Temmuz 16, 2016 09:56 Europe/Istanbul

Ali Bayramoğlu Yenişafak gazetesinde, “Darbelerin tarihe gömüldüğü gece”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Dün gece yaşanabilecek en utanç verici durumla yüz yüze geldik. Bir askeri darbe girişimi yaşadık.Bu karşın toplum, siyasi partiler ve basın adına en yüz ağartıcı gecelerden birisini yaşadık.Darbe girişimini cumhurbaşkanı ve siyasi iktidarın kararlı tutumuyla, muhalefet partilerinin sesini yükseltmesiyle, halkın sokağa inip tankların üzerine çıkmasıyla, komuta kademesinin kararlı tutumuyla savuşturduk.Her şerde bir hayır vardır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:

…***Yaşananlar Gülen cemaati tehlikesi ülke ve dünya kamuoyu önünde tüm şeffaflığıyla ortaya çıkarmıştır. Cemaatin darbe ve devleti ele geçirme eylemleri ve niyetini hafife alan kimi “muhalifler"in yüzüne bir tokat gibi nakşolmuştur.Dün gece çatışmalar yaşandı, hayatını kaybedenler oldu, TBMM'ne bomba atıldı.Ancak bilmek gerekir ki, halkın gösterdiği direnç, siyasi arenanın, siyasi iktidarın, basının dirayetli tutumu dün gece Türkiye'de darbeleri kelimenin gerçek anlamıyla tarihe gömmüştür.Dün geceyi aklımızda bir demokrasi gecesi olarak aklımızda kalsın. Demokrasinin değerini, demokrasi için birlik olmanın önemini çağrıştırsın

…***

Aziz Üstel, Star gazetesinde, “Türk milletinden ayaklananlara tokat!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Kişisel çıkarlar uğruna, bir kişinin ihtirasları adına ve de TÜRKİYE’yi büyük devletlere bir kez daha peşkeş çekmek amacıyla vatan evlatlarının ellerine bu milletin paralarıyla alınmış silahları tutuşturup bir darbe müsameresi sergileyenleri, halk ezdi dün gece. Başta Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ve kimi bakanların açıklamaları ve davetiyle sokağa çıkan milyonlar demokrasiye sahip çıktı. Türkiye genelinde milyonlar demokrasiden vaz geçilmeyeceğini dosta da düşmana da ilan etti!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Emir komuta zinciri içinde gerçekleştirilmeyen, MSB Bakanı Fikri Işık’ın deyimiyle “paralelci bir cuntanın”  can havliyle gerçekleştirmeye çalıştığı bir kalkışma yaşadık hep birlikte. Önce şaşkınlık, ardından tedirginlik, hatta kimimizde korku, ve yavaş yavaş öfke sardı bütün ülkeyi. Herkes sakinleşti ve şunu söyledi: “NE 12 EYLÜL 1980, NE 12 MART 1971 NE DE 27 MAYIS 1960... BUGÜN 16 TEMMUZ 2016. TÜRKİYE DEMOKRATTIR VE DEMMOKRAT KALACAKTIR!”  

İstanbul Vatan Caddesi’nde yedi tank yolu kesmişti. Derken binlerce vatandaş ellerinde bayraklarla gelince altı tank manevra yapıp yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı. Türkiye vatandaşları tankların üzerine çıktı, asker silahını bıraktı ve tanklar uzaklaşmaya başladı...

Bu olay alelacele, Pensilvanya’ya bağlı kimi subayların sadece Ankara ve İstanbul’da gerçekleştirmeye çalıştığı, milletin huzurunu kaçırmanın ötesinde hiç bir anlamı ve de işlevi olmayan bir ayaklanma tezgahlamışlardı. Sonunda Birinci Ordu Komutanı son noktayı koydu ve “bu ayaklanma birinci ordu içinde küçük bir grup tarafından gerçekleştirmek istenmiştir. Gerekenler yapılmaktadır..”

Bu arada çok ciddi olduğu varsayılan BBC’nin Türkiye’de darbe olduğunu ve yeni kurulacak hükümetin ilk iş olarak yeni bir anayasa hazırlayacağını açıklaması da salt akıllara ziyan değil aynı zamanda haberciliğin nasıl ayaklara düştüğünün niteliksizliğin tavan yaptığının da bir göstergesidir!

