Türkiye'den köşe yazarları
Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Ekonomide çıkış yolu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonomik istikrar için büyüme oranı tek başına bir gösterge değildir. Buna karşılık Türk ekonomisi çok sayıda risk taşımaktadır. Bunların başında dünya ekonomisindeki yavaşlama ve FED kararları geliyor. Ayrıca dış politika sorunları da eklenince, ihracatta ve turizmde gerileme ortaya çıktı. Türkiye'de yatırımı olan bazı yabancı sermayeli şirketlerin de çıktığını biliyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Yine işsizlik, dış borç, iç tasarruf açığı olarak hangi göstergeyi alırsanız alın, Türkiye G-20'ler içinde ekonomik sorunları en ağır olan ülkelerden biridir.
Söz gelimi 2014 yılında ihracat gelirimiz 157 milyar dolardı. 2015 yılında yüzde 8.7 azalarak 144 milyar dolar oldu. Bu yılın ilk 5 ayında toplam ihracat 2015'in aynı dönemine göre yüzde 6,5 geriledi ve 57 milyar 475 milyon dolar oldu. FED'in faiz artırması ise bütün gelişmekte olan ülkelerden ve Türkiye'den yabancı sermaye çıkışına yol açacaktır.
Çözüm için Türkiye'nin dış politikasını hiçbir ideolojik etki altında kalmadan objektif olarak ve ulusal çıkarları ön planda tutarak, yeniden dizayn etmesi gerekir.
Yabancı sermaye çıkışlarını engellemek için de mülkiyet haklarını güvence altında tutmak gerekir. Piyasa ekonomisinde mülkiyet kutsaldır. Mülkiyetin korunması kanunlarla ve tarafsız yargı ile sağlanır. Yargının bağımsızlığı konusu sık sık Avrupa Birliği raporlarında tenkit ediliyor. Yetmedi şimdi kayyum sorumsuzluğunun getirilmesi de mülkiyet hakkı için risk oluşturuyor. Hükümetin bu düzenlemeden vazgeçmesi gerekir.
Bugünkü işsizlik sorunu sürdürülemez... TÜİK'in açıkladığı işsizlik oranı ortalama yüzde 10.5'tir. Ayrıca iş aramayıp çalışmaya hazır olanları da katarsak yüzde 18.5 oluyor. Gençler arasında işsizlikte bu ortalamalardan yüksektir.
İmalat sanayiinde kapasite kullanım oranı yıllardır ortalama yüzde 75 gibi düşük seviyededir. Kapasite kullanım oranını artırmak için, devletin piyasada oluşan oligopol yapıları ve kartelleşmeyi kırması gerekir. Çünkü piyasada oligopol yapılar varsa, firmalar üretimi düşük tutarak, fiyatları artırıyor.
Sanayide yüzde ellinin üstünde ithal girdi kullanarak, ara malı ithal ettiğimiz ülkelerde istihdam yaratmış oluyoruz. Ara malı ve ham madde üretimini teşvik ederek bu girdileri içerde üretmeliyiz.
İstihdam üstündeki, vergi ve kesintiler, OECD ve AB'ye göre yüksektir. İşçi maliyetlerini artırıyor. Bu yükleri yüzde 25 seviyesine çekmeliyiz.
Tasarruf ve yatırımlarında artırılması gerekir. Yatırımları artırmak için de yine öncelikle mülkiyet haklarını güvence altına almak gerekir.
İkincisi kırılganlığın ve belirsizliğin de önlenmesi gerekir. Belirsizliğin nedeni, uygulanmakta olan günübirlik politikalardır. Ciddi plan-program olmayınca, yatırım hesapları, fizibilite yapmak imkanı olmuyor. Dalgalı kur politikası da bu belirsizliği artırıyor.
Nihayet bugünkü istikrarsızlığı yaratan uyumsuz iktisat politikaları, belki daha iyi bir tarifle politikasızlıktır. İktisat, para ve maliye, bütçe politikaları değişmelidir.
MB'nin özerkliğine dokunmadan mevcut MB kanunu değiştirilerek reel döviz kuru hedeflenmelidir. Aynı amaçla, dalgalı kur sistemi yerine, kontrollü-yönetilebilir kur sistemi getirilmelidir.
Kısa vadeli sermaye girişlerini kontrol altına almak ve kırılganlığı artıran etkileri azaltmak için yüzde 0.5 oranında ve çıkışta iade edilmek üzere, faizini de vererek Merkez Bankası'nda karşılık kesilmelidir.
Bankalar Kanunu değiştirilip, bankaların iştiraklerine sınırlama getirilmeli, kredi faizlerine reel faiz sınırı getirilmelidir. Bankaların gizli faiz almaları önlenmelidir. Bankaların yabancıya satışına sınır getirilmelidir.
…***
Ayşe Yıldırım, Cumhuriyet gazetesinde, “Sonun başlangıcı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Çağlayan Adliyesi’nin 6. katı son aylarda aşina olduğu insanlarla dolu. Akademisyenler, avukatlar, gazeteciler, sendikalar ve sivil toplum örgütleri temsilcileri... Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla başlatılan nöbetçi eş genel yayın yönetmenliği yapan 7 kişi daha savcılığa ifadesini vermiş ama ne hikmetse aralarından üç isim tutuklanma istemiyle 1. Sulh Ceza Hâkimliği’ne gönderilmiş...
Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu ve gazeteci- yazar Ahmet Nesin.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Herkes üç ismin de özellikle seçildiği konusunda hemfikir. Üçü de uluslararası alanda ses getirecek isimler. Anlaşılan AKP iktidarı, dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan kaosu daha da derinleştirecek yorumları yapılıyor. Şebnem Hoca’nın ardından Erol Önderoğlu ifadesini veriyor. En son Ahmet Nesin hâkim karşısına çıkıyor. Alışkın olduğumuz üzere hâkimlik kapısının önüne çekilen demir bariyerlerin gerisinde bekliyoruz. Bir yandan da beş kat aşağıda süren Hrant Dink davasındaki gelişmeleri öğrenmeye çalışıyoruz. Sorgusu yapılan nöbetçi eş genel yayın yönetmenleri yanımıza gelince tutuklanmayabilirler umudu doğuyor. Şebnem Hoca, kızını soruyor. Erol Önderoğlu ve Ahmet Nesin, savcıdaki sorgularını anlatıyorlar. “Ben gerekeni söyledim, artık karar onlara kalmış” diyor. Sulh ceza hâkimliklerinin asli görevi aklımızın bir kenarında duruyor zaten. Nitekim ifadelerin ardından yaklaşık yarım saat geçiyor ve üçü de kararın açıklanması için içeriye çağrılıyorlar. Sadece üç avukatın girişine izin verilen kilitli kapılar ardında hakimliğin verdiği “tutuklama” kararını duyuyoruz. Savcının “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasını hâkim kabul ediyor. Ve ‘katalog’ suçlarda yer almamasına ve delilleri karartma riski olmamasına rağmen tıpkı barış bildirisine imza atan akademisyenlerde olduğu gibi üç ismi de tutukluyor.
Adliye koridorları bir kez daha “Özgür basın susturulamaz” sloganları ve alkışlarla inliyor. Adliyede bulunan polis merkezine götürülen nöbetçi genel yayın yönetmenlerinin yanına iniyoruz. Duruşma salonuna kimse alınmadığı için yakınlarına ve destek için gelen gruptakilerin bir kısmına görüş için izin veriliyor. Son grupla içeriye giriyorum. Hepsine tek tek sarılıp öpüyorum. “Bir ihtiyacınız var mı” diyorum, benden önce herkesin sorduğu gibi. Hayatını işkenceye karşı mücadeleyle geçirmiş, en son Cizre bodrumlarında yakılmış çocuk çenesi kemiği bulmuş Şebnem Hoca, gülümsüyor: “İnsan Hakları Vakfı Başkanı’nı tutukladılar. Umarım bu sonun başlangıcı olur” diyor. Ahmet Nesin, “Ben sabah gelirken bekliyordum zaten bu kararı” diyor. Üçü de dik duruşunu korurken Erol Önderoğlu, “Biz dik duruyoruz. Siz de dik durun. Herkese selamlar” diyor.
…***
Murat Muratoğlu, sözcü gazetesinde, “Devletin başıboş kasası”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Şaka değil, Türkiye Hazinesi'nin yıllardır başında kimse yok. Vekaleten iş görüyor. Bir Alman, bir İngiliz, bir de Fransız aynı uçakta yolculuk yapsalar ve durumu anlatsan, inanmazlar. Fıkraların gerçek olduğu ülke Türkiye……
Hazine ne yapar? Devletin kasasıdır. Kamunun tüm varlığını yönetir. Teorik olarak tabii… Yoksa parayı yöneten kim? O zaten belli!
Hazine Müsteşarlığı koltuğuna 2 yıldır bürokrat atanmıyor ya ben sanıyordum ki, Babacan ve Erdoğan arasındaki çekişme nedeniyle atama yapılamıyor.Babacan pasifize edildi, Erdoğan, Davutoğlu ile baş başa kaldı. Ortada yine bir şey yok! Halbuki Başbakanlık koltuğuna oturan Davutoğlu, boş bulunan Hazine Müsteşarlığı koltuğunu doldurmak için hemen harekete geçmişti. Ancak atama kararnamesi saraydan döndü.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hadi onların aralarında da çekişme yaşanıyordu diyelim. Şimdi Binali Yıldırım Başbakanlık koltuğuna oturtuldu. Hâlâ atama yok! Hazine'de 3 müsteşar yardımcılığı bulunuyor. Ancak bu makamların sadece 1'i fiilen dolu.… Diğer ikisi boşta……
Hazine'nin en kritik birimlerinin başında gelen Kamu Finansmanı Genel Müdürlüğü yaklaşık 7 aydır boş bekletiliyor. Ne iş yapar bu birim? Önemli değil canım, kamu borçlanmasını yani tahvil ve bono ihraçlarını planlayıp, gerçekleştirir!
Hazine Kontrolleri Kurulu Başkanı aynı zamanda denetimden sorumlu… Denetimi sevmeyen bir yönetimde denetimin boş olması normal…Milyonlarca vatandaşı ilgilendiren sigortacılık sektöründen sorumlu Sigortacılık Genel Müdürlüğü'nde de sessizlik hâkim… Vekaleten ve idareten yönetilmeye çalışılıyor.
Hazine'nin milyarlarca liralık davalarını yönetmekle sorumlu olan Hazine Birinci Hukuk Müşaviri kadrosu da vekâlette bekliyor.Nitekim Hazine, müsteşar atanamadığı için ekonomi yönetiminin en kritik kurumlarından Finansal İstikrar Komitesi'ne vekaletle katılıyor.