Haziran 26, 2016 02:05 Europe/Istanbul

Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Hapishanedekileri istihdam sayıp işsizliği düşürüyorlar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bildiğiniz gibi bir ekonomi yönetiminin başarısı işsiz sayısıyla ölçülür. İşsizlik yüksek olursa ekonomi yönetimi başarısızdır. İşsizlik düşük olursa ekonomi yönetimi başarılıdır. Çünkü yeterince istihdam yaratmayan bir ekonomi iyi yönetilmeyen bir ekonomi olarak değerlendirilir. Yine işsizlik oranı gelir dağılımındaki adaleti de etkiler. Bir ülkede işsiz sayısı yüksek düzeydeyse gelir dağılımda adalet bozulur. Çünkü uzun süreli işsizler asgari geçim düzeyinin ya da açlık sınırının altında yaşarlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Gelelim bu konuyu niye ele aldığımıza…

Ele aldık çünkü Türkiye’de işsizlik yüzde 10 oranının üzerinde seyrediyor. Bu işsizlik oranı Türkiye’nin aynı kategoride olduğu pek çok yükselen ülkenin üzerinde bulunuyor. Türkiye Mart 2016’da yüzde 10,1 işsizlik oranıyla dünyada en çok işsizi olan dördüncü ülke oluyor. Türkiye’nin üzerinde Güney Afrika, Mısır ve Brezilya bulunuyor.

Gelelim şimdi Türkiye’de işsizlik oranının niye azalmadığına…

Azalmıyor çünkü; Türkiye istihdamı artıran imalat sanayiine yeterli kaynak aktarmıyor. Kaynaklarını son yıllarda özellikle lüks AVM, lüks konut ve lüks otomobillere yatırıyor. Dolayısıyla bu lüks tüketimle büyüme yeterli istihdamı sağlayamıyor. Ve artan nüfus istihdam edilemiyor. Bu arada bir de ölçüm sorunu var. Bunlardan bir tanesi kayıtdışı istihdamın ölçülmesi oluyor. Şimdi sıkı durun; Ocak 2016’da TÜİK, kayıtdışı istihdam oranını yüzde 31,8, işsizlik oranını yüzde 11,1 olarak ilan etti. Aynı TÜİK Mart ayında kayıtdışı istihdamı birdenbire yüzde 32,9’a çıkardı, işsizlik oranı bu arada yüzde 10,1’e geriledi. Eğer asgari ücret arttığı için kayıtdışı istihdam yükseldi diye düşünülürse bunu yıl başında dikkate almak gerekirdi. Çünkü zamlı asgari ücret yıl başından geçerli oldu. Bu bir ölçme hatası olarak değerlendirilebilir.

Yine TÜİK’in işsizlik ölçümü tanımlarında hapishanelerde bulunan tutuklu ve hükümlülerle ilgili herhangi bir bilgi yok. Dolayısıyla tutuklu ve hükümlüler istihdam edilemeyenler arasında sayılmıyor. O hâlde Adalet Bakanlığı verilerine göre 31.03.2016 itibarile cezaevlerinde bulunan 187 bin 647 hükümlü ve tutuklu ilave edildiğinde Türkiye’de işsizlik oranı Mart 2016’da yüzde 10,1 değil yüzde 10,7 oluyor. Anlayacağınız Türkiye’de işsizlik verileri muğlâk. Kayıtdışı istihdam tahmini sorgulanmalı. Çünkü iki ayda yüzde 1,1 oranında artış görünüyor kayıtdışında. Buna ilave olarak tahmine gerek olmayan veri cezaevindekiler için Adalet Bakanlığı’nda var. Ama TÜİK’in işsizlik ölçümü tanımlarında cezaevindekiler belirsiz. Dolayısıyla kayıtdışı istihdam tahminini doğru kabul etsek bile tutuklu ve hükümlüler dikkate alındığında işsizlik oranı resmî olarak gösterilenin epeyce üzerinde seyrediyor.

…***

Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj gazetesinde, “Türkiye’ye para yağacak!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hükümetin en iyi icraatı algı yönetimi… Bunun o kadar çok örneği var ki; Ortalık terör saldırılarından dolayı kan gölünde de olsa, verilen mesaj ‘dünyanın en huzurlu ülkesiyiz’dir.Rusya krizinden dolayı tarım sektöründeki felakete dair verilen mesaj, “tarım kesiminde her şeyin güllük gülistanlık” olduğudur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Rusya’dan ve Avrupa’dan gelen turist sayısının dibe vurması, yüzlerce tesisin iflas durumuna gelmesi karşısında “üzülecek bir şey yok, Arap turistler Türkiye’ye akın edecek” algısı havada uçuşur.

Ve dün bir haber okudum. Tahmin edersiniz ki haberin kaynağı, algının ‘amiral gemisi’, Sabah gazetesi.

Sabah’tan başka birçok gazete de alıntılayıp haber yapmış.

Başlık: Dünyanın parası Türkiye’ye yağacak!

Ya, evet, yağacak işte!

Türkiye’de ciddi cari açığın oluştuğu, yabancı sermaye girişinde büyük düşüşler meydana geldiği, ülkenin adeta ‘para krizi’ yaşama aşamasında olduğu söylentilerinin ayyuka çıktığı şu günlerde, “Türkiye’ye para yağacağı haberi” patlatıldı.

