Türkiye'den köşe yazarları
Güngör Mengi, Vatan gazetesinde, “Dürüst siyasete özlem!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye bir yanda terör ve dış politika sorunları, diğer yanda iç politikada dengesiz iniş çıkışlar, devamlı seçim atmosferinde yaşatılmak gibi nedenlerle yorgun düşmüş durumda.
akiplerini asılsız iddialarla karalamak…Siyasette kazanmak için ahlaki olmayan yolları da geçerli saymak…Yalan ve yanlışlarla dolu konuşmalar yapıp düzeltmeye çalışmak… Seçimlerde ortaya çıkan hile iddiaları ve endişeleri…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Liderlerin, bakanların başarısız olmaları halinde istifa mekanizmasının işletilmemesi, yapıştıkları koltuklardan kopmamak için herşeyi göze alması ve daha birçok sorumsuzluk örneğiyle karşılaşıyoruz.
Bu nedenle Batı demokrasilerinde yapılan ve kimsenin hileden şüphe etmeyi aklına bile getirmediği seçimler, referandumlar, başarısız olduğu sonucu çıkan liderin o anda istifa etmesi bizde hayranlık uyandırıyor.
Siyasette artan şiddet ve tahammülsüzlük havası, neredeyse nefret içeren söylemler bırakın başkalarına saygıyı, büyük kitlelerde “kendine saygı”nın kalmamasına neden oldu.
Bunu kabul etmediğimiz ve özeleştiri yaparak doğru yola dönmediğimiz takdirde geri dönülmez şekilde ciddi bir toplumsal ahlaki çöküşle karşılaşacağımız kesindir.
Diğer tarafta, şiddet havasının, partilerin aralıksız çekişmelerinin ve bitmeyen seçim-referandum ihtimallerinin moralleri bozduğunu da görmek zorundayız.
MHP’de uzun süredir bir değişim hareketi yaşanıyor. Seçim başarısızlıklarından sonra yeni genel başkan adayları çıktı, olağanüstü kurultay için gerekli sayıda imza toplandı.
Grup Başkanvekilliği görevinden istifa eden Oktay Vural dahil olmak üzere Bahçeli’nin en yakınındaki isimler, birçok il ve ilçe başkanı “değişimin şart olduğu” konusunda birleştiler.
Bu durumda normal olan nedir, kurultayı bile beklemeden istifa etmektir değil mi?
En azından İngiltere Başbakanı David Cameron’un “referandumda kendi desteklediği sonuç çıkmadığı için” derhal istifa etmesinden biraz ders alınmalı değil mi?
Hayır, bizde hiçbir olumlu örnek koltuk sevdasını etkilemiyor. Onun yerine Bahçeli ve Genel Merkez hala mahkeme kararları aldırarak 10 Temmuz’da yapılacak “genel başkan seçimli” kongreyi engellemeye çalışıyor.
Rakiplerini “PKK ve HDP’ye ya da Fethullah Gülen’e yakın göstererek yıpratma” modası da ilkesiz siyasetin bir başka örneği olmaktan öteye gidemez.
Artık bu kötü huylardan vazgeçelim.Koltuğa yapışmak ve tüm toplum değerlerini de bu uğurda feda etmek başarısız siyasetçileri kurtarmayacak!
…***
Remzi Özdemir, Yeniçağ gazetesinde, “Turist duasına çıkmak”başlıklı yazısını okuıyucularla paylaşıyor.
