Temmuz 05, 2016 11:31 Europe/Istanbul

Prof. Dr. Ata Selçuk, Yeni Mesaj gazeetsinde, “Tek çare” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ülkemizde ‘Çekiç Güç’ün yerleşmesi ile başlayan terörün sebepleri ne yazık ki, idarecilerimizce görmemezliğe gelinmiş nerede ise bir neslin hayatı süreci boyunca ülkemiz kan ağlamıştır.” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Egoist, zalim Batı, ne yazık ki, ülkemizi bir Afrika ülkesinden öte sömürmede devam etmektedir. Ne zaman emirlerinde bir gecikme gördüyse derhal vakit kaybetmeden gözdağı vermiş ve istediği tavizleri fazlası ile almıştır. İsrail ile yapılmış olan son antlaşmanın Gazze ve Mescid-i Aksa’da oluşturduğu sonuçlar derhal görülmüştür. İsrail Kur’an’da anlatıldığından farklı olamadığını her seferinde göstermiştir. Onlarla fazla ilişki elbette bir İslam ülkesine zarar verecektir.  Artık buna bir son verilmesi gereklidir.

Şu son verilen katliam mesajının tek sebebi vahşi Batı’nın, Türk-Rus yakınlaşmasını önleme çabasıdır. Elbet bunun bir karşılığı olmalıdır. Bize yakışan karşılık, ancak ve ancak bağımsızlığımızı ilan etmemizdir. Her zaman gördüğümüz terör şantajını bir an önce ortadan kaldırmaktır. Ülkemiz devamlı terör tehdidi ile mücadele etmeye daha ne kadar mecbur edilecektir. Yabancı güçlerin ülkemizde cirit atmasına göz yumdukça sonuç asla değişmeyecektir. O zaman tek bir yol vardır. Önce Rusya ile ilişkileri sağlamak, terörün dış kaynaklarına havadan kolayca ulaşabilmek, Suriye ve Irak’la dolayısıyla İran ve Rusya ile Ortadoğu’ya sahip çıkarak eski sınırlara dönüşü sağlamaktır.

NATO’nun işin içinde olmasının hiçbir olumlu etkisi olamaz ve de şimdiye kadar ancak teröre destek verilerek BOP’u yürütmüşlerdir. Bahane ise bizim NATO’dan yardım talebimizdir. Ve bu talebe de resmen zorlanmamızdır. Hani nerede koruyucu kalkanlar. Sınırlarımızdan gelen saldırılara havadan müdahale etmemiz mümkün değil. Gelen füzeleri durduracak sistemler nerede. Hepsi hayalet olup kaybolup gittiler.

Sayısının en azından 50 olduğu bilinen gizli veya açık tüm NATO adıyla veya antlaşmalarla tahsis edilen askeri tesislerde,  her türlü yabancı asker ve istihbaratın olduğu bir ülkede nasıl düzen sağlanır ki? İlave olarak son durumda bu arı kovanına İsrail’in de katılacağı kesinleşmiştir. Katliamlara cevap: Derhal ABD’nin BOP eş başkanlığından istifa ederek, ABD’nin Büyük İsrail hayaline bir son vermektir. Bunun yolu Suriye, Irak, İran ve en önde Rusya ile ortak harekettir.

…***

Kadri Gürsel, Cumhuriyet gazetesinde, “IŞİD daha ne yapsın?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hem İstanbul uluslararası havayolu taşımacılığının transit merkezi olsun diye rakip havayolları ve havaalanlarıyla kıyasıya bir rekabete girecekler... Ulusal havayolu şirketi THY’nin uçak sayısı 300’ü geçecek... Dünyadaki en konforlu CIP salonlarından biri Atatürk Havaalanı’nda olacak...Hem Türkiye’ye daha çok turist gelsin, gelir artsın, işsizlik azalsın, cari açık kapansın isteyecekler...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor: 

…***İstanbul’daki iki havaalanını dünyanın dört bir tarafından akın eden uluslararası cihatçılara yıllarca “transit merkezi” olarak kullandıracaklar, ki bunlar Türkiye üzerinden Suriye’ye geçip oradaki rejimi bir an önce devirsinler...

