Türkiye'den köşe yazarları
Çiğdem Toker, Cumhuriyet gazetesinde, “Bombalanmış bir Meclis”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Sadece darbe girişiminin cüreti nedeniyle değil. O gece, gözle tanık olduklarımız bakımından da dehşet vericiydi. Savaş uçaklarının saatler süren uçuşunu, alçalıp dalışlarını, TBMM’yi üst üste bombalayışlarını, kulakları tıkayarak yakın mesafeden izledik. İşgal yıllarında bile yaşanmayan yaşanmış, TBMM bombalanmıştı.Türk savaş uçaklarını kullanan Türk askerleri tarafından hem de.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Dumanları gece yarısı karanlığında bile görülebilen şiddetteki bombardımanın içerideki izleri? Sorunun yanıtı için çeyrek asrın üzerinde bir zamandır, salonlarında koridorlarında haber izlediğimiz Meclis’in yolunu tuttuk. Gece bir tankın üzerinden geçerek dümdüz ezdiği iki araç yolumuzun üzerindeydi. TBMM’nin Güvenlik Caddesi kapısında iki mavi servis otobüsü yan yana çekili duruyor. Tıpkı Çankaya Kapısı’ndaki gibi bariyer işlevi görsün diye. Girerken “parlamento muhabiri” kartı yetmedi. Görevliler eşleştirme için bir de nüfus cüzdanı istedi. Yürüyerek ulaştığımız kampus bahçesinde hissedilir bir ağırlık. Olağanüstü gecenin sabahında, hasır koltuk ve masalarda milletvekilleri kısık seslerle, gruplar halinde sohbet ediyor. Az ilerde Yalçın Akdoğan, Mahir Ünlü, Yasin Aktay’ın yer aldığı bir grup.
Eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in yanında ATO Başkanı Salih Bezci. Çiçek, Gölbaşı’ndaki lojmanlarda otururken Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga’nın eşinin, kendi eşini aradığını ve “Fahri’yi götürdüler” diye ağladığını aktarıyor. “Bakın” diyor Çiçek: “Dün gece buraya gelen hiç kimse bir çağrıyla değil, kendiliğinden geldi.” Grup başkanvekillerinin bir araya gelip ortak bir bildiriye imza atmasını çok başarılı bir sınav verme olarak görüyor: “Farklılıklarımız husumete dönüşmemeli. Bu gece gösterdiğimiz onurlu duruşu iktidarıyla muhalefetiyle, bir yıl götürsek, çok şeyi çözeriz. Bu duruş konjonktürel olmamalıdır”.
Çiçek’le sohbetin ardından “iktidar kulisi” olarak bilinen bölümün kapısından girerek Genel Kurul salonuna açılan büyük fuaye alanına varıyoruz. İki bahçeye açılan geniş kapı ve pencereler paramparça. Cam kırıkları ikinci bir zemin yüzeyi oluşturmuş. Ancak inşaat şantiyelerinde duyulan sesler. Havada yoğun bir moloz kokusu Onlarca işçi, ellerinde aletler, çabuk hareketlerle bombardımanın izlerini temizliyor. Yüksek tavandan sarkan antika avize tehlikeli biçimde sallanıyor. İki üniteyi birbirine bağlayan geçiş köprüsü, çok şiddetli bir depremden çıkmışcasına harabeye dönmüş. Başbakanlık katı tanınmaz halde. Ortadoğu’daki savaş manzaralarını hatırlatıyor. Sanki havadan işaretlenerek vuruldugu izlenimi bırakıyor. CHP Grup katında her nokta cam kırıklarıyla dolu. Kapılar dışarı fırlamış. Özel, her bombada yerlerinden zıpladıklarını söylüyor.
Genel Kurul salonunun hemen altındaki sığınak pek çok vekil için bir “ilk” olmuş. “Yerini bile bilmiyorduk. Herkes bir yana doğru koşturuyordu” diye anlatıyor CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel o dakikaları. İkinci bombardıman çok büyük olunca inilmiş sığınağa. O güne dek kimsenin inmediği sığınağın yerini Mehmet Bekaroğlu bulmuş. Basık ve oturacak yer sayısının çok az olduğu, Çiçek’in deyimiyle “kırık dökük yerler.” Özel, “Bırakın acil durum çantasını bir yara bantı bile yoktu. Ama bunda sorumluluk hepimizin” diyor.
Ortak bildiri sığınakta hazırlanmış. Başkan İsmali Kahraman, grup başkanvekilleri bir araya gelip cümle cümle konuşup uzlaşmışlar.
