Temmuz 13, 2016 08:54 Europe/Istanbul

Kadri Gürsel, Cumhuriyet gazetesinde, “Erdoğan babamız olmak istiyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ben yıllardır boşuna yazıp söylemiyorum, “Erdoğan’ın iç politikası neyse dış politikası da odur, bu ikisinin arasında bir fark yoktur” diye... Hatta, “Erdoğan’ın iç politikası, dış politikasını rehin almıştır; dış politika, iç politika için yapılır hale gelmiştir” de diyorum. İşte, içi dışı birbirine geçmiş bir politikanın son örneği... Medyadan aktarıyorum. Kaynak hürriyet.com.tr. Başlık: “Erdoğan, Bulgar bakana sigarayı bıraktırdı”. Olay, 9 Temmuz’da NATO Zirvesi’nin yapıldığı Varşova’da geçiyor. Erdoğan, fuayede Bulgaristan Dışişleri Bakanı Daniel Mitov’u sigara içerken görmüş.”diyen yaar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***Haber şöyle: “Sigara içme kabinindeki Mitov’un yanına giden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bulgar bakana sigarayı bıraktırdı. Mitov da sigara paketini imzalayarak,Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verdi.” Erdoğan’ın kendi memleketinde sigara içerken gördüğü vatandaşlarına müdahale edip, ellerindeki sigaraya ve üzerlerindeki pakete el koyması yıllardır vaka-i adiyeden sayılır olmuştu.“Sigarayı bıraktım de bakayım” diye mübalağalı biçimde yüklendiği vatandaşa, adı, soyadı ve telefon numarasını el koyduğu paketin üzerine yazdırıp, konunun takipçisi olacağı hakkında her seferinde gözdağı verdiğini de görüyoruz. Bunun benzerini, yabancı bir ülkenin hükümet üyesine ilk kez doğrudan tatbik etmiş oluyor. Daha önce 2010’da Almanya Başbakanı Merkel’in hayretten fal taşı gibi açılmış gözlerinin önünde yapmıştı ama mekân İstanbul’du, mağduru da kendi vatandaşıydı... Şimdi, Bulgar Bakan Mitov’a yaptıklarından, Erdoğan’ın bu otoriter sigara karşıtlığına kendisini fena kaptırdığını anlıyoruz. Ülkesindeyken bulunduğu ortamda kimin elinde sigara görse müdahale ediyor ya... “İçeride şahin, dışarıda güvercin” demesinler diye midir nedir, uluslararası toplantılarda da böyle bakanların, başbakanların elindeki sigarayı toplamaya devam ederse, önüne bu Mitov gibi kibar insanlar çıkmayabilir her zaman ve sert kayaya toslayabilir. Bizden söylemesi... Her neyse, Erdoğan’ın nefret ettiği her şeyi yasaklama eğiliminde olduğunun farkındayız. Bu nefret, bir noktaya kadar mazur görülebilir.Lakin Erdoğan’ın sigara nefretinin, el koymak, imha etmek ve sigarayı bırakma sözü almak gibi reaksiyonlar şeklindeki tezahüründe ise toplum sağlığını koruma kaygısının ötesine geçen bir saik var. Erdoğan’ınki politik bir eylem. Sigarayı bıraktırma bahanesiyle, ceberut iktidarının üzerimize basarak yükselen sütunlarını tahkim ediyor. Erdoğan babamız olmak istiyor. “Ben sizin babanızım. Tabii ki babanızın yanında sigara içemezsiniz. Babalar çocuklarını içerken yakaladığında, elinden sigarayı alır” demiş oluyor. Erdoğan’ın bu totaliter ruh ve zihin dünyası, bizleri Türkiye Cumhuriyeti’nin özgür, eşit ve reşit vatandaşları olarak görmesine engeldir. İdealindeki koyu istibdat düzenine, biz çocuk olarak kalmaya devam ettikçe ya da çocuklaştıkça varacak. O da bunu bildiğinden kerli ferli insanlara çocuk muamelesi yapıyor.20 Nisan’da, 40’ıncı İktisatçılar Haftası’nın bir panelinde Bülent Somay’ın söyledikleri, Erdoğan’ın Türkiye’nin babası olma sevdası ile sigara eylemleri arasındaki rabıtayı kurmakta bana ilham kaynağı oldu. Somay, “baba figürünün istisnai durumlar tarafından üretildiğini” söylemiş ve Erdoğan’ın da baba olmak için içeride ve dışarıda savaş üreterek, istisnai durum yaratmaya çalıştığından bahsetmişti. Evet, Erdoğan “baba adayı”dır. Erdoğan’ın bir babaya dönüşmesini önlemenin tek yolu onun babalığını reddetmektir. Sigara sağlığa zararlı bir alışkanlıktır; kötü bir baba ise sigaradan daha da zararlıdır.

