Haziran 22, 2016 09:40 Europe/Istanbul

Faruk Çakır, Yeniasya gazetesinde, “Kırmadan, dökmeden” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Sabancı Üniversitesi Mezuniyet Töreninde konuşan Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, mezun olan öğrencilere hitap ederken idarecilere de mesaj vermiş.“Sıkıntıları aşmanın tek yolu, sağduyu, anlayış, hoşgörü, farklı inanç ve düşüncelere saygı, ayrıştıran değil birleştiren değerlerin ön plana çıkarılmasıdır” diyen Güler Sabancı, ekonomik kalkınma ile birlikte sosyal kalkınmanın da aynı ölçüde gerçekleşmesi gerektiğine dikkat çekmiş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Üniversiteden mezun olanlara sürekli öğrenmeye devam etmelerini, kendilerine güvenmelerini ve çok çalışmalarını tavsiyede eden Sabancı, ‘hayatı ıskalamamaları’nı da hatırlatmış.

Kurucu rektör Tosun Terzioğlu’nun görevi kendisinden sonra seçilen rektör Nihat Berker’e devrederken 6 ay birlikte çalıştıklarını hatırlatmış ki gerçekten örnek alınması gereken bir devir teslim uygulaması sayılmalı. 

Gençlere kendilerini iyi tanımaları tavsiyesinde de bulunan Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, şu tavsiyeleri de sıralamış:

“Sürekli öğrenmeye devam edin. Kendinize ve bilginize güvenin.

Değişime açık olun. Çok çalışın. Zamanınızı iyi planlayın, önceliklerinizi iyi tespit edin. 

Yaptığınız işe gönül verin. Samimi olun. Sakın unutmayın: Hayatta insana başarılar kadar hayal kırıklıkları da eşlik eder. Pes etmeyin, çalışmaya devam edin!”

Sıkıntıları aşmanın tek yolu, sağduyu, anlayış, hoşgörü, farklı inanç ve düşüncelere saygı, ayrıştıran değil birleştiren değerlerin ön plana çıkarılmasıdır.

Türkiye’nin de en büyük dertlerinden olan terör konusuna da dikkat çeken Sabancı, bu meselenin insanlığı tehdit ettiğini söylemiş. Çare olarak da, “Bu sıkıntıları aşmanın tek yolu, sağduyu, anlayış, hoşgörü, farklı inanç ve düşüncelere saygı, ayrıştıran değil birleştiren değerlerin ön plana çıkarılmasıdır” tesbitini ilave etmiş.

Güler Sabancı’nın zor seçimlerle karşı karşıya kalındığında evrensel değerlerin kutup yıldızı gibi görülmesini tavsiye etmesi ve bunların bir kısmını şu şekilde sıralaması isabetli olmuş: İnsan hakları, eşitlik ve hukukun üstünlüğü.

Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden biri olan Sabancı Holding yöneticisinin sıkıntıları aşma yolu olarak sağduyu, anlayış, hoşgörü, farklı düüncelere saygı, ayrıştıran değil birleştiren değerlerin ön plan çakıralması tavsiyesi dikkate alınmalıdır. Aynı şekilde, zor seçimlerle karşı karşıya kalındığında insanlığın ortak değrleri olan insan hakları ve hukukun üstünlüğünün tercih edilmesi tavsiyesi de önemli. 

Bir diğer nokta da ekonomik kalkınma ile birlikte sosyal kalkınmanın da aynı ölçüde gerçekleşmesi gerektiğine dikkat çekilmiş olmasıdır.

Ülkemizin derdi çok, ama dermansız değil. Akıl için bir olan yolu tercih edersek sıkıntıları aşarız 

…***

Aydın Engin, Cumhuriyet gazetesinde, “Evet, seçimle geldiler, peki seçimle giderler mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Sizi bilemem, ama daha birkaç yıl öncesine kadar başlıktaki soruyu sormazdım. Aklıma geldiği olurdu da kanıtsız, belirtisiz suçlama meslek ahlakına sığmayacağı için en azından yazıya dökmezdim. 
Bugün farklı. Çok alametler belirdi. Özgür Gündem’de dayanışma amacıyla nöbetçi yayın yönetmenliğine yazılan üç arkadaşımızın tutuklanıp, bir güzel kelepçelenip, Erol, Ahmet’in Silivri ya da Metris; Şebnem Hanım’ın Bakırköy Kadın Mahpushanesi’nin yolunu tutturulmaları bu alametlerden biridir. Ama sadece biridir ve en vahimi değildir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Ankara gazetecisi arkadaşlarımız anlatıyor. Kamuoyu araştırması yapan kurumların önde gelenlerinden biri 1 Haziran öncesinde hem AKP’den, hem HDP’den seçime ilişkin sipariş almış. Seçimden birkaç gün önce anket çalışması bitmiş. Sonuçları henüz kamuoyuna açıklamadan önce siparişi veren kurumların önüne konmuş. HDP eş genel başkanı olası sonuçlara bakmış, gülmüş, omuz silkmiş, “Bizim tahminlerimiz de bu yönde. Demek sürpriz yok” demiş. 
Ancak olası sonuçlar önüne konan Zat (Kim olduğunu ben bilmiyorum, tahmin etmek size düşer) önce morarmış, sonra kükremiş: 
- Böyle sonuçlanacak bir seçimi ben asla kabul etmem!.. 
Demokrasiyi sandık sonuçlarına indirgeyen bu zihniyetin, sonuç istediği gibi çıkmayınca sandığa tekmeyi basması sözünü ettiğim alametlerden bir başkasıdır…
Barış sürecinin göstermelik üç beş ödünle sınırlı kalamayacağını; sonunda cepte keklik sayacağı Kürt oylarının AKP sandığına akmayacağını gördüğü an sembolik (ve somut) barış masasına tekmeyi basıp devirmekte bir an bile duraksamadığını ve ardından Türkiye’nin güneydoğusunu binaları ve insanları ile haritadan kazıyacak bir savaş başlatıldığını hepimiz dolaysız tanık olarak yaşadık, yaşıyoruz. 
Bu da başlıktaki soruyu sordurtan alametlerden bir başkasıdır…

