Temmuz 05, 2016 11:35 Europe/Istanbul

Prof. Dr. Ünal Emiroğlu, Yeni Mesaj gazetesinde, “Terör meydanlarda ya Devlet!?” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin sembol hava meydanı olan ATATÜRK Havalimanı teröristler tarafından basıldı. Bu satırların yazıldığı saatlerde resmî açıklamalar 36 ölü, 147 yaralı olduğu yönündeydi.” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Son sekiz ayda yaşadığımız 9. katliam; sorumlusu kim? Tabii ki, AKP hükümeti. Milli istihbaratından, iç ve dış politikasına kadar ülke yönetimi bu kadroda değil mi? Ancak AKP tayfası ve reisi kabahati başkalarında aramakla meşgul.

Yabancı haber ajansları hava alanı baskınını IŞİD’in üstlendiğini bildiriyor. IŞİD için “öfkeli bir grup genç” demişti Recep Tayyip. Hala yanılgılarına devamla El Nusra için “terörist değil” derken bu grubun El Kaide’nin bir kolu olduğu ve pek çok mensubunun IŞİD’e katıldığı gerçeğini göremiyor, ya da görmezden geliyor.

Siyasal iktidar, aymazlığı ve beceriksizliğiyle Türkiye’nin terörle imtihanında başarılı olamamıştır. Aymazlığın ve aldırmazlığın boyutuna bakın ki, onlarca kişinin öldüğü yüzü aşkın yaralının olduğu katliam gecesi AKP, TBMM’de yargıyı ele geçirme kalkışmasını sürdürüyordu. Bu milleti salak yerine koyuyorsunuz, hiç olmazsa ele güne karşı bi ara verseydiniz, ne olurdu?

Bu arkadaşlar ülke menfaatini bir kenara koyup rantın her türlüsünü kovalarken, yıkıcı ve bölücü unsurlar da meydanı boş bulmuşlardır.

Yıkıcı unsurların amacı mevcut anayasal düzenin yıkılması, değiştirilmesi, ülke bütünlüğünün parçalanması ya da tamamen ortadan kaldırılması için her türlü eylem ve örgütlenmeyi gerçekleştirmektir.

IŞİD mezhep savaşıyla; PKK ırkçı, etnik politika ve eylemleriyle Türkiye Cumhuriyetini parçalamak ve kendi devletlerini kurma hedefine yoğunlaşmışlardır.

Tayyip Erdoğan riyasetindeki siyasal iktidar “Yeni Türkiye” sloganıyla rejim değişikliği, anayasa değişikliği, üniter devleti sonlandıracak başkanlık(!)  sistemini topluma giydirmeye çabalarken, bölücü ve yıkıcı unsurların ve arkalarındaki dış güçlerin ekmeğine yağ sürmekte olduğunun farkında mıdır acaba!

Ülkemizin insanlık harabesine dönmemesi için, bağımsızlığı kaybetmemek için toplum olabilme özelliğimizi göstermenin tam zamanıdır.

“Ba’de harabü’l-Basra” olmadan, iş işten geçmeden, Türkiye Kongo’laşmadan toparlanmamız gerekmektedir.

Cumhuriyetten intikam alırcasına her şeyi ama her şeyi kendilerine yontan takımın “yıkım projesi”ni toplumsal muhalefet ve demokratik direnme hakkını kullanarak durdurmak, bu milletin boynunun borcudur. TBMM’deki ve dışındaki muhalefetin, tüm sivil toplum örgütlerinin yeniden “Kurtuluş Savaşı” verircesine bütünleşmesi acildir.

…***

Işıl Özgentürk, Cumhuriyet gazetesinde, “IŞİD’in işi bu: Yok etmek!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Her kazançtan paylarını isteyecekler. Şimdi Ruslar gelmedi diye yakınan turizmciler, o muhteşem otelleriniz, elinizde kalır mı sandınız? Çok iyi niyetlisiniz, IŞİD bir şeriat devleti, öfkeli üç beş gencin kurduğu bir örgüt diyerek küçümsemeyin. Parası var, dünyanın bütün istihbarat örgütlerinden ona bilgi yağıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor: 

…***Ey kendini çok başarılı görenler, sadece yalakalık ve taşra kurnazlığıyla iş tutanlar sanıyor musunuz, IŞİD geldiğinde sizin yağlı, ballı, rüşvetli hayatınız devam edecek. Etmeyecek! Çünkü iki yıl önce, “İstanbul bizimdir!” diye fetva veren IŞİD militanları, elinizdeki balları, yağları kendileriyle paylaşmanızı isteyecekler. Onlar rüşvetle, türlü dalaverelerle topraklarını ellerinden aldığınız köylülere, tuvalete bile gitmelerine izin vermediğiniz işçilere, özgürlük ve kendi gelecekleri için mücadele eden coşkulu gençlere benzemiyorlar. Onların elinde son derece öldürücü silahlar, roketatarlar ve cennet yoluna genç yaşta ölmeyi hedef belirlemiş masum gençler var! Ne TOMA işler onlara ne de Akrepleriniz!