Ve TBMM Başkanı İsmail Kahraman, milletvekilleriyle birlikte TBMM’ye geldi. TBMM bir kez daha DEMOKRASİ diye haykırdı!!

Uzun lafın kısası bir bela daha defedilmiştir. Ancak bu kanser hücresi tam anlamıyla temizlenmeden, neşter vurulmadan Türk milleti derin bir oh çekmeyecektir!

…***

Emre Konger, Cumhuriyet gazetesinde, “Yüksek yargı yüksek yargıçları yargılarken”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Neredeyse 100 yıllık uğraşla erişilen uygarlık aşamasını, devletin temeli olan yargıyı ne hale getirdiler! Yıllarca okuyorsun, hukuk öğreniyorsun... Yıllarca savcı ve yargıç olarak çalışıyorsun, insanların canları malları hakkında hayati kararlar veriyor, yazgılarını etkiliyorsun... Sonunda Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüce makamına seçiliyorsun... Görevin adalet dağıtmak” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Hem devleti hem de devlet karşısında vatandaşı korumak birbiriyle çelişen değil, birbirini tamamlayan görevler.

Yargı zaten iktidarın emrine verildiydi; şimdi Yüksek Yargı iyice yok ediliyor!

Gerisini değerli gazeteci Alican Uludağ’ın kaleminden okuyalım: “

‘Bir Grup Yargıtay Üyesi’ hazırladıkları ortak bildiri ile tasarıya itiraz etti.

‘Üyelerin görevlerine ancak, işlemiş oldukları bir suç nedeniyle yetkili organlarca alınan kararla son verilebilir. Haklarında herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmaksızın ‘kanunla’ üyelerin görevlerine son verilmesi, anayasanın ‘hukuk devleti’ ve ‘güçler ayrılığı’ ilkesine açıkça aykırıdır. Bu mahkemeleri tamamen yürütme organına bağlı ve uyumlu üyelerden oluşturma ve yargıyı fiili olarak yürütme organına bağımlı hale getirme amacı taşımaktadır. Tasarının anılan hükümleri endişe vericidir.’ ”

“Bir Yargıtay üyesi, hükümete şu eleştirileri yaptı:

‘Cemaate karşı Yargıda Birlik Platformu’nu beraber kurduk. Ancak hükümet, şimdi tek başına yola devam etmek istiyor. Bu Yargıda Birlik’e zarar verir ve sadece yüksek yargıda değil, tüm yargıyı etkiler.’

Öykünün gerisini de yine Alican Uludağ’ın haberlerinden öğreniyoruz:

2 Danıştay, 18 Yargıtay üyesi, Yargıtay önünde açıklama yaparak düzenlemenin geri çekilmesini istedi.

Buna tepki olarak Yargıtay ve Danıştay Başkanlık Kurulları olağanüstü toplanarak bu eylemi “Üyeliğin vakar ve onuruna dokunan, kişisel haysiyet ve itibarını kıran veya görev icaplarına uymayan davranış” olarak nitelendirdi ve söz konusu üyeler hakkında inceleme başlatılmasına karar verdi.

Oysa bence bu üyeler, Başkanlık Kurullarının iddiaların tam tersine “Üyeliğin vakar ve itibarını, kişisel haysiyet ve itibarını koruyan bir tutumla, görev icaplarına uygun olarak davranmışlardı.”

Hukuk ve adalet öyle kavramlardır ki, insanlık tarihiyle birlikte var olmuşlar ve sürekli irdelenmişlerdir.

Evrensel hukuk, tarih ve vicdanlar, bu açıklamayı yapan Yüksek Yargıçların mı, yoksa onları suçlayarak haklarında soruşturma açan Başkanlık Kurullarının mı haklı olduğunu mutlaka kesin olarak saptayacaktır.

Ben kendi hesabıma, Başkanlık Kurullarının değil, açıklama yapan Yüksek Yargıçların haklı olduklarını düşünüyorum.