İktidar sadece kendi zenginini yaratma, çalma, çırpma olanaklarını alabildiğine genişletme, devletin dizginlerini eline alarak egoları tatmin etme alanından ibaret değil. 
İktidarı böyle görme ve tanımlama siyaseti kahvehane sohbetine indirgemek olur. İktidar o ülkenin ekonomisini, eğitim sistemini ve hukuk düzenini yeniden biçimlendirme aracı ve imkânıdır. 
AKP olgusunu iktidarda olmasa adını bile bilemeyeceğimiz bir avuç politikacı ve onun çevresinde halkalanmış çoğu müteahhit işadamı ile onurdan nasipsiz havuz medyasıyla açıklamak yanıltıcı. Onlar buzdağının görünen tepesi. 

Bunca yıl iktidar açlığı çekmiş böyle bir siyasal güç, olası bir seçim yenilgisinde çekilip gider mi?

…***

Murat Muratoğlu, Sözcü gazetesinde, “Başkanlık sistemi için geç kalındı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ben Erdoğan'ın yerinde olsam, danışmanlarımın gazıyla hemen başkanlık sistemini hayata geçirip biran önce koltuğa kurulma sevdalısı olmam. Sabrederim. Neden?
Belki Cumhurbaşkanı'na tam tersini aksettiriyorlar, belki de biliyor ama Türkiye ekonomisi hızla darboğaza giriyor. Mevcut yönetimin icraatları ise normal olarak Cumhurbaşkanı ile birlikte anılıyor. Ortada suçu atacak kimse yok!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***
Burada yapılacak en iyi hamle makamı, mevcut İktidardan kısmen de olsa soyutlamak olacaktır.
Ya da ‘Gezi' benzeri bir hareket yaratıp suçu ona atmak gibi taktiksel hamleler de akıllıca olabilir. Her türlü faturanın kesileceği birileri gerekiyor.

Şöyle ki: Bugüne kadar dünya ekonomilerinde yaşananların Türkiye'nin başarısı gibi pazarlanması gayet iyi yapıldı. İşin açıkçası bu para banyosunun kaynağı halkın pek de umurunda olmadı. Bu işin neması yıllarca yenildi, sonunda kazanın dibi geldi. Şimdi o sıyırılıyor.
Küresel büyümenin yüzde 60'ını sağlayan gelişen ülke ekonomilerindeki şirketler borç batağında… Sıcak para için yanıp tutuşuyorlar. Aynı bizim gibi finansman bulamazlarsa, derhal yatırımlar ve istihdam kesiliyor.
Tıpkı bugünkü gibi tamamen yönetim başarısızlığından kaynaklanan kötü ekonomik gidişatı gündem dışında tutmak için sürekli suni gündemler oluşturmaya çalışmak pek işe yaramayacaktır. Kâğıt üzerinde olumlu görünen ancak ilk yağmurda makyajı akacak verilere de güvenmemek gerekiyor.

Örneklesem; Türkiye'nin büyümesi iyi geldi. Gerçekte sürdürülemez bir tüketimin Türkiye'yi büyütmesi söz konusu…
Bütçe dengeleri kıskanılacak kadar iyi görünüyor. Ocak-Mayıs bütçesi 9 milyar dolar fazla verdi. Buna da aldanmayın! Gelirler kısmında Merkez Bankası ve kamu bankalarından alınan temettü 10.2 milyar lira… Sadece cep telefonu gelirleri 6 milyar lira… Bu iki kalemi çıkarsak bütçenin geçen yıldan daha kötü olduğu görünecek.

Tahakkuk eden KDV'nin sadece yüzde 36'sı tahsil edilebilmiş. Giderler ise hızla artıyor. Sağlık harcamaları geçen yıla göre yüzde 22 arttı… Savunma ve güvenlik harcamalarındaki artış yüzde 30 düzeyinde… Bunlar geri dönüşümü olmayan milyar dolarlar seviyesindeki harcamalar.
Nitekim Türkiye ekonomisinin gelirleri sermaye kaçışlarıyla, milyarlarca dolar kan kaybına uğrarken, en önemli iki döviz geliri kaynağı ihracat ve turizm de tıpkı genel ekonomik veriler gibi hızla kötüleşen bir seyir izliyor.
Erdoğan, Davutoğlu'na kızmakta haklı. Geç kaldı! İşi uzattıkça uzattı, başkanlık sistemi film bitip ışıkların yanacağı zamana kaldı.