Türkiye'den köşe yazarları
Mustafa Ünal, Zaman gazetesinde, “Erdoğan, 1 Mart dosyasını mı açacak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘1 Mart tezkeresini' neden gündeme getirdi? Oysa hiç yeri ve zamanı değildi. Bir sebebi olmalı. Bir özeleştiri olabilir mi? ‘Irak politikasındaki yanlışı Suriye'de tekrarlamayacağız' da dedi çünkü. Suriye'de iyi yolda olduğu söylenemez.Şam politikası çöktü. Ve tablo Irak'tan daha ağır. Mülteci meselesi başlı başına kriz. Yüz binlerce Halepli yollarda, Hatay'a doğru yürüyor. Savaşın başında AKP iktidarı Suriyeli mülteciler için ‘100 bin' çıtası koymuştu. Şu andaki rakam 2 milyonun üzerinde. Hükümet hesabını buna göre yaptı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Cumhurbaşkanı'nın 1 Mart hatırlatması bir ‘politik muhasebe' olamaz. Erdoğan, ateşli tezkere savunucusuydu. Buna karşılık başbakan koltuğunda oturan Abdullah Gül isteksizdi. Bakanları ikna etmekte zorlandı. Birçok bakan kerhen imza attı. Ama oy vermedi. Partinin içinde yoğun kulis yapan ‘hayırcı' bir grup vardı. Erdoğan'ın ‘Gizli kulis attılar' dediği ekip.
‘Ben evimin balkonundan komşuma ateş ettirmem' cümlesini hatırlıyorum. Ahmet Davutoğlu'nun ‘danışman' sıfatıyla en aktif tezkere aleyhtarlığı yaptığını, reddi için savaş verdiğini Ankara'da bilmeyen yok. AKP'nin fireleriyle tezkere geçmedi. CHP'nin beyaz kurdeleli kampanyasını da unutmamak lazım.
O günü Türk siyaseti için ‘dönüm noktası' kabul etmek lazım. AKP, ABD'ye ‘hayır' demiş olmanın politik meyvelerini topladı.
Ordu tezkereye açık destek vermedi. Bir gün önceki MGK bildiriye almaktan sakındı. Bazı komutanlar el altından kulis yaptı. ABD'nin, askerin desteğini esirgemesine çok öfkelendiği sır değil.
Köprünün altından çok sular aktı. Ve lakin bazı olayları izah ederken 1 Mart tezkeresini hiç akıldan çıkarmamak lazım.
Cumhurbaşkanı'nın durup dururken 1 Mart tezkeresini neden gündeme getirdiği soru işareti. Bazı adreslere mesaj mı gönderdi? Yoksa o dosyayı yeniden mi açmak istiyor? Gündeme getirmişken o dosyayı açar mı? Niye olmasın... Tutanakların açığa çıkmasının yeni bir tartışma başlatacağı kesin. Bugün Erdoğan'ın canını sıkan birçok isim tezkerenin karşısındaydı. Başta ‘O zat' dediği Bülent Arınç ve tabii Ahmet Davutoğlu. Davutoğlu'nun kendi kulvarında koştuğunun artık herkes farkında. Haliyle Erdoğan'la uyum içinde çalışmadığının da. Tezkere karşıtlığının iç kamuoyunda bir getirisi olmaz. Aksine AKP tabanı hoşnut olur. Dışarısı için durum farklı tabii.
…***
Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Ekmeğimizde de dışa bağımlı olduk”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İstanbul'da 250 gramlık ekmek fiyatının 1 liradan 1.25 TL'ye yükselmesine tepki olarak bizzat Hükümet kanadından fırın sayısının sınırlanması, bu yolla ekmek üretim maliyetlerinin düşürülmesi ruhsatsız ekmek üretiminin önlenmesi gibi öneriler geldi.Ekmek halkın gıda harcamaları içinde yüzde 13.09 ile ilk sırayı alıyor. Arkasından et geliyor. Ancak bu halkın daha çok et tüketmesinden değil, et fiyatının yüksek olmasından ileri geliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ekmek fiyatlarının artmasını, fırın sayısına bağlamak çok doğru değil. Zira fırın sayısı artarsa ekmek arzı da artar, rekabet de artar. Zarar edenler kendiliğinden elenir.
Ekmek fiyatlarının artmasının temelinde iki sorun var...
Birisi, birçok tarım ürününde olduğu gibi tahıl ve ekmek fiyatları da spekülatif olarak artırılıyor.
İkincisi, buğday üretiminin azalması ve verimliliğin düşük olmasıdır.
2000 yılında buğday ekili alanların toplamı 9.4 milyon hektar iken, 2014 yılında 7.9 milyar hektara geriledi. Ekili alanların gerilemesinin de iki nedeni var..
Birisi, IMF'nin önerisi ile hazırlanan 2001 güçlü ekonomiye geçiş programı, tarımsal destekleri yüzde 50 düşürdü. AKP iktidarı bu programı kısmen de olsa uyguladı. Bir yandan da çiftçinin kullandığı girdi fiyatları arttı. Çiftçi belini doğrultamadı. Ekili alanlar azaldı.
İkincisi, yanlış tarım ve imar politikası nedeni ile, ovalar, çayırlar, imara açıldı. Bu alanlara fabrikalar ve konutlar yapıldı. Buğday ekilecek yerler azaldı.
Bursa ovası bu yanlışın en acımasız uygulamasıdır.
