Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: Montaj video ile algı operasyonu
Star:
Erdoğan: Aramıza nifak tohumları ekmeye çalışanlara inat kardeşliğimize sahip çıkacağız
Yenimesaj:
Erdoğan'ın '14 Mayıs' paylaşımında '15 Temmuz' vurgusu
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Ahmet Taşgetiren 12 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, “Seçimler ve yolsuzluklar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Önce Sedat Peker’in, ardından Muhammed Yakut’un son olarak da Ali Yeşildağ’ın yolsuzluk iddiaları var. Bu kişiler kendilerini sütten çıkmış ak kaşık olarak tanımlamıyorlar. Aksine “Pisliğin içinde bizler de vardık, ama ihtilaf çıktı, düşüncelerimiz değişti” diyorlar. “
…***
Yönetimin ve özellikle de Yargı’nın sağlıklı işlediği bir ülkede, bunlar derhal soruşturma konusu olur, gereği yapılır. “Yargı’nın sağlıklı işlediği” vurgusunu özellikle yaptım, çünkü yolsuzluk başlı başına yönetimle ilgili olabilir ve “Yargı bağımsızlığı” olan ülkelerde Yargı, yönetimdekileri de sorgular.
Bizde durum ne? Herkes her şeyi biliyor. Hatta yönetime destek veren kitleler bile her şeyi biliyor da, “İktidarda bizimkilerin bulunması yolsuzluk dahil her şeyden önemli” diye baktığı için, yönetimin yolsuzluklar karşısındaki vurdumduymazlığı veya üstünü örtme çabası hiç dikkate alınmıyor.
Sedat Peker’in nasıl susturulduğu malum. “15 Temmuz’un arkasında bulunduğu” bizzat devlet yetkililerince açıklanan Birleşik Arap Emirlikleri ile anlaşıldı ve Peker’in açıklamalarına son verildi.
Son olarak Ali Yeşildağ’ın videolarına, hatta “Bu iddiaların soruşturulması lazım” diyen Bülent Arınç’ın demecine bile erişim engeli getirildi.
Bir yerden bakıldığında “uçuk iddialar”dan söz edildiğini düşünmek mümkün. “Uçuk” diyorum çünkü, havsalaya sığmaz rakamlar üzerinde, “Birileri”nin çıkarı için oynandığı öne sürülüyor.
“Birileri”nin kapsama alanında ise devletin en tepe noktaları gösteriliyor.
Görüldüğü kadarıyla o en tepe noktalardan itham edilenler, iddiaları ciddiye almamış, cevap vermeye bile tenezzül etmemiş gözüküyorlar. Neden acaba? “Deli saçması bunlar” denileceği, dolayısıyla inandırıcı bulunulmayacağından emin oldukları için mi? Nasıl olsa unutulacağını düşündükleri için mi? “Benim kitlem bunlara itibar etmez” gibi yaklaşıldığı için mi?
Hiç olmazsa “Çamur at izi kalır” gibi bir kaygı bile hissedilmemiş midir?
Şimdi iddiaların önemli bir kısmı “İhaleler” ile ilgili. Ve ihaleler, mevcut iktidarın öteden beri suçlanan en “Belalı” alanlarından birisi. İhale kanunları 190 kere değiştirilmiş, “davet usulü” diye bir düzen her türlü keyfiliğe açık hale gelmiş, milyar milyar dolarlarla ifade edilen Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) şartnameleri derin şüpheler oluşturmuş bir düzenden söz ediliyor.
Muhalefetin “Beşli Çete” diye diline doladığı bir yapının varlığı söz konusu. “Çete” olmasa bile, iktidarın birlikte iş tuttuğu 5 - 10 firma var. Ülkenin belki böyle hem de uluslararası boyutta büyük iş yapabilecek kapasitede büyük firmalara da ihtiyacı olabilir.
Ama işlerin şeffaf yürümesi kaydıyla… Dünyada ne yaptığınız, iş yaptığınız ülkenin iç işleriyle ilgili. Orada da Türk firmaları olarak iyi intiba bırakmanız Türkiye adına beklenen bir durumdur.
Türkiye’de iş yapıyorsanız, halka hesap verebilecek bir şeffaflık ve dürüstlük içinde iş tutmak zorundasınız.
…***
Cevher İlhan 12 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, “Seçim tuzakları boşa çıkıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçim sath-ı mâilinde toplumu kamplaştırıp kutuplaştırıcı nefret dilli kirli tahrik siyasetiyle iktidar mahfillerinden manipülasyonların ardı arkası kesilmedi. Son süreçte “iktidar partisi”nin cami avlusunda parti mitingiyle başlayan, “Allah’tan emir alıyoruz,imansızlar, ezânsızlar, kitapsızlar onlara veriyor!” saçmalığıyla süren “menfi siyaset”örnekleri sahnelendi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ekonominin çöküşünün, Orta Afrika ülkelerini de aşan dünyanın en yüksek enflasyonuyla pahalılığın, kat kat faizin, katlanan dövizin, artan işsizliğin, tarımdan sanayiye yıkımın, dış politikada iflasın konuşulmaması; depremdeki başarısızlığın gündeme gelmemesi; ayyuka çıkan yolsuzlukların, hırsızlıkların, ihaleye fesad karıştırmaların, gasbın, yağmanın, rüşvetin, partizan ihalecilerin “bir milyar doları rüşvet!” ifşaatlarının üstünün örtülmesi amaçlı karartmalara gidildi.
