlerinin bombalarla moleküllere ayrıldığı, tarihin görmediği insanlık dışı dramlar yaşandı.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yüz binlerce insanın yuvasını, geleceğini, hayallerini terk edip göç etmek zorunda kaldığını hatırlatan Çözüm-Der Başkanı, şöyle devam etmiş: “Sözde Kürtlere özgürlük ve onurlu bir yaşam vaadiyle şehirlere, sivil yerleşim alanlarına bu savaşı bile bile taşıyanlar, Kürtleri ve geleceklerini, kazanımlarını, binlerce Kürt çocuğuyla beraber hendeklere gömdürdüler. Öz yönetim projesi oyunu, ‘öz yıkım, öz ölüm, öz zulüm’ halini aldı. Yüzyıl sonra yol ayrımındayız. Ya gönüllerimiz birleşecek ya da bizi lime lime edecekler. Hepimiz Türküyle, Kürdüyle aynı geminin tarihe yelken açan yolcularıyız. Ülkenin her hattında, ittifaka, kardeşliğe son derece zaruret var.”

Terör meselesinin çetrefilli bir konu olduğu ve çözümünün kolay olmadığını her defasında hatırlatmaya çalışıyoruz. Bununla birlikte, çarenin ve çözümün mümkün olduğunu da bilmek lâzım. Nihayetinde dünya bu işin üstesinden nasıl geliyorsa, Türkiye de gelebilir ve gelmeli. 

Çözüm-Der Başkanının şu çağrısı da önemli: “Gelinen son noktada ortada bir enkaz ve cenaze var. Ülkenin tüm dinamikleriyle, devleti ve STK’larıyla kardeşlik ve gönül bağını ortaya koyarak normalleşmeyi sağlayacak, bölgeyi ayağa kaldıracak, insanları rehabilite edecek ve yaraları saracak adımları derhal ve gecikmeden atması lâzım. Gün bu bölgeyi, yani kaos ve şiddete alet olmayan, tüm tahrik ve kışkırtmalara rağmen sokaklara dökülmeyen bölgenin sağduyulu ve soğukkanlı Kürtlerine destek olma, yaralarını sarma, günüdür. Tam da bu zamanda ve bu ortamda atılacak en küçük adım, yapılacak en küçük reform büyük umutlar yeşertecek, büyük jest olarak algılanacaktır.”

Bin türlü zorluğu vardır, ama ‘kardeşlik ve gönül bağını ortaya koyarak normalleşmeyi sağlayacak, bölgeyi ayağa kaldıracak, insanları rehabilite edecek ve yaraları saracak adımların derhal ve gecikmeden atılması’ gerektiği her halde tartışma götürmez.

Yaraları saracak adımların atılması geciktikçe daha fazla kan kaybederiz ve yaralar kangren halini alır. İçi boş kavgaları bir yana bırakıp bu derin yaranın tedavisi için el ele verelim. Hemen, bugün!

…***

Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Leyleğin ömrü...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye İstatistik Enstitüsü (TÜİK) her ay, mevduat faizi, borsa, dolar, Euro ve Devlet İç Borçlanma Senetleri olarak, finansal yatırım araçlarının nominal ve ayrıca Yİ-ÜFE'ye ve TÜFE'ye göre reel getiri oranlarını açıklıyor. Geçen hafta da Mayıs ayı itibariyle, söz konusu finansal yatırım araçlarının, aylık, üç aylık, altı aylık ve yıllık nominal ve reel getiri oranlarını açıkladı. Mayıs ayında, TÜFE'ye göre yıllık reel getiri olarak en yüksek getiriyi yüzde 9.38 getiri oranı ile külçe altın sağladı. Külçe altın geçen sene mayıs ayında da yıllık yüzde 8.64 reel getiri sağladı. Altın fiyatları da dolar kuru gibi dünya fiyatlarına bağlı olarak değişiyor. Dünyada ve özelikle Çin'de merkez bankaları uluslararası döviz rezervi olarak daha çok altın tutmaya başladı. Zira altın gibi bir değere bağlı olmayan dolar ve Euro gibi kağıtlara, dünyada giderek güven azalıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bizde Merkez Bankası rezervleri içinde 2013 yılında saf altın değeri 13 milyar 731 milyon dolar iken, 2016 Nisan ayında 15 milyar 495 milyon dolara yükseldi. Yani iki yılda değer olarak yüzde 13 arttı. Bu süre zarfında dolar kuru fazla değişmedi.

Mevduat, son dört yıldır eksi reel faiz getiriyor. Bu mayıs ayında eksi 1.57 brüt reel kayıp getirdi. Nominal faizler üstünden alınan yüzde 15 vergi kesintisinden sonra kayıp daha da artıyor.

Devlet İç Borçlanma Senetleri, geçen sene reel getirisi sıfıra yakındı. Bu sene faiz tartışmaları bu senetlerin piyasa faizini artırdı. Ayrıca TÜFE'nin yüzde 6.58'e gerilemesi de etkili oldu. Ekonomi hayatımız, dolar arttı... Borsa düştü... Altında değişme yok... Ya da bunların tersi şeklinde geçiyor. Ekonomik analizler yalnızca para ve faiz politikaları ile finansal yatırım araçlarının tekeline girdi. Gazete ve televizyonlarda ekonomi tartışmaları bu tekel dışına çıkamıyor.