“Türkiye'ye gelen turist sayısının düştüğüne dair sürekli haberler çıkıyor.Rus turist sayısında yüzde 98.5, Alman'da yüzde 58 ve diğer ülkelerden yüzde 50'ye yakın bir azalma var.Bu haberler yaşanan krizin boyutunu anlatmaya yetmiyor.Her zaman olduğu gibi kendi gözünle görmen gerekiyor.Geçen hafta dünyaca ünlü Fethiye'nin Ölüdeniz Beldesi'ndeydim. O meşhur göl şeklindeki denize üç yıl önce yine gitmiştim. Kilometreye varan plajında adım atamazdınız denize girmek için.3 yıl sonra gördüğüm adeta beni şok etti.Göz alabildiğince uzanan plajda toplasan 20-30 turist ya vardı ya yoktu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Kaldığım bir hafta boyunca her gün her saat, aynı manzara ile karşılaştım. Bölgede İngiliz turistlerin dışında ya üç ya da 4 Alman turist görebildim. Daha önce İngiliz ile dolup taşan Fethiye ilçesinde ve Ölüdeniz Beldesi'nde İngiliz sayısında da çok ciddi düşüş var.
Otellerin doluluk oranı Türklerle birlikte yüzde 30'un bile altında.
Oteller kendilerini korumak için yüzlerce çalışanını işten çıkartmış. Oteller sebze meyve ve diğer ihtiyaç alımlarını yüzde 75 azaltmış.
Fethiye otellerine tonlarca domates ve yine meyve veren toptancı, birkaç kasa ancak satış yapabiliyor. Oteller almadığı için tarladan hiçbir sebze almıyor. Bu da adeta zincirleme reaksiyon yapıyor. Üreticinin mahsulü ihracat da yapamadığı için tarlada kalıyor.
Fethiye'de hemen hemen herkes borçlu.
Borçlar bankaya. Turizm sektöründe yazın çalışıp 12 ay bu kazançla yaşamını sürdürenler şimdi adına "ihtiyaç" dedikleri banka kredisi ile boğuşuyorlar. Bir çoğu işsiz olduğu için borçlarını ödeyemiyor ve banka tarafından yasal takibe alınmış durumda.
Esnafın durumu ise daha vahim. Çarşıda gezen iki üç turist gelse ne olur gelmese ne olur türünden.
Kiralarını ödeyemiyorlar. Sezona güvenip banka kredisi ile mal alan esnaf şimdi icra ile uğraşıyor.Bölge resmen felç olmuş durumda.Türkiye ise hâlâ Ruslar ile yapılacak barışmayı bekliyor.Türkiye ile Rusya'nın arası düzelecek de Rus turistler yeniden gelecek.Bu kısa vadede hayalden başka bir şey değil.
Türkiye ile Rusya bir gecede yeniden eskisi kadar iyi ilişkilere girse bile Rus turistlerin ülkemize gelip tatil yapma olasılığı yüzde 10'u bile geçmez.Turizm sektörü için bu yıl kayıp olduğu gibi gelecek yıl da felaket bir sezon olabilir.Hükümetin ise turizm sektörüne yönelik yaptığı tek çaba bayram tatilini uzatmak. 9 gün tatil ile Türkiye'de turizm sektörü ne kurtulur ne de yarası sarılır.Anlayacağınız yılda 30 milyar dolara yakın gelir sağlayan turizmcilerin tek umudu turist duasında.
…***
Mehmet Kara, Yeniasya gazetesinde, “Yargıtay ve Danıştay’ın yapısı değişirken”başlıklı yazısını okıuyucularla paylaşıyor.
“Meclis’in de normal şartlarda 1 Temmuz’da tatile girmesi gerekiyor.Ancak şu anda gündemde olan yeni bir torba kanun Meclis’ten geçene kadar Meclis tatile girmeyecek. Görünen o ki, AKP bu kanunu çıkartmak için milletvekili sayı üstünlüğünü de kullanarak Meclis’i çalıştıracak.Her defasında en üst ağızdan torba kanun tarzı görüşmelere son vereceğini açıklayan AKP, bundan vazgeçmiyor. Bir torba alınıyor, birbiri ile alâkasız kanunlar bu torbaya konularak, çıkarılıyor. Adeta torba içindeki bir çok kanun milletten de kaçırılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Önümüzdeki hafta içinde böyle bir torba kanun Meclis’in gündemine gelecek. Bu torbanın içinde en önemli kanun ise, yargıda kıyım olarak isimlendirilen “Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair” kanun tasarısı…
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Meclis tatile girmeden yasalaşacak, erteleme söz konusu değil… Yasanın sür’atle çıkmasında fayda var” diyerek tavrını net olarak ortaya koyuyor.
