Haziran 15, 2016 08:54 Europe/Istanbul

Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “AKP çiftçinin 50 milyarının üzerine yattı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP hükümeti önceki gün ekonomide devrim kararları diye tuhaf birtakım açıklamalar yaptı. Güya Türkiye’de yatırımcı yurtdışında toprak kiralayıp tarım yapacakmış. AKP hükümeti buna teşvik verecekmiş. Sanki Türkiye’de tarım alanı bitti. Hâlbuki Türkiye’de ekilmeyi bekleyen epeyce toprak var. Ama nedense AKP hükümetlerinin çiftçiyle sorunu var. Bunun nedeni şu; AKP lüks inşaatı kârlı gördüğünden kaynakları lüks AVM, lüks konut yapımına ve lüks otomobil ithalatına aktarıyor. Tarıma yeterli kaynak ayrılmıyor.Böylece lüks AVM ve lüks konut sever AKP iktidarı, yeterli desteği alamayıp, toprağını işleyemeyen köylüyü kapana sıkıştırıp lüks inşaatlara ucuz işçi yapıyor. Ve sadece tarım bilen bu çiftçilerin bir kısmı inşaat işçiliği eğitimi almadıkları için iş kazalarında hayatını kaybediyor, pek çoğu sakat kalıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Niye anlattık bütün bunları?Şundan anlattık; grup toplantısında tarımın sorunlarını dile getiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu çiftçinin devletten 50 milyar lira alacağı olduğunu ileri sürdü.

Peki, Kılıçdaroğlu haklı mı?

Evet, haklı. Çünkü; 5488 sayılı Tarım Kanun’un 21. maddesi, her yıl tarımsal destekleme programlarının finansmanı için Bütçe’den ayrılacak kaynak milli gelirin yüzde birinden az olamaz diyor.

Peki, bu kurala hükümet uyuyor mu?

Hayır, uymuyor. 2015 yılında milli gelir Orta Vadeli Program’a göre; 1 trilyon 963 milyar lira tutuyor. Tarımsal destekleme için 19 milyar 630 milyon lira ayrılması gerekirken, 2015 bütçesinden çiftçiye ayrılan destekleme ödeneği 10,7 milyar lira, yani yaklaşık 9 milyar lira ödenek eksiği var. Yine 2016 milli geliri 2 trilyon 207 milyar lira tahmin ediliyor ama çiftçiye ayrılan bütçe ödeneği 11,2 milyar lira yani 10,8 milyar lira ödenek eksiği var. İşte bu tutarların son beş yılı toplandığında çiftçi, yasal olarak 50 milyar lira devletten alacaklı oluyor.

Peki, niye devlet bu parayı çiftçiye vermiyor?

Vermiyor çünkü çiftçiyi lüks AVM, lüks konut inşaatlarında ucuz işçi olarak çalıştırıyor.

Gelelim Kılıçdaroğlu’nun belirttiği diğer konuya…Kılıçdaroğlu, Türkiye’de 27 milyon dönüm arazinin ekilemediğini söyledi.

Peki, niye 27 milyon dönüm arazi ekilemiyor?

Ekilemiyor çünkü; hükümet hangi ürünü destekleyeceğini çok geç açıklıyor. Bir de çiftçi dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyor. Çiftçi yılda dört milyon ton mazot kullanıyor. Bu kullandığı mazotun üzerinden 9 milyar lira dolaylı vergi ödüyor. Ama mazot teşviki yıllık 700 milyon lira tutuyor.

İşte bu nedenle çiftçi zarar edeceğini düşünüp tarlasını ekemiyor. Tarla ona bakıyor, çiftçi tarlaya bakıyor. Durum böyleyken AKP hükümeti devrim diye yurtdışında arazi kiralayana teşvik vereceğini söylüyor. Yani sermayeyi yurtdışına götürüp başka ülkenin ekonomisine katkı yapan teşvik edilecek. Buna da ekonomide devrim diyor iktidar.

…***

Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Devlet hepimizindir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Başbakan Binali Yıldırım ve şimdi de Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, yatırım ortamı yaratılacağını ve yatırımların teşvik edileceğini açıkladılar. Gerçekten Türkiye'nin gelir yaratması, istihdam yaratması için yeni yatırımlara gitmesi, sanayide mevcut kapasite kullanım oranını da artırması gerekir. Olanlar ise tersine yatırımların azalması yönündedir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Eğer yatırımların önü açılmak isteniyorsa, teşviklerden daha önemlisi bürokrasiyi azaltmak gerekir. Zira bugün yatırımlarda bürokratik işlemler için yapılan harcamalar ve bürokrasi için geçen zaman yatırım maliyetlerinin en önemli kısmını oluşturuyor. Söz gelimi belediyelerden inşaat ruhsatı almak nerdeyse bir yıla uzanıyor.

Kaldı ki devlette bürokrasi artarsa, devlet objektif olmaktan çıkar. Zira bürokrat istediğine iş yapar, istemediğinin işini zorlaştırır. Oysa ki kamu hizmetlerinden vatandaşların eşit ve objektif yararlanması temel demokrasi ve temel hukuk kuralıdır. Devletin haksızlık ettiği insanlar ve sermaye açısından hem güven azalır, hem de negatif birikim oluşur ve bir yerde patlar. Toplumsal huzur bozulur. 

