Türkiye'den köşe yazarları
Karar: İş dünyası darda: Bankalardan kendi dövizlerini çekemiyorlar
Star:
Erdoğan'dan yurtdışındaki vatandaşlara 28 Mayıs çağrısı: İradenize sahip çıkmanızı bekliyorum
Yenimesaj:
Kolayı başaramayanlar zoru başarabilecekler mi?
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Cevher İlhan 19 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, “Sistemli seçim sahteciliği”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP iktidarında hemen her seçimde başvurulan seçim ve sandık hilelerinin bu seçimde de ayyuka çıkması, yine doğru ve âdil bir seçimin yapılmadığı tesbitlerini teyid etti. Başta sisteme işleyip paylaştığı sonuçlarda Kılıçdaroğlu’nu en az beş puan önde olduğunu bildiren YSK’nin veri akışını saatlerce durdurduktan sonra tam tersini göstermesi şâibe şüphelerini tetikledi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Peşinden muhalefet partilerinin ülke çapında bütün seçim çevrelerindeki sandıklardan aldıkları ıslak imzalı sandık sonuç tutanakları ile YSK’nin rakamları arasındaki tutarsızlıklar, özellikle “millet ittifakı” ortak adayıyla muhalefet partilerinin oylarının çalındığı istifhamlarını arttırdı.
Aslında partinin yaptırdığı özel kamuoyu araştırmalarında bile AKP’nin oyları en fazla yüzde 30-31’te kalırken yüzde 35’e çıkması, bütün anketlerde yüzde 5-6’da kalan MHP’nin yüzde 10’u bulması, bu seçime de şâibe bulaştırıldığı kanaatini kuvvetlendiriyor.
Her ne kadar YSK Başkanı her defasında telâşlı bir ifadeyle “hiçbir sorun yok” dese de, muhalefet temsilcilerinin toplam 201 bin 807 sandığın yüzde 99.9’unda alınan tutanakların üzerinden seçim çevrelerinde yaptıkları itirazlar vahameti deşifre ediyor.
İktidar mahfillerince “yanlışlık” diye geçiştirilmeye çalışılsa da YSK’nin sonuçları ile ıslak imzalı sandık sonuç tutanakları karşılaştırıldığında binlerce sandıkta, bazı yerlerde milletvekili seçimlerini değiştirecek on binlerce oya varan hatalı veriler tuhaf bir biçimde sisteme yüklenmiş.
“Yanlış bilgilendirme” paravanındaki sahtecilik, yurtdışı sandıklar için de devreye sokulmuş. Bütün seçmenleri Almanya - Hannover’e bağlı olan ve tek bir kayıtlı seçmeni olmayan Bremen’de “1138 seçmenin olduğu ve 10 bin 680 oyun geçerli sayıldığı” kaydı gibi. Özetle, hukukçuların tesbitiyle, bazı sandıklarda bütün oylar iktidar partisine verilmiş. Bazı sandıklarda yüzde 100’ün üstünde oy kullanılmış. Muhalefet partilerinin toplam oyları birleştirme tutanaklarında daha düşük gösterilmiş, on binlerce oy AKP ile MHP’nin hanelerine kaydırılmış. Bazı sandıklarda geçersiz oy oranı toplam seçmen sayısının yüzde 3’ünden fazla olmuş. Bazı milletvekili adaylarının oy kullandıkları sandıklarda kendilerine bir tek oy dahi çıkmamış. Çoğunlukla muhalefet aleyhine “toplama hataları” yapılmış. Ve yüksek katılımlı sandıklarda hep AKP önde çıkmış.
Bu açıdan Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu’nun “YSK’yla ilgili ortaya saçılan iddialar çok vahim iddialar ‘maddi hata’ denilerek geçiştirilemez. Gerekirse tüm ıslak imzalı tutanaklar tek tek yeniden sisteme girilmeli” ikazı, veri girişlerinde yoğun ve yaygın sahteciliği ifşa ediyor.
Gelinen safhada itirazlarla yeni vekillikler alan muhalefet partilerinin, ıslak imzalı tutanaklar doğrultusunda yeniden sayım - döküm ve tasnifle sonuçların düzeltilmesi talepleri önemli.
İkinci turda da oldubittilere, manipülasyonlara, sandık sahtekârlıklarına, oy hırsızlıklarına fırsat verilmemeli.
…***
Esfender Korkmaz 19 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ekonomide istikrar nasıl sağlanır?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Önceki hafta Moody's, Türkiye'nin Raitinginin artması ve istikrarı için iktisat politikalarını değiştirmek gerektiğini açıklamıştı. Önceki gün de Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası uzmanı, mevcut politikalar değişmezse, TL krizi derinleşir dedi. 2021 faiz ve kur şokuna kadar bizde birçok iktisatçı, ekonomideki sorunları neo-liberal politikalara bağlıyordu. Son iki yıldır ise enflasyonun ve döviz sorununun temelinde heterodoks politikalar gösteriliyor. ”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Gerçekte ise bu iki tez de yanlıştır. Zira Türkiye neo-liberal politikalar uygulamadı, şimdiki politikalar ise hazine bakanının iddia ettiği heterodoks politikalar değildir.