Her kazançtan paylarını isteyecekler. Şimdi Ruslar gelmedi diye yakınan turizmciler, o muhteşem otelleriniz, elinizde kalır mı sandınız? Çok iyi niyetlisiniz, IŞİD bir şeriat devleti, öfkeli üç beş gencin kurduğu bir örgüt diyerek küçümsemeyin. Parası var, dünyanın bütün istihbarat örgütlerinden ona bilgi yağıyor. Ve baş keserek şeriatın yolunda ilerliyorlar. Onların cıbıldak turistlere izin vereceğini mi sandınız? Ya da otellerde su gibi içilen içkinin köküne kibrit suyu ekmeyeceklerini mi? Ayrıca böyle bir yere Suudi ve İranlı turistler de gelmez. Kalıverirsiniz, otelleriniz ya karargâh olur ya da dinamitle patlatılır. Size olmayacak gibi mi geldi? Adamlar dünyanın kültür mirası çölün kraliçesi Palmira kentini bombaladılar. Haberiniz yok mu? Tabii sadece dünyayı kendinizden ibaret sanmanın bir bedeli bu. Hâlâ anlamadınız, IŞİD bölgeyi yeniden dizayn eden emperyalistlerin besleyip büyüttüğü bir bela. Bu belanın beslenmesi için biz de az çaba göstermedik. Silah verdik, militanlarını ülkemizde tedavi ettik, onların geleceği olmayan genç insanları ele geçirmesine, birer canlı bomba yapmasına güle oynaya izin verdik. Şimdi en çok bizim başımızı ağrıtacak, en çok bize saldıracak!

Yoksul insanların gözünün içine baka baka muhteşem iftar sofraları düzenliyorsunuz? Öyle mi, tarayın hepsini! Anaokullarında kızlarınıza gelinlik giydirip düğün törenlerini mi yapıyorsunuz, o kızların hepsini getirin, madem aileleri izin veriyor o yaşta evlenme töreni yapmalarına, öyleyse her IŞİD militanına bir küçük kız verile! İtiraz mı ediyorsunuz? Siz şeriatı ne sandınız? Ayrıca kadınların çalışması yasak! Tıpkı Afganistan’da olduğu gibi. Ne yapalım, çocuklar da açlıklarından ölebilir!

Vay vay vay, bu Türkiye bir cennet! O kadar çok ören yeri, o kadar çok kıymetli müzesi var ki, bu kıymetli eserleri Batılı taliplerine satarak IŞİD’in on yıllık bütçesini doğrultabiliriz, tıpkı Bağdat müzesini talan ettiğimiz gibi. Ey yalakalar ne gazeteler kalacak ne de çıkıp ahkâm kestiğiniz televizyon kanalları. IŞİD’in doyurulması gereken kendi militanları, sizden daha çok dünyayı izleyen ve strateji bilen uzmanları var! Sizin küçük taşralı nutuklarınıza ihtiyaçları yok! Büyük patronlar mı onlar hemen IŞİD’in emrine geçerler. Çünkü Cumhuriyet kurulduğundan beri tüm iktidarların onları beslediği gibi IŞİD’in de besleyeceğini bilirler. Çünkü şeriat devleti, patronsuz olmaz. Din ve iktidar birliğini her yerde her düzende birlikte yürütmüşlerdir. Alışkanlıkları budur. Yaşama nedenleri de! Aldınız mı ağzınızın payını!