Bozdağ’ın, “Yargıda belirsizlik oluşması doğru değil. ‘Ne olacak’ şeklinde bir soruyla Yargıtay ve Danıştay’ın uzun süre beklemesi doğru olmaz” sözleri de ilginç. Çünkü, bu kanun tasarısı yeni çıktı. Bu tarihe kadar belirsizlik mi vardı? Oysa kanun çıkmasa da yine kendilerinin getirdiği sistemle yargı görevine devam edemeyecek mi?
Bazı hukukçular tarafından “yargıya müdahale” olarak değerlendiren bu tasarıya Barolar Birliği başta olmak üzere tepki gösteriyor. Yargıtay eski Başkanı Hasan Gerçeker, tasarının anayasaya aykırı olduğunu söylerken, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit’in sadece Yargıtay üyeliği için 12 yıl sınır getirilmesinin yanlış olduğunu söylemesi, kanun çıktığı andan itibaren bütün Danıştay ve Yargıtay üyelerinin görevlerinin sona ereceğiyle ilgili bir şey söylememesi eleştiriliyor.
Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk’un “Tabuta son çivi” başlıklı yazısında, bu yasa tasarısıyla birlikte hukukun varlığının tartışılır hale geldiği belirtmesi ve “hukuk adına her şey alt üst olacak, umarız son çiviyi çakmazlar” ifadeleri de bu tasarının mahiyetini ortaya koyması açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken sözler.
Hükümet, 5 yıl önce Danıştay Yasası’nda yapılan değişiklikle daire sayısını 13’ten 15’e, üye sayısını da 95’ten 156’ya çıkartmıştı. Aynı yıl Yargıtay’ın daire sayısı 32’den 38’e, üye sayısı ise 250’den 387’ye çıkarıldı. 2014 yılında hem Yargıtay hem de Danıştay yasaları yeniden değiştirildi. Danıştay’ın üye sayısı 39 daha arttırılarak 195’e çıkarıldı. Yargıtay’ın daire sayısı 38’den 46’ya, üye sayısı da 129 daha arttırılarak 387’den 516’ya çıkarıldı. Aynı torba yasayla HSYK Yasası’nda da değişikliğe gidildi.
Şimdi 2 yıl sonra Yargıtay ve Danıştay’ı yeniden yapılandıran 38 maddelik tasarıya göre, Yargıtay’ın daire sayısı 46’dan 24’e, üye sayısı 516’dan 200’e; Danıştay’ın daire sayısı 17’den 10’a, üye sayısı 195’ten 90’a inecek.
Hükümet “2 sene önce neden arttırıldı, şimdi neden tekrar sayılar indiriliyor?” sorusunu, istinaf yani bölge mahkemeleri kurulacak olması dolayısıyla Yargıtay’ın yükünün hafifleyeceğiyle açıklıyor.
Tasarı kanunlaştığı andan itibaren Danıştay ve Yargıtay’daki hâkim ve savcıların tamamının görevleri sona erecek. HSYK ve Cumhurbaşkanı yeni üyeler atayacak. Anayasaya göre, Danıştay üyelerinin 4’te 1’ini Cumhurbaşkanı seçiyor.
Adalet Bakanı Bozdağ’ın “Türkiye olarak hem yargıdan memnuniyette hem de yargıya güvende olumsuz noktada olduğumuzu ifade etmek isterim” sözleri ile Yargıtay Başkanı Cirit’in “Geçmişte yargıya güven yüzde 70 idi, şimdi yüzde 30’lara düştü” itirafını buraya not ederken, bu kanun çıktığında yargıya güvenin ne kadar daha geri gideceğini tahmin etmek hiç de zor olamayacak.