“Millet ittifakı”na “teröre destek” isnadının sırıtıp fos çıkması üzerine “korku siyaseti”yle vatandaşların “millet ittifakı”n mitinglerine katılmamaları için baskılar dayatılıp tehditler, şantajlar savrulurken; vatandaşların tam tersine büyük inançla irâdelerine sahip çıkmasına karşı âdeta çılgına dönen “iktidar cephesi”, seçim kampanyasında yeni yeni saplantılara başvurdu…
İftiralar tutmayınca, muhalefet partilerinin binalarına kurşunlu saldırılar, polisin arkasına sığınarak “millet ittifakı” mitingindeki çocukların, kadınların, yaşlıların taşlanması tertiplerinin de boşa çıkmasıyla gözü dönmüş “iktidar cephesi” yeni saldırılarla ortalığı provokeye yelteniyor.
En son Kılıçdaroğlu’nun “bazı pis işler” dediği tamamen yalanlarla montajlanmış sahte logolu video, afiş ve pankartlar sokaklara asılıyor, iğrenç iftiralar piyasaya servis ediliyor.
Görünen o ki demokratik “millet ittifakı”nın provokasyon tuzağına düşmeyip oyuna gelmemesine karşı iktidarda kalma hırsıyla seçimleri manipüle etme provokasyonlarına başvuruyor.
Kısacası, “millet ittifakı” iktidarında “tek kişilik otoriter ucûbe sistem”in ıskartaya çıkarılıp milletin ortak irâdesiyle “güçlendirilmiş parlamenter sistem”le sağlanacak demokratik dönüşümde hesâba çekilip yargılanma korkusuna kapılan iktidardakiler, koltuğu bırakmamak uğruna tam bir çılgınlıkla vatandaşları birbirine düşürecek dehşetli dezenformasyonlar yapıyor.
Bu maksatla “kaybetseler de iktidarı vermezler” havası pompalanıyor; daha da vahimi “millet ittifakı kazanınca kan gövdeyi götürecek!” tehditleriyle seçmenlerin sinmesi plânlanıyor.
Neticede nasılsa “kananlar var” sâikiyle “yandaş medya”da büyük yalanlar sürekli tekrarlanıyor; ilk turda açık ara ile yenilmemek, en azından ikinci tura kalıp her türlü katakulliye başvurmak hesâbıyla.
Ancak “bir dane-i hakikat bir harman yalanı yakar” hakikatiyle, kutuplaşmadan nemâlanan ranta dayalı “otoriter sistem”in tasfiye olacağı gün gibi ortada.
Milletin ferâsetiyle komplolar, kumpaslar ve tuzaklar artık işe yaramıyor…
…***
İsmet Özçelik 12 Mayıs tarihli Aydınlık gazetesinde, “Muhalefet ekonomi yönetiminde de anlaşamadı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçim için son kozlar oynanıyor. Muhalefet ekonomiyi öne çıkarıyor. İktidarı buradan vurmaya çalışıyor. Bunun için planlar yapmışlardı. Ekonomi yönetimini görkemli açıklayacaklardı. Zaman olarak İstanbul mitingi düşünülmüştü. Seçim için son hamle olacaktı. Seçmen yeni bir şey bekliyordu. Bu çıkışla 1. turda kazanma hayali vardı. Seçim danışmanları da böyle düşünüyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Eksik tamamlanabilirdi. Ekonomi kurmayları İstanbul’da toplandı. Toplantıya katılan isimler şunlar: CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke,
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, DEVA’dan İbrahim Çanakcı, Burak Dalgın; DP’den Bülent Şahinalp, Ali Arif Aktürk; Gelecek Partisi’nden Kerim Rota, Serkan Özcan, İYİ Parti’den Bilge Yılmaz, Birol Aydemir, Saadet Partisi’nden Sabri Tekir, Musa Öztürk. Kim hangi göreve getirilecek… Mitingde kamuoyu ile paylaşılacaktı. Ama yine anlaşamadılar. Mutabakat oluşmadı. Tartışma tek taraflı da değil. Hem Masa’da, hem partilerin içinde. Seçim kazanılırsa erken kavga işareti. Toplantı sonrası…Sadece genel bir açıklamayla yetinildi. Asıl planlanan yarım kaldı.
Nedenini merak ettim. Verilen yanıtlar özetle şöyle: “Kadroların paylaşımı oya göre olacak. Kimin ne kadar oy aldığı belli değil. Bu nedenle görevleri şimdiden ilan edemeyiz.” Bunları duyunca çok şaşırdım. “Hani siz liyakat diyordunuz. Ekonomi bürokrasisinin partisi mi olur. Kim liyakatli ise onu atamak gerekmez mi? Ganimet mi paylaşıyorsunuz?" dedim.
Tartışmaya girmek istemediler. Ama niyetlerinin ne olduğu çok belli. Sonrasını tahmin etmek hiç zor değil. İsimler tanıdık.
Üstelik çoğu eski AK Parti bürokratları. Babacan’ın kadroları…
Diğerleri de onlardan farksız. Kemal Derviş’in yakın çalışma arkadaşları. Savundukları ekonomi modeli… IMF ve Dünya Bankası’nın istekleri.
Neoliberal ekonomi politikaları. Ekonomide bugün gelinen nokta…
Kamu kuruluşlarının satılması. Özelleştirme bayraktarlığı… Kaynakların çarçur edilmesi… Üretime değil borca dayalı büyüme… Betonlaşma politikaları… Kılıçdaroğlu seçilirse…
Ekonomiyi yine aynı kafa yönetecek. Aynı yöntemle farklı sonuç alınır mı?
Uluslararası mafyalaşmış sermaye… Türkiye’deki seçimi bekliyor.
Türkiye’yi iyice söğüşlemek için sabırsız. Besledikleri yayın organları… Ülkemiz için analizler yapıyor. Bu arada krizi fırsata çevirenler de var. Borsa ve dolar vurguncuları… Her fırsatı değerlendirme çabasındalar.
...***