…***

Arslan Bulut, Yeni Çağ gazetesinde, “Erdoğan'ın elini sokan akrep!” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Tayyip Erdoğan, kendisine verilen devlet bilgilerine dayanarak konuşuyor. Bu bakımdan, canlı bombaları Türkiye'ye gönderenlerden bahsediyor! Sözlerin tamamına bakarsanız, canlı bombaları gönderenlerin, "devletler" olduğu kabulü ortaya çıkıyor!Kaynak: Erdoğan'ın elini sokan akrep!” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Tayyip Erdoğan, "Terör eninde sonunda dönüp kendini tutan eli sokan bir akrep gibidir çünkü karakteri budur, cibilliyeti budur. Bugün bizim ülkemizde patlayan bombalar, yarın mutlaka onları ülkemize gönderenlerin ellerinde de infilak edecektir. Biz hiçbir ayrıma tabi tutmaksızın, terörü, terör örgütlerini, teröristleri topyekûn reddeden bir ülkeyiz. Aynı onurlu tavrı diğer devletlerden de bekliyoruz" dedi.Tayyip Erdoğan, kendisine verilen devlet bilgilerine dayanarak konuşuyor. Bu bakımdan, canlı bombaları Türkiye'ye gönderenlerden bahsediyor! Sözlerin tamamına bakarsanız, canlı bombaları gönderenlerin, "devletler" olduğu kabulü ortaya çıkıyor!İşte biz de yıllardır diyoruz ki, "Terör eylemleri, devletlerin istihbarat örgütlerinin yönlendirmesiyle ve desteğiyle yapılır. Bu bakımdan, Türkiye'ye yönelik eylemler terör görünümlü bir savaştır!"Tabii, Türkiye'nin de Suriye'deki silâhlı muhalefeti, meselâ El Nusra'yı, Özgür Suriye Ordusu'nu desteklediğini hatırlamak gerekir. Tayyip Erdoğan, o zaman "muhaliflere lojistik destek veriyoruz" diyordu! İşte o desteklediği gruplardan dönüşen IŞİD, akrep gibi kendini tutan eli sokmaktadır.Mümtaz'er Türköne ise "Yeni bir Erdoğan doğuyor" başlıklı yazısında, "Herkes bildiği-tanıdığı Erdoğan'ı unutsun. Karşımızda yeni, hatta yepyeni bir Erdoğan var" diye yazdı.Türköne, özetle "Hakkı teslim edelim: İktidar teorisyenlerinin 'Erdoğan'a diz çöktürmek istiyorlar' tezi bir ölçüde doğru çıktı. 'Bir ölçüde' diyorum, çünkü karşımızdaki tablo diz çökmenin, hatta teslimiyetin çok ötesinde; sadece Erdoğan değil, onun üzerinden Türkiye dönüştürülüyor. Kısa zaman zarfında Türkiye, bölgede geleneksel konumuna geri dönecek. Dünyaya kafa tutmak, birilerinin haklarını savunmak, bölge liderliği yapmak gibi iddiaları artık unutun.Şu soru zihninizi meşgul edebilir: Ondan kurtulmak varken neden hâlâ Erdoğan'da ısrar ediliyor?Bu sorunun ikili bir karşılığı var. Birincisi elbette Erdoğan'ın bu rolü kabul etmesi, ikincisi ise bu seçeneğin maliyetinin daha düşük, kazancının daha fazla olması..." diye yazdı.Türköne, başkanlık sistemi ve yeni anayasanın artık imkânsız olduğunu da belirtti ama Erdoğan'ı dış politikayı değiştirmeye zorlayan gücün ne olduğu konusunda bir görüş belirtmedi.İngiltere'deki Chatham House'un Türkiye uzmanı Fadi Hakura ise "Türkiye'deki dış politika değişiklikleri neden istikrar getirmeyecek?" başlıklı yorumunda özetle şöyle dedi:"Tayyip Erdoğan, bölgesel güçlerle ve komşu ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi gereğinin aciliyetini anladı... Türkiye, komşularıyla düşmanlık veya soğukluk oluşturan ideoloji güdümlü dış politikadan vaz geçti ama Erdoğan, her zamankinden daha savunmasız görünüyor. Çünkü iç politikada çatışmacı siyasetle düşmanlıklar üretti. Türkiye'nin yönetim şeklini dönüştürmek ve kendi şahsi emellerine ulaşmak isterken medyayla, yargıyla savaştı, düşman kabul ettiği yargıçları emekli ediyor veya daha düşük görevlere gönderiyor. Türk devletinin laik karakterini daraltmak için adımlar attı. Kürt sorununu da çözemedi." Hayatta keskin dönüşler yapan, diyelim ki belli bir yaştan sonra tipini, dinini, ideolojisini değiştiren insanlar, sonuç olarak başarısızlığa mahkûmdur.