Neo-liberal düşünce; devletin piyasaya müdahalesini en aza indirmeyi amaçlar ve bireysel sorumluluğa ağırlık verir. Sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesini ister. Ama bunlar kuralsız piyasa ve devletin tamamıyla dışlanması demek değildir. Maalesef Türkiye'de böyle oldu.
Söz gelimi; serbest veya dalgalı kur politikasında, denge kurunda aşırı hareketler olunca, bunun bozucu etkilerini önlemek için, merkez bankaları döviz alır ve satar. Bizde 2012 yılına kadar TL aşırı değerli idi. Söz gelimi Merkez Bankası TÜFE bazlı reel kur endeksi 2007 yılında 128'e kadar çıktı. Türkiye ithalat cenneti oldu. Aynı zamanda üretimde ithal girdi oranı arttı. Üretim dışa bağımlı yapı kazandı. Ama ekonomi yönetimi değerli TL serabına kapıldı. Daha yüksek kurdan döviz satın alması gerekirdi, yapmadı. O zaman ben bu hususu Meclis'te ve bu köşede çok dillendirdim.
Seçim sonrası Türkiye'nin gerçekten bugünkü politikalardan ve kadrolardan vazgeçmesi, ekonomi yönetimi oluşturması gerekir. Ekonomi yönetiminin de Türkiye şartlarına özgü, politika geliştirmesi gerekir.
Bu politikaların ekseni; Devlet-piyasa optimum dengesi ve planlama olmalıdır.
Türkiye'de piyasaya aksak rekabet hâkim olduğu için, devlet müdahalesi spekülatif faaliyetleri önler ve rekabetin önünü açar. Bu nedenle Türkiye'de devlet-piyasa optimum dengesini kurmak zorundayız. Makro planlama spekülasyonun önlenmesi açısından da önemlidir.
Planlama ile sermaye piyasası ve reel ekonomi arasında, finans sektörü ile reel sektör arasında koordinasyon ve denge sağlanır. Spekülatif piyasalar önlenmiş olur.
Ayrıca; planlama, gerek özel tasarrufların ve gerekse kamu kaynaklarının önceden hangi alanlara tahsis edileceğini düzenler. Kamu kaynakları yasayla, özel tasarruflar teşviklerle yönlendirilir. Bu yolla siyasilerin kamu kaynaklarını popülizm için kullanması önlenmiş olur.
…***
Mahmut Övür, 19 Mayıs tarihli Sabah gazetesinde, “aynı masada yer aldık, hata yaptık diyemiyor.”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yedili koalisyon partileri öyle derin bir seçim yenilgisi yaşadı ki cumhurbaşkanı adayları Kemal Kılıçdaroğlu ne yapacağını şaşırdı. Partisinde yaşanan iç savaşı örtmek için mi, yoksa ittifak partileri arasında yaşanacak olası tartışmaların önünü kesmek için mi bilemem ama önce alelacele ne anlama geldiği anlaşılmayan 9 saniyelik bir video yayınladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yemin billah ediyor ve elini masaya vurarak şöyle diyordu:
"Buradayım ben buradayım... Siz de buradasınız. Vallahi de billahi de sonuna kadar mücadele edeceğim."
Sinan Oğan'a verilen milliyetçi oyları kapma telaşına düştüğü belli ki FETÖ'nün devreye soktuğu, CHP çevresinin de kullandığı bir rezaleti şöyle anlatabiliyor:
"Ben karşımda daha mert, daha yürekli bir rakip görmek isterdim. Bu ülkenin vatandaşı da miting meydanlarında montajdan medet ummayan adayları hak ediyordu."
Siyasi tarihimize kara bir leke olarak geçen Muharrem İnce'nin adaylıktan çekilmesi rezaletine böyle yaklaşmak akıl alır gibi değil.
Oysa İnce çekilirken, kendisine yönelik saldırıların, "Saray'a giden CHP'li" iftirasıyla başladığını söyleyerek açık açık adres gösteriyordu.
Kılıçdaroğlu, aynı yolu Suriyeli sığınmacılar meselesinde de izledi, onları düşmanlaştıran bir siyaset izleyeceğini söyledi. Böylece açık biçimde Oğan'a oy veren seçmenleri avlayabileceği hesabı yaptı. Bunun kör kör parmağım gözüne, kaba bir siyaset olduğu çok açık. Büyük ihtimalle de önümüzdeki süreci, sığınmacılara vurarak götürecek. Konuşmasında şöyle diyordu:
"Erdoğan açıkça söylüyorum. Sen ülkenin sınırlarına, namusuna sahip çıkmadın. Bu ülkeye bile bile 10 milyondan fazla mülteci getirdin. İthal oy sağlamak için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını
Kılıçdaroğlu'nun verdiği rakam da, "mülteci" tespiti de, çıkardığı sonuç da doğru değildi. Bu üç konuda Oğan ne düşünüyor ve ne cevap verecek bilemem ama ona oy veren akademisyen Selva Tor'un söyledikleri dikkate değer:
"Kılıçdaroğlu'nun 'Sığınmacı'
FETÖ meselesinde yüksek tondan sarf ettiği sözler samimi değil. 'Yan yana durmadık' diyor ama 'aynı masada yer aldık, listelerde yer verdik hata yaptık' diyemiyor.