Türkiye'den köşe yazarları
Sinan Alçın, Evrensel gazetede, “Çatışmalı büyüme”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geçtiğimiz cuma günü ilk üç aylık büyüme oranı açıklandı: Yüzde 4.8. İktidar koalisyonunun kalemşorlarına bakarsanız: İstikrarın belgesi!Ne istikrar ama.. Uğruna son bir yılda, yüzlerce kişinin can verdiği, on binlerce yurttaşın evinden, yurdundan sürüldüğü, binlerce evin paramparça edilip üzerine “kahramanlık videosu” çekildiği istikrar!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Şimdi istikrar abidesi sermaye koalisyonu yıktığından rant çıkarmak için de kolları sıvamış durumda. Evi yıkılan yurttaşlara; evin enkazını devletin öngördüğü parayla satma, başka bir şehir ya da mahalledeki TOKİ projesine dahil olma seçenekleri sunuluyor. Yani sadece evler yıkılmış değil, insanlar da sürülüyor.
Bu tehcirin siyasal olduğu kadar ekonomik boyutlarının da belirleyici olduğu anlaşılıyor. Yıkılan kentlerden yeni kentsel rant alanları çıkartılıyor.
Büyüme oranının bileşimine bakıldığında; iktidar koalisyonunun neden “ekonominin geleceğini” yukarıda özetlenen yıkım politikalarına ve insanlık dramlarına bağladığı anlaşılıyor.
Bıçak gibi kesilen yabancı yatırımlar, durma noktasına gelen ihracat, yavaşlayan özel kesim sermaye yatırım harcamaları devletin kendisinin bizatihi ekonomik aktör olarak sahaya inmesini zorunlu kılıyor.
Bir tarafta “savunma sanayii” yatırımları diğer tarafta inşaat sektörünün geliştirilmesine dayalı bu devlet yatırımlarının finansmanı ise bir taraftan oranı giderek yükselen kısa vadeli sermaye fonlarına (sıcak para) bağlanırken, bir yandan da milyonlarca emekçiye dayatılan BES, ucuz iş gücü potansiyelinin genişletilmesi uygulamalarına dayandırılmaktadır.
Neticede üretim çarkları bir şekilde dönmektedir! Burada milyonlarca işçi ve emekçiyi ilgilendiren çarkın dönmesi değil, nasıl döndüğüdür! Ekonominin içinde bulunduğu durum ülkenin içinde bulunduğu siyasal bunalım ve çıkmazdan bağımsız değildir.
...***
Faik Akçay, Taraf gazetesinde, “CHP neden güçlenemiyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“CHP, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasından sonra yeniden kaynamaya başladı. Çalkantıların hiç eksik olmadığı bir siyasal yapıda, geçmişten yeterli ders alındığını söylemek oldukça güç.CHP’nin bir siyasal parti olarak, kırmızıçizgileri, bunun yanında açmazları vardır. Bu yazıda kırmızıçizgileri bir yana bırakarak, açmazları üzerinde kısaca duracağım.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
CHP, devletçi bir parti olarak yeterince halkın yanında olamamaktadır. Devleti koruyarak halkın yanında olunması olanaksızdır. Ya devletin çıkarlarını ya da halkın çıkarlarını savunan bir yerde durulması gerekmektedir. İki arada bir derede olunmasının olanağı yoktur. Kürt kentleri yerle bir edilirken, AKP ile bir olup, devletin resmî görüşünü savunarak, oralarda yaşayan insanları görmezden, acılarını anlamazdan yana tavır koyarsanız, halkın çıkarlarını koruyan bir parti olamazsınız. Anayasa oylamasında, devletin merkezine yerleşmiş AKP ile birleşip milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırırsanız, hem partililer, hem de geniş halk yığınlarının eleştirisinden kurtulamazsınız. Ayrıca sisteme de yaranamazsınız. CHP devletçi yapısıyla bu tür açmazlar içine sıkışmaktadır.
CHP, mezhep ve ırkçı algıları aşarak küresel gerçeklikler üzerinden politikalar üretememektedir. Böyle olunca hem ülke gündeminin, hem de küresel dünya gündeminin gerisinde kalmaktadır.
CHP’nin, parti basamaklarında görev alacak insan yetiştirmekte çok başarısız olduğu, her dönem kanıtlamıştır. Yetenekli, dürüst, eğitimli, geniş kitlelerle iletişim kurma becerisi olan insanlar, parti içinde etkin olan ırkçı, mezhepçi, devletçi kesimler tarafından kıra döke elendikleri, parti dışına itildikleri için, parti organlarında görev alacak insan bulmakta sıkıntı çekilmektedir. Partinin değişik basamaklarına isteklilerin çok, yeterli donanımda insanın az olduğu bir döngü yaşanmaktadır.
Parti yapısında gerekli devingenlik sağlanamamaktadır. Tüm görevler, belli kişilerin, kesimlerin elinde, etkisi altında dönüp dolaşmaktadır. Bazı insanların, onlarca yıl, delege, PM üyesi, Belediye Meclisi üyeliği gibi görevlerde gözükmeleri, yenileşmenin, gelişmenin önünü tıkamaktadır.
CHP tüzüğünde tüm basamaklarda “iki dönem” koşulu getirilmelidir. İlçe, il, Genel Merkez görevliler, bulundukları görevlerde en çok iki dönem görev alabilmelidir. Belli görevlere, sürekli belli insanların getirilmeleri, parti içinde sürtüşmelere neden olmakta, gelişimin önü tıkanmaktadır. Bu durum partinin devinimini azaltmaktadır. CHP, güncel sorunları yakalayacak politikalar üretememektedir.CHP, belli kesimlerin çıkarlarını savunmanın, geçmişi övmenin ötesine geçerek, geniş yığınların, kesimlerin çıkarlarına yönelik düşünceler üretmeden ilerleyemez.CHP, her konunun, her partiden çok tartışıldığı bir yapı olmasına karşın, parti içi demokrasiyi yeterince geliştirememektedir. Seçimli bir yapıya geçememektedir.