Fethiye'de Kayaköy eski bir Rum köyüdür. 1930'lu yıllarda Rumlar tarafından boşaltılmış. Rumlar köylerini yamaçta ve tarıma uygun olmayan kayalık alanda yapmıştır. Verimli ve sulak ovaları ise ekip-biçmişlerdir. Hem yamaçta güvenli evlerde oturmuş, hem de daha fazla ürün alarak daha refah içinde yaşamışlar. Bugün ise o ovalar beton yığınıdır. Oturanlar da ithal buğday yiyor.
Buğdayda tablo şudur: Bir yandan nüfusumuz artıyor... Bir yandan ekili alanlarımız azalıyor. Öte yandan buğday üretimi artmıyor. Aradaki açık ithalatla karşılanıyor.
2015 yılında doğal şartlar daha uygun oldu ve buğday üretimi 2014 yılından daha yüksek oldu. 22.6 milyon ton tahmin ediliyor. Buna rağmen ithalata devam ediyoruz. Bazıları kaliteyi öne sürüyor. Bazıları yetersiz arzı öne çıkarıyor. Sonuçta ekmeğimizde de dışa bağımlı olduk.
…***
Nusret Ezer, Taraf gazetesinde, “Kölelik işçi yasası yine gündemde”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Daha önce 5920 sayılı Kanun ile yasalaşmış ama dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından emeğin sömürülmesi ihtimali çerçevesinde veto edilmiş ve Meclis’e iade edilmişti. 5920 sayılı Kanun’a göre işçiler özel istihdam bürosunun sigortalı işçisi olup ihtiyaca göre başka işyerlerinde çalışma üzere kiralanacaktır. Bu durumda işçi özel istihdam bürosunun işçisi olacak ama çalışma esnasında kiralandığı işyerine hizmet verecektir. Mevcut işçi hakları ile ilgili işveren kültürü çerçevesinde kiralık işçi yasası kölelik yasasına dönüşecektir. Sözkonusu düzenlemeler 1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin yayımlanmasından sonra işçi hakları konusunda yapılan reformlar sayesinde Avrupa’da büyük oranda silinmişken ülkemizde uygulamaya sokulmak istenmesinin yanlıştır. Zira kiralık işçi yasasına başta Türk-İş, Aksiyon İş ve DİSK olmak üzere hemen hemen bütün işçi sendikalarının karşı çıkmakta olduğu görülmektedir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Sözkonusu kanun yine Meclis’te görüşülmeye başlandı. Bu kanun yasalaşırsa;
İşçi ve işveren ilişkisindeki sadakat unsuru kesinlikle oluşmayacaktır. Bu sebeple gerek kiralayan işyeri gerekse kiralanan işçi arasında kesinlikle aidiyet hissi oluşmayacaktır.
Kiralık işçi yasası ile uygulamada işçi sirkülasyonunu kontrol edemeyen ya da ihtiyacı olduğu işçiyi kadro yönüyle istihdam edemeyen işyerleri kiralık işçi ile arızi ihtiyaçlarla ortaya çıkan işçi eksiğini kapatabileceği için iş aradığı hâlde iş bulamayan işsizler için bir ekmek kapısı olacaktır ve istihdamı marjinal işsizlik açısından olumlu etkileyecektir. Bununla birlikte; kiralayan işyeri ise bu şekilde arızi, sürekli olmayan işçi ihtiyacını karşılayacaktır.
Kiralık işçi yasası sonrası işçi, özel istihdam bürosunun işçisi olacağı için kıdem ve ihbar tazminatı açısından bütün yükümlülük özel istihdam bürosunda olacaktır. Ancak yıllık izin kullanımı açısından işçi, kiralandığı işyerinde maksimum fayda düşüncesi ile çalıştırılacağından yıllık izin gibi işçinin yararlanılamadığı süreler kabul edilmeyecektir.
Kanunla yetki verilecek olan özel istihdam büroları eğer kesin bir şekilde kontrol edilememesi hâlinde işçi mağduriyeti açıkça oluşacaktır. Zira ülkemizde alt işverenlerle ilgili kontrol mekanizmasının net bir şekilde olmadığı gözönünde tutulduğunda kiralık işçi sisteminin de çok zor kontrol edileceği açıktır.
İşçi kiralık olduğu dönemde özel istihdam bürosunun işçisi olacağı için sürekli kiralanması hâlinde ilk bakışta iş güvencesi yönü ile bir sorun yokmuş gibi görünmekte. Ama işçi, kiralık olarak tercih edilen işyeri ile çalışma sürecinde yaşayacağı en küçük bir olumsuzlukta fiilen çalıştığı işyerinden hiçbir şarta bağlı olmaksızın çıkarılacak ve kendisini kiraya veren özel istihdam bürosunun yeni göstereceği işe gitmek zorunda olacak. Eğer özel istihdam bürosunun da onu çıkarması hâlinde işe iade davasını sadece kendisini istihdam eden özel istihdam bürosuna açacak, fiilen çalıştığı işyerine herhangi bir iddiada bulunamayacak. Bu durumda ise işçi kiralandığı, fiilen çalıştığı işyerinde bir sorun yaşamamak ve işten çıkarılamamak için bütün olumsuzluklara katlanacak.
Kiralayan işyeri işçilerle ilgili ödemeyi kiraya veren şirkete ödeyeceği için, işçi hak ettiği ücretinin ödenmesini kendisini kiraya veren özel istihdam bürosundan bekleyecektir. Bu durum işçinin ücreti almasında zaman yönüyle kayıplar yaşamasına sebep olacaktır. Gereksiz ücret kesintileri ile karşılaşabilecektir. Bununla birlikte; özel istihdam bürosu işçinin ücreti üzerinden komisyon alacağı için işçi ücretinde miktar yönüyle de kayıp yaşayacaktır.