Bu cihatçılar İstanbul üzerinden Suriye’ye aktıkça orada güçlenip örgütlenecekler... Silah, mühimmat ve bilumum lojistik destek bunlara Türkiye üzerinden aktarılacak. Türkiye, radikal İslamcı silahlı örgütlerin geri üssü olacak. Türkiye’de serbestçe propaganda yapacaklar, savaşçı devşirip Suriye’ye yollayacaklar. Bu iki-üç haftada radikalleştirilen İslamcı sergerdeler orada kafa kesecekler, sivilleri katledecekler ve birer ölüm makinesine dönüşecekler.

İşte bu politikaların neticesinde, “Irak’taki El Kaide” ile Suriye’deki El Kaide eğilimli yabancı cihatçılar 2013’te birleşip Irak Şam İslam Devleti’ni (IŞİD) oluşturdular.

Ardından, IŞİD’in içindeki uluslararası cihatçıların bir kısmı aynı transit merkezini, yani İstanbul havaalanlarını kullanıp geldikleri ülkelere geri döndüler. Transit merkezleri IŞİD’in bu kez Afrika’nın Sahel bölgesinde, Libya’da, Mısır’ın Sina Yarımadası’nda, Fransa ve Belçika’da, Afganistan’da örgütlenip uluslararasılaşmasına hizmet etti. Cihatçı terörist transit merkezleri iki yönlü çalıştı.

“Türkiye’nin gururu” ulusal havayoluna hizmet veren havaalanları, aynı anda Türkiye’nin derin utancı uluslararası cihatçı teröristlerin de transit merkezi olursa... Bu iki paralel hat, bir gün birbirine değmeyecek ve kısa devre yapmayacak mıydı?

Gaflet ve öngörüsüzlüğün yan yana getirdiği bu paralel transit hatları, sonunda beklendiği gibi temas etti ve vahşet, çok sayıda masum insanın canına mal oldu.

İslamcı rejimin sürdüregeldiği Suriye politikasının ideolojik niteliğinden ötürü, Türkiye’nin ulusal güvenliğinin hiçe sayıldığını, bunun ülkemize bedelinin ağır olacağını, yıllardır yazdık, söyledik...

Bu rejimin Suriye politikasının, Türkiye’nin ve bölgenin güvenliği için yakın ve acil bir tehlike oluşturduğunun altını hep çizdik.

İşte şimdi Türkiye halkı, ülkeyi yönettiğini sanan İslamcı Dr. Frankeştayn’ların yarattığı bir canavarla karşı karşıyadır.

Ve bu Ortadoğulu Dr. Frankeştayn’lar, canavar karşısında ne yapacaklarını bilmez haldeler.

Teröre kurban verdiklerimiz hakkında şehadet güzellemesi yaparak hayatta kalanları avutmaya yelteniyorlar.

Terörizmden men edemediklerinin de cehennemde yerlerinin hazır olduğunu söylüyorlar.