…***

Cevher İlhan, Yeniasya gazetesinde, ““Terörle mücadelede başarı” söylemi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Başbakan’la İçişleri Bakanı’nın, “terörle mücadelede başarı” söylemlerinin halka karşı birer propaganda ve algı operasyonundan ibâret olduğu devletin resmî belgeleriyle ortaya konuluyor.Evvelâ İçişleri Bakanlığı’nın 8 Temmuz’da açıklanan verilerine göre, 12 yerleşim biriminde 3 bin 630 çukur, barikat kaldırıldığı, 6 bin 187 bomba düzeneği imha edildiği, bin 67’si uzun namlulu ve ağır 2 bin 102 silâhla 33 bin 546 kilogram patlayıcının ele geçirildiği bilgisi bunun ikrarı. Keza Bakanlığın, güvenlik güçlerinin örgütün finansman kaynaklarına yönelik operasyonlarda, şimdiye kadar piyasa değeri 2,7 milyarı bulan esrar ele geçirildi; yerleşim merkezlerinin silâh ve patlayıcılarla doldurduğunun ve şehirleri cephâneliğe çevirdiğinin itirafı oluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ne var ki, Diyarbakır’dan Ankara ve İstanbul’a yüzlerce vatandaşın canlı bomba ve bomba yüklü araçlarla katledildiği dönemin 61., 62., 64. ve 65. AKP hükûmetleri İçişleri Bakanı, bir tecâhül-ü âriflikle her fırsatta “son derece başarılı bir terörle mücadele verildiği”nden bahsediyor.

Ve şu garabete bakınız ki, 45 kişinin öldürüldüğü, 250’ye varan yaralının verildiği İstanbul Havalanı kanlı saldırısından sonra bütün dünyada teröre tepkilerin geldiği günde, siyasî iktidar Meclis’te apar topar “yüksek yargıyı sıfırlama yasası” peşinde koştu.

Diğer yandan, özellikle bombalı araçlarla yapılan saldırılarda onlarca ton patlayıcı kullanılmış. 26 Temmuz 2015’te 300 kilogram patlayıcı kullanılan ve üç kişinin vefat ettiği Lice saldırısından, 2 Ağustos 2015’te 1 ton patlayıcıyla Ağrı Doğubayazıt patlamasına ve 8 Eylül 2015’te 2 top patlayıcı kullanılarak 13 insanımızın katledildiği Iğdır bombalamasında 1 ton patlayıcı ele geçirilmemiş.

Ayrıca, 13 köylünün öldürüldüğü 12 Mayıs 2016 Diyarbakır Dürümlü patlamasında 15 ton, 4 kişinin öldüğü 18 Mayıs 2016 Hakkâri Şemdinli saldırısıyla üç insanımızın katledildiği 25 Mayıs 2016 Mardin Midyat saldırısında 1’er ton, 11 vatandaşın can verdiği 7 Haziran 2016 İstanbul Vezneciler terör saldırısında 400 kg., 6 vatandaşın öldürüldüğü 8 Haziran 2016 Mardin Midyat bombalamasında 500 kg. patlayıcının patlatılmasına mani olunamamış…

Özetle, son 11 ayda bomba yüklü araçlarla şehirlerde yaptığı saldırılarda 51 ton bomba kullanılmış; ancak ilgili bakanlar ve siyasetçilerin istifa etmeleri bir yana, hâlâ kendilerinden ve “iktidara ilişik medya”dan menkul çarpıtmalarla “başarılı” buluyorlar.

Yanlış istihbarat sonucu 28 Aralık 2011’deki Uludere’de 43 vatandaşın savaş uçaklarınca katledildiği bombalamadan, 300 kilogram patlayıcının binlerce kilometre taşındıktan sonra Ankara’da patlatıldığı Ankara Kızılay bomba yüklü araç saldırısına kadar görevde bulunduğu sürede istihbarat zafiyeti ve yetersizliğiyle 240’tan fazla terör saldırısında onlarca ton bomba ve patlayıcı taşınıp infilâk ettirilmiş.

Ve bütün bu patlamaların istihbaratını veremeyen ya da eksik veren, “Cumhurbaşkanı’nın ‘sır küpüm” dediği MİT Müsteşarı ve diğer sorumlulardan hiçbiri görevinden ayrılmış ya da alınmış değil.

Hülâsa, son bir senede binden fazla güvenlik görevlisi ile vatandaşın katledildiği vartada, hükûmet-iktidar partisi sözcüleri yüksünmeden “terörle mücadelede başarı”dan dem vuruyor.