…***
Veysi Şahin, Yurt gazetesinde, “Erdoğan, hangi halkın Cumhurbaşkanı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye halkı, Erdoğan’ın hangi olayda ya da hangi durumda ne diyeceğini artık kestirdiği için, kelimesi kelimesine tahmin ettiği için şaşırmıyor…Halk aslında Erdoğan’ın konuşmalarını dinlemiyor, ne söylediğini de idrak edemiyor. Durum böyle olunca da ya olur olmaz yerde anlamsız biçimde alkışlıyor.Erdoğan’ın konuşmalarına anlamlı bir tepki vermiyor.Son dönemlerde Erdoğan’ın mitinglerde ya da kapalı salonlarda söylediği/sorduğu ve dinleyenlerden onay istediği bazı durumlarda, halk başka manalara gelen alkışlı, ıslıklı ya da “eğveeeeet” nidalı tepkiler veriyor.Cumhurbaşkanı Erdoğan da “yok yok öyle değil” diyerek başka telden çalan halkın hatasını giderme çabasına giriyor.Halk, bir nevi durumu ve başkanı idare ediyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bin odalı saraya “danışman” sıfatı altında konuşlanan böyle durumlarda “kral çıplak” diyerek ortak akıl üretmek için devlet hazinesinden para ödenen yüzlerce zat-ı muhterem “yaşa var ol” nidalarıyla avuçlarını patlatırcasına alkış yarışına girip yaşananları seyrediyorlar…
Erdoğan’ın yerinde olsam; hepsinin kulağından tutup külliyenin kapısının önüne koyarım vallahi…
İşte bu derhal kapı önüne konulmaları gereken “külliyeli danışmanlar” görevlerini suiistimal ettikleri en azından 'ağır ihmal ettikleri' için “boğaz dokuz boğum, ona göre konuşması gereken” Erdoğan kendi bildiğini okuyor, aklına ve ağzına ilk geleni söylüyor…
Sorularıyla Erdoğan’a yol açıp hafiften de gaz veren Cumhurbaşkanlığı uçağının “kadrolu gastecileri” de bunları çarşaf çarşaf yazıp yayınlamayı “gazetecilik” sanıyor…
Muhammed Ali’nin cenaze töreninde isteği ilgiyi görmek bir yana her talebi geri çevrilip ters yüz edildiği için küserek geri dönen “Halkın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “görevi halkı doğru bilgilendirmek olan bir gazeteci” dönüş yolunda uçakta aynen şu soruyu soruyor:
“Bir siyasi partinin eş genel başkanı ‘Kendi savunmamızı kendimiz yaparız’ demiş ve daha sonra da bu hendek olayları meydana gelmişti. Şimdi bir benzer açıklamayı ana muhalefet partisi genel başkanından duyduk. Bir cenaze töreninde mermi atma olayı sonrasında, “Polise güvenmiyoruz, kendi güvenliğimizi kendimiz sağlayacağız” dedi. Sanki Türkiye’de yeni bir faza geçiliyor gibi. Türkiye’de bazı siyasi partilerin terör örgütleriyle aleni yakın görüntü vermesi bir Cumhurbaşkanı olarak sizi rahatsız ediyordur sanıyorum?”
Soru değil, siyasetçi demeci gibi. Bağlamaya bak. Ediyor mu değil, ediyordur...
Hafif gazla birlikte yolu açılan Cumhurbaşkanı Erdoğan cevap veriyor:
“Rahatsız etmemesi mümkün değil. Fakat bu zat biliyorsunuz bu safhaya gelmeden önce de, benzer açıklamaları yapmak suretiyle, terör örgütünün arkasında olduğu siyasi partiyle adeta eş hareket eder duruma girmişti. Eş hareket eder duruma girmesinden sonra, birçok yerde bazı eylemlerin olması bana göre bir başlangıç değil, bir sonuçtur, bir neticedir. Tabii ki gönlümüz böyle bir şeyi her halükârda arzu etmez, istemez. Keşke öyle bir şey olmamış olsaydı. Keşke yani orada böyle bir boş kovanın konması yaşanmasaydı. Yapılanı tasvip etmek mümkün değil. Fakat tabii ki siyasetçi de, nerede ne konuşacağını gayet iyi bilmeli. Tahrikler tepkiye yol açabilir. Etki-tepki meselesi var. Toplumu tahrik etmemek lazım.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Ana Muhalefet Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik “hesap vereceksin, öldürüleceksin” anlamına gelen mermili saldırıyı meşrulaştıran dahası devamı için adeta tahrik ve teşvik eden bu sözleri bizi şaşırttı mı? Hayır…
Kendi yandaşlarını şaşırttı mı? Hayır
Peki, biz yandaşlarının şaşırmamasına şaşırdık mı? Yine hayır…“Halkın Cumhurbaşkanıyım” diyen makamın yapması gereken halkını bütünleştirmektir, memleket meselelerinde aynı yörüngede buluşturmaktır, birleştirmektir…Ayrıştırmak, toplumsal farklılıklar ve ayrı düşünüşler arasına nifak sokmak değildir.Cumhurbaşkanı, suçu meşrulaştıramaz, suça tahrik ve teşvik edici konuşamaz.Ana muhalefet liderine 'o zat' diyemez, dememeli…Bu tavra tepki koymamak, susmak, bu ülkeye kötülüktür, ihanettir...“Halkın Cumhurbaşkanı” da halkına ve vatanına ihanet edemez!