…***

Kürşat Zorlu, Yeni Çağ gazetesinde, “IŞİD’ın yeni korku çemberi” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Kim derse desin ülkenin en büyük kentinin merkezinde havalimanı gibi güvenlik tedbirlerinin en üst noktada olduğu bir yerde teröristler ellerinde uzun namlulu silahlarla, el bombalarıyla dehşet saçtılar. Şu anki açıklanan bilgilere göre 42 vatandaşımız hayatını kaybederken 200'ün üzerinde yaralı var. Kaynak: IŞİD'in yeni korku çemberi - Kürşad ZORLU” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Atatürk Havalimanı'nda meydana gelen menfur saldırı, üstü örtülmesi mümkün olmayan gerçekleri bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Dış politikada büyük öngörü hataları ve giderek belirginleşen yalnızlık, iç politikada güvenlik ve istihbarat konusunda atılan yanlış adımlar neredeyse çevresindeki tüm kaos ve çatışma sahalarının kendi topraklarına taşınmasına neden olmuş bir siyasal/yönetsel duruşu işaret ediyor. Bu çıkmaz sokak Başkancı Parlamenter Sistemi, yeni Başbakan Binali Yıldırım eliyle "sıfır sorun" anlayışını rafa kaldırıp diplomaside "düşmanımın düşmanı dostumdur" noktasına getirdi. İçeride ise sözde çözüm süreci destekçileri ve vaktiyle bu süreci kutsayanlar zeytinyağı misali bizim üstümüzde sözler sarf eder oldular.Kim derse desin ülkenin en büyük kentinin merkezinde havalimanı gibi güvenlik tedbirlerinin en üst noktada olduğu bir yerde teröristler ellerinde uzun namlulu silahlarla, el bombalarıyla dehşet saçtılar. Şu anki açıklanan bilgilere göre 42 vatandaşımız hayatını kaybederken 200'ün üzerinde yaralı var. Kimin tarafından, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın tüm dünyanın bu terörist saldırıyı lanetlemesi ve birlikte mücadele etmesi gerekiyor. Hele ki masum insanların "İslam" kisvesi altında katledilmesi öncelikle tüm insanlık için büyük bir utanç vesilesi olarak kabul edilmeli. IŞİD'in kısa vadeli hedefiBugün Orta Doğu'da, Kafkaslarda ve Orta Asya'da din üzerinden sürdürülen büyük ve tehlikeli bir kampanya söz konusudur. Mevcut yönetimler az ya da çok bunun bilincindedir. Geçici ya da yapısal önlemler alınmaya çalışılmaktadır. Ancak IŞİD'in yaptığı son saldırı olayın arkasında kimin olduğu kadar meselenin nereye evrileceğine yönelik üç temel noktayı dikkatimize sunmaktadır.Birincisi söz konusu coğrafyada adalet ve refah için mevcut düzenin karşıtlığı terörü meşru gören bir din anlayışı ile şekillendirilmek isteniyor. Halihazırda sadece Orta Asya'dan IŞİD'e katılan savaşçıların 1500'e yaklaştığı ifade ediliyor. Doğrusu bu yönelişin durdurulması kısa vadede çok mümkün görülmüyor. Çünkü uluslararası dinamiklerin tetiklediği bu alan eğitim yetersizliği, yoksulluk, gelir adaletsizliği ve yanlış yönetsel adımlarla kaotik bir toplumsal sorun haline geliyor.İkincisi bu fotoğrafın, Türkiye'deki dengelerden ayrı düşünülemeyeceği gerçeğidir. İsrail ve ardından Rusya ile olan yakınlaşma IŞİD'in düşman algısını bir bütün içerisinde bu üçgene yöneltecektir. Haliyle bu üç ülkeyle derin bağları bulunan Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkaslar'da yeni bir oyun ve öykü hazırlanmak istenecektir. Farklı ülkelerden insan kaynağına sahip IŞİD Rusya'da Türk vatandaşı, Türkiye'de Orta Asya ya da Kafkas kökenli eylemci kullanabilir. IŞİD'in yayınları irdelendiğinde Türkiye-İsrail-Türkiye üçgeninde yeni bir korku çemberini harekete geçirmek istediği söylenebilir... Özellikle Rusya, Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye arasında meydana gelebilecek böylesi bir korku planı için tarafların yüzleşmeye hazır olup olmadıkları tartışmalıdır. Haliyle IŞİD ve arkasındaki küresel güç alanı Suriye'nin kuzeyinde kabul edilebilir bir uzlaşma ihtimaline saldırmayı sürdürecektir.Üçüncüsü IŞİD'in yayın organı Konstantiniyye dergisi üst üste üç sayısında İsrail'in Türkiye'nin topraklarının bir bölümünü içine alacak yeni bir devlet kurmak istediğini iddia etmekte ve bu sürecin içerisinde öyle ya da böyle yer alan tüm devletlere karşı savaş ilan etmektedir. Gerçi "IŞİD'in arkasında İsrail'in olduğu" iddiası bir arada değerlendirilirse mesele daha da karmaşıklaşacaktır. Dolayısyla IŞİD'in bu eyleminin Türkiye'nin İsrail ile yakınlaşması veya bölgede Türkiye'ye yönelik yeni bir dayatmayla ilişkilendirilmesi de mümkündür. Saldırının örgütün hilafet ilan edişinin ikinci yılına tekabül eden 29 Haziran tarihinde gerçekleşmesi daha yüksek bir ihtimal olarak gözükmektedir. Zira İsrail ile varılan anlaşmanın ardından 3 gün içinde bu saldırının planlanması ve gerçekleştirilmesi terör uzmanlarınca düşük bir ihtimal olarak değerlendiriliyor.Kaynak: IŞİD'in yeni korku çemberi - Kürşad ZORLU