…***

Rahmi Turan, Sözcü gazetesinde, “Zengin ve yoksul!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Fakir milletten toplanan paraları Cumhurbaşkanı harcıyor, Başbakan harcıyor, Bakanlar harcıyor, TRT harcıyor… Krallar gibi mi, padişahlar gibi mi desek, öyle yaşıyorlar!Yiyen yiyene, harcayan harcayana…Saraylar, konforlu uçaklar, lüks otomobiller devlet parasıyla hep onlar için alınıyor.Temsil harcamaları da müthiş… Bakanlıklar 63 milyon liralık pasta ve çiçek almışlar!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ekonomi Bakanı Zeybekci 4 milyon 400 bin liralık temsil harcamasıyla en başta!Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 yıl tek başına, son 2 yıldır da Başbakan'la birlikte toplam 9 milyar 863 milyon lira harcamış! Muazzam bir servet!Sadece bu yılın ilk 5 ayında yapılan harcama miktarı 734 milyon lira!Bir vatandaş olarak merak etmemek mümkün mü?Nereye gidiyor bu paralar?Gerçi yasa gereği Cumhurbaşkanı bunu açıklamak zorunda değil ama anayasanın delik deşik edildiği ülkemizde bir defa da bu yasa delinse ne olur sanki?Vatandaş, fakir ülkenin zengin Cumhurbaşkanı'nın harcamalarını öğrenmiş olur!

…***

Murat Çabas, Yeni Mesaj gazetesinde, “Sahi biz niye NATO üyesiyiz?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye 64 yıldır NATO üyesi…Malum, NATO 4 Nisan 1949 yılında kuruldu. Batının kuyruğu olmayı ideal haline getiren o günün siyasileri Türkiye’yi hemen NATO’ya sokmak, haçlı ordusunda saf tutmak için kolları sıvadılar.Tabi NATO kabul etmedi, bunun için bir bedel ödenmesi gerekiyordu.Türkiye’nin bir samimiyet testinden geçmesi gerekiyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Türkiye, NATO’ya girebilmek uğruna, kendisiyle hiçbir alakası olmayan Kore Savaşı’na Eylül 1950’de müdahil oldu. Bu Türk milleti açısından gereksiz ve anlamsız savaş için Türkiye 5 binin üstünde asker gönderdi. Bu askerlerimizin 900’ünü kaybettik, 2 binden fazla askerimiz de yaralı olarak döndü.

Türkiye, haçlı batının samimiyet testinden can vererek geçmişti ve 1952 yılında NATO üyeliğine kabul edildi.

Aradan 64 yıl geçti; bu 64 yıl boyunca Türkiye, üyesi olduğu NATO’nun bir dediğini iki etmedi, üslerini NATO’ya açtı, NATO operasyonlarında merkez üs oldu, NATO uğruna dostluk ilişkileri kurabileceği birçok ülkeyi düşman haline getirdi, NATO’nun BOP kapsamında başta Afganistan, Irak, Libya olmak üzere İslam ülkelerinde yaptığı talana göz yumdu, NATO nereye asker istese hemen gönderdi…

Peki, ya NATO Türkiye için ne yaptı?

Adamlar Türkiye’yi koruyacağız diye Malatya Kürecik’e radar üssü kurdular; bu radardan, NATO üyesi olmayan İsrail istifade edebiliyor, ABD ile istihbarat paylaşımı sayesinde PKK istihbarat alabiliyor ama Türkiye istifade edemiyor.

Düşmanla bir olup dostu yok etmek işte bu… Sizin bu dünyada ve de ahirette yatacak yeriniz olur mu hiç? Başka bir yanlışa gerek var mı?Neyse biz günümüze dönelim. 

İşte bu NATO’nun geçtiğimiz hafta Varşova’da yapılan son zirvesinde 28 üyenin devlet yetkilileri, diplomatları bir araya geldi, ana gündem Rusya olmak üzere 2 gün süren toplantı yaptılar.

NATO üyesi olmayan Ukrayna’nın hassasiyetleri bile dikkate alınırken, hatta ön planda tutulurken, son 1 yılda binden fazla insanını teröre kurban veren Türkiye’nin hassasiyetleri gündem maddelerinin son sırasında bile yoktu.Üstelik bize hiçbir faydası olmayan NATO uğruna Rusya’ya karşı ön cephe konumuna itiliyoruz. Yani çıkabilecek bir savaşın cephesi konumundayız, topun ucundayız.

Yine NATO uğruna boğazlarda geçerli olan Montrö’yü NATO lehine Rusya aleyhine delme adına Kanal İstanbul’u devreye sokmanın hesabı içindeyiz. Yine topun ucundayız.O halde bu kadar gerçeğin ışığında şu soruyu sorma ihtiyacı hissediyoruz?

“Biz niye NATO üyesiyiz?”Şimdi de komşumuz olan İslam ülkelerini Irak ve Suriye’yi Büyük İsrail adına işgal etsin, talan etsin diye bir haçlı ittifakı olan NATO’yu topraklarımıza davet ediyoruz.Bir Müslüman’ı öldürmenin hükmü belliyken, tüm Müslümanları yok etme hedefi olan bir haçlı ittifakına davetiye çıkarmanın hükmü nedir sizce? Böyle bir NATO işgalinin Müslüman Türk milletine bir faydası var mı? Nasıl olsun ki.Bırakın faydasını, bir sonraki işgal listesinde Türkiye var. Yani siyasilerimiz kendi celladına davetiye çıkartıyor.

Son sözü Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’a bırakalım: “Türkiye’nin komşuları ile hukukunda NATO’ya değil, NATO’suz milli projelere ihtiyacı vardır.”