Devlet ekonomide optimal bir büyüklükte olmalıdır. Eğer devlet, ayakkabı yapar ve otel çalıştırırsa, içi boş bir deve dönüşür. Devletin elinden alt yapıyı, eğitim ve sağlık hizmetleri gibi sosyal faydası daha yüksek olan hizmetleri alırsanız, kamu fonlarını siyasi amaçla kullanırsanız, devleti zayıflatmış olursunuz.

Küresel krizin hâlâ devam etmesi, güçlü devletin ne kadar gerekli olduğunu gösterdi. Bu nedenle tüm dünyada devleti yeniden yapılandırmak, devletin ekonomi içindeki payını optimal düzeye çıkarmak için çalışma yapılıyor ve önlem alınıyor.

Yine tüm dünyada ve özellikle Türkiye gibi cari açık yoluyla döviz kaybeden ülkelerde, ulusal ekonomik politikaların ne kadar gerekli olduğu da su yüzüne çıktı.

Zayıf bir devletle, ulusal politikalar uygulamak imkânı yoktur. Her şeyden önce devlette kimin ne iş yapacağını iyi tarif etmek, yetki ve sorumluluğu iyi belirlemek gerekir.

Devlette şeffaflığın kalkması, kamuoyunun ve vergi mükelleflerinin tepkisine neden olmaktadır. İhale kanunu en az elli defa değişti. Belediyelerin ve bazı kamu kurumlarının birçok ihalesi, ihale kanunu dışına çıkarıldı. AB raporlarında bu husus sürekli tenkit edilmektedir.

Devletin piyasayı düzenlemesi, rekabet şartlarını sağlaması için elinde imkânlar olması gerekir. Örneğin, durgunluk zamanlarında enerji dağıtımı eğer devletin elinde olursa, tüm üretime girdi olan enerji fiyatlarının düşük tutularak ekonominin canlanmasını sağlanır. Eğer elektrikte olduğu gibi dağıtım özel sektör elinde olursa, devletin bir fiyat stratejisi yok demektir.

Ayrıca, eğitim, sağlık gibi sosyal faydası yüksek olan yatırımlar ile, doğal tekeller gibi kamusal nitelikteki yatırımların, yolların ve köprülerin de devletin elinde olması gerekir. Bu yatırımların piyasaya devredilmesi, toplumun ayrıca müteşebbis kârını finanse etmesi gibi ilave zararına neden olur. Yap işlet devret veya özelleştirmek yerine devlet borçlanarak bu yatırımları yaparsa toplum yalnızca faiz maliyetine katlanır ayrıca müteahhit veya müteşebbis kârı ödememiş olur. Ayrıca işin içine başka hesaplar girmez.

…***

Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj gazetesinde, “Yeni Türkiye’den acı tablolar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye’nin başına çöreklenen siyasi irade, kendisi için rakip ya da tehlike gördüğü her şeyi, her hedefi ezerek yoluna ilerleme politikasından asla vazgeçmiyor. Yargıtay ve Danıştay’ın yapısını tümden değiştirip, üye sayısını azaltarak, atayacağı yeni üyeleri “kendi kontenjanından seçerek”, yüksek yargıya da altın vuruşu yapmak peşindeler.Sırada Anayasa Mahkemesi’nin olacağı kuşku getirmez bir gerçek.Türkiye’nin en zeki çocuklarının okuduğu liselerden yükselen tepkilere, terörist muamelesi yapmak üzere düğmeye basıldığı haberleri geliyor.”diyen yazar, yazsıının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bir muhalefet partisi liderine boş mermi kovanı atarak gözdağı vermek ya da yumurta fırlattırmak, gazetecileri dövdürmek, gazete binalarına sıkılan kurşunlara kayıtsız kalmak, adliye binası önünde gazetecilerin kurşunlanmasına zemin hazırlamak Yeni Türkiye’de sıkça karşılaştığımız olaylar haline geldi.

Yargı, lise öğrencileri, medya, muhalefet hülasa rahatsız olunan her şeyi susturmak için her yolun denendiği bir Türkiye’den bahsediyoruz.

Olası bir iç savaşın neden ve nasıl meydana geleceğini konuşmak yerine “ezer geçeriz” diyen bir güç sarhoşluğundan bahsediyoruz.

Sadece içeride değil dışarıda da gırtlağına kadar hukuksuzluğa bulaşmış bir ülkeden bahsediyoruz.

PYD lideri Salih Müslim, daha dün yaptığı açıklamada “Türkiye, IŞİD’e destek vermeye devam ediyor” diyor.

Rusya, Türk sınırından giren silahlı güçlerin Halep’te savaştığını duyuruyor.İçeride ve dışarıda hukuk dışılığın ve hukuk devleti görüntüsünün rafa kaldırıldığı bir ülke görüntüsü verdiğimiz manzara, itibarımızın da sıfıra indiği bir zemin hazırlıyor.Fazla geriye gitmeye gerek yok, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Muhammed Ali’nin cenazesinde maruz bırakıldığı görüntü bile bu durumu bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.Cenazede konuşma yapmasına izin verilmeyen, getirdiği hediyeler bile kabul edilmeyen bir acı manzara izledik ABD’de.Yalnızlığın daha da derinleşmesinin sebebi, hukuk devleti kavramının insan hak ve özgürlüklerini genişletmesi için değil, kişisel otoritenin tesisi için araç olarak kullanılması.