Habere göre hükümet, dünyada kendine güvenli liman arayan milyarlarca doları Türkiye’ye çekecek tarihi bir adım atıyormuş. Sabah’tan Hazal Ateş’in haberine göre ekonominin dümenine oturan Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli yurtdışından gelecek para, altın, dövize üç başlıkta “güvence” vereceklerini açıkladı.

Canikli diyor ki; “Giriş-çıkış, transfer kolaylığı sağlanacak. Dövize çevirip çıkmada zorluk yaşanmayacak. Ek maliyet olmayacak. Ekonomik güvence sağlanacak.”

Canikli’ye göre “Sermaye en çok geldiği ülkeden rahat çıkabilmeyi öngörmek ister. Türkiye’de kendini güvende hissetmeli, rahat olmalı. Yani dövize çevirip çıkabilmeli. Türkiye’de paraların transferinde herhangi bir sıkıntı yok. Giriş ve çıkış kolay olacak, ek maliyet olmayacak.”

En değerli maden kaynaklarından KİT’lerine kadar her şeyini satıp savan, sanayi kesimini perişan eden, üreticiyi küstüren, uyguladığı terör politikası ile ülkede büyük bir güvensizliğin hâkim olmasına yol açan hükümet çareyi “başta Araplar olmak üzere dünyanın değişik yerlerinden gelecek olan ve sığınacak güvenli liman arayan paracıkların” Türkiye’ye girişinde bulmuş!

ABD’sinden Avrupa’sına hatta Arap ülkelerine kadar pek ülke, vatandaşlarına Türkiye’yi terk edin çağrısı yaparken, Türkiye dış görüntüsü itibariyle otoriterizme kayan bir ülke olarak tescillenmişken ‘kaynağı belirsiz’ milyar dolarlar, sığınacak liman olarak neden Türkiye’yi görsün?

 Bu konuşmaları yapanların ya da haberleri manşete taşıyanların kendilerinin bile bu bilgilere inanmadıklarına eminim.

Türkiye’nin başına bin türlü bela yağarken, ‘ülkeye oluk para para yağacak’ diye manşet atabilmek büyük marifettir.

…***

Güngör Mengi, Vatan gazetesinde, “Yüksek yargı ve referandum!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yargıtay ve Danıştay gibi iki önemli yüksek mahkemenin işleyişi ve üye seçimi, üyelik süresi gibi konularda ciddi değişiklikler yapacak yasa tasarısı baroların tepkisiyle karşılaştı.Yargıtay, adliye mahkemelerinde verilen kararların son incelemesini yapan, denetleyen ve son kararı veren temyiz mahkemesidir. Danıştay ise “yönetimin yargı yoluyla denetlenmesini” sağlayan, uyuşmazlık davalarına bakan ve yürütme organı için adeta bir danışma kurulu gibi çalışan üst mahkemedir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yargıçların özgürce karar vermesi “ömür boyu üyelik”lerine bağlıdır.Neler olacak?Ak Parti’nin yasalaştırmak istediği tasarıya göre 516 Yargıtay ve 195 Danıştay üyesinin görevi sona erdirilecek.Bundan sonra üyeler 12 yıl için seçileceğinden verecekleri kararlar da “12 yıl sonrasını düşünerek” verilmiş olacak.Aynı zamanda her iki yüksek mahkemede “daire sayıları arttırılacak”.Daire başkan ve üyelerinin daireleri “zorunlu hallerde” değiştirilebilecek.Bir dairenin görev alanındaki davaya bakmak üzere “başka daireler” görevlendirilebilecek.AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ “Yargının içinde çok net şekilde Pensilvanya ile irtibatlı kişiler var. Anayasa ve yasaya aykırı hareket etmek onlar için önemli değil” açıklaması yapmıştı.Bekir Bozdağ “Yargıtay ve Danıştay’da daire sayısını arttıran yasa tasarısı görüşmelerinin ertelenmeyeceğini” söylerken daha önceki “Pensilvanya bağlantılı kişiler var” vurgusundan farklı bir açıklama yaptı.“Yüksek yargıda dosyalara kısa sürede bakıldığını, bunun ancak daire sayısını arttırmakla düzeltilebileceğini” söyledi.

Yargıda Cemaatçi bir yapılanma olmaması gerekir ama şunu unutmayalım ki yargıya, Emniyet’e ve tüm kurumlara sızdığı söylenen, yerleşen Cemaat bundan yıllar önce durdurulmalıydı.

Özellikle yüksek mahkemeler bir ülkede “demokrasinin ve insan haklarının korunması” açısından büyük önem taşır.

Bu ülkede “Cemaat’in kumpası” olduğu söylenerek masum insanlara yıllarca hapis cezaları verildi, telefonları dinlendi, en temel özgürlük hakları ellerinden alındı.Şimdi doğal olarak önce hukukçular, sonra vatandaşlar yapısı değiştirilecek olan yüksek mahkemelerin “bu kez ne derece bağımsız olabileceği” endişesi taşıyorlar.

İstanbul Barosu Yönetim Kurulu’nun yaptığı basın toplantısında Baro Başkanı Ümit Kocasakal “2010 referandumuyla yargı bağımsızlığının büyük ölçüde yok edildiğini, atılacak adımın son darbe olacağını” söyledi.

Türkiye Barolar Birliği “Cemaatçi yapılanma istemiyoruz ama Reisçi bir yapılanma da istemiyoruz. HSYK üyeleri uzlaşma ile değiştirilerek 78 milyona güvence verir hale gelmelidir” diyor.