Yerden demir çubukların beton parçalarının fırladığı zeminde yürürken Eren Erdem’le karşılaşıyoruz. Saldırının darbe girişiminden çok bir “intihar saldırısı” olduğunu söylüyor. Yanı sıra, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a değil demokrasiye ve Cumhuriyete dönük bir saldırı olduğunu. Bekaroğlu, ilk saldırıdan sonra yaralanan polislerin yaralarını, milletvekillerinin buldukları bez parçalarıyla sardığını anlatıyor. Bombalanmış bir Meclis ne kadar şoke edicisiyle, farklı partilerin yaralarını sarma konusundaki ortak çabası o kadar “düzeltici” bir duygu bırakıyor. Bu havanın ömrü ve derinliğinin ne olacağı ise demokratik siyasetin temel sorusu olarak havada asılı duruyor
…***
Abdulkadir Selvi, Hürriyet gazetesinde, “Darbe gecesinin kader anları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“DEMOKRASİ tarihine kara leke olarak geçen 15 Temmuz gecesini patlama seslerinin arasında yayın yaptığımız Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilciliği'nin olduğu binada geçirdim. Gün bitti, darbeciler kaybetti ama gelişmeler bitmedi. İstanbul’dan askeri hareketlilik haberini aldığımda ilk yaptığım Genelkurmay’ın ışıklarının yanıp yanmadığını kontrol etmek oldu. GENELKURMAY’A ULAŞAMADIM Ama ne yaptımsa Genelkurmay’a ulaşamadım. Genelkurmay’ın önündeki tankları, sokağı kesmeye çalışan polisleri görüp gazeteye döndüm. Uçaklar büyük bir gürültü çıkararak uçuyor, atılan bombaların sesi kulaklarımızı tırmalıyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
CNN Türk Ankara Temsilcisi Hande Fırat’la birlikte canlı yayına girdik. Hande, sürecin en kritik anında Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bağlantıyı gerçekleştirdi. Erdoğan darbecilere meydan okudu, halkı demokrasiye sahip çıkmaya çağırdı. Erdoğan’ın çağrısı üzerine millet sokağa çıktı. O sırada milletvekilleri darbeye karşı direnmek üzere Meclis’te toplanmaya başladı. Genelkurmay’a ulaşıp darbe girişiminin emirkomuta zinciri içinde olup olmadığını tespit etmeye çalışıyordum. Her zaman görüştüğüm telefon numaraları çalıyor ama bir türlü yanıt verilmiyordu. Zaman ilerledikçe Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar ile Kara ve Hava Kuvvetleri Komutanı ve Jandarma Genel Komutanı’nın darbecilerin elinde olduğu haberi geldi. Demokrasi adına kara bir gündü. KOMUTAN: SİZE BAĞLIYIM Darbenin kaderini belirleyen görüşme ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, Marmaris’ten hareket etmeden önce gerçekleşti. 1. Ordu Komutanı Org. Ümit Dündar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayıp “Sayın Cumhurbaşkanım siz meşru Cumhurbaşkanısınız. Size bağlıyım. Ankara’ya gitmeyin. İstanbul’a gelin, ben sizin güvenliğinizi sağlarım” dedi. Org. Dündar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan hızlı hareket etmesini istemişti. Erdoğan, hareket ettikten 62 dakika sonra darbeciler Cumhurbaşkanı’nın kaldığı oteli bastı. Başbakan Binali Yıldırım’ın, Genelkurmay Başkanı ve bakanlarla birlikte yaptığı açıklamayı izlemek üzere Çankaya Köşkü’ndeydim. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın sakalları uzamıştı. “Sabaha kadar çatıştık” dedi. “Sistematik şey bitti, şimdi nokta atış var” diye konuştu. Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar, darbecilerin elinden kurtarılıp Çankaya Köşkü’ne getirilmişti. Açıklama sırasında renk vermemeye çalışsa da Hulusi Paşa’nın üzüntüsü yüzünden okunuyordu. Darbeciler tarafından derdest edilen Jandarma Genel Komutanı Org. Galip Mendi de darbecilerin elinden kurtarılmıştı. Galip Mendi, sivil bir giysi içinde geldi Çankaya Köşkü’ne. Gün aydınlandı. Karanlık darbe girişiminin liderinin eski Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Akın Öztürk olduğu ortaya çıktı.
başarısız olduğunun ortaya çıkması üzerine Akın Öztürk, kaçmak amacıyla helikoptere binmeye çalışırken vurularak yaralandı. Muharrem Köse ani bir kararla görevinden alınmıştı. Köse, email hesabındaki hareketlilik ve olağanüstü telefon trafiğinden kuşkulanılarak görevinden alınmış. Keşke bu kuşkular sürekli olsa da darbenin planlandığı istihbaratı alınabilseydi. Başka bir bilgi ise darbenin 4 Mayıs Çarşamba günü olarak planlandığı ancak Muharrem Köse’nin Adli Müşavirlik’ten alınması üzerine 15 Temmuz’a ertelendiği yönünde.
…***
Mehmet Türker, Sözcü gazetesinde, “Demokrasi kazanırken!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Darbe teşebbüsü önlendi…Ne var ki darbeciler tarafından rehin alınan Türkiye Cumhuriyeti'nin Genelkurmay Başkanı, ancak öğle saatlerinde kurtarılabildi…Böylece olmayan demokrasi de kurtulmuş oldu…Kimden kurtulmuş oldu?..Bu iktidarın eski ortaklarından!..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“En kötü demokrasi bile askeri darbeden iyidir”“Demokrasi kazandı”“Milli irade”Bunlar güzel, klasik laflar…Peki bu duruma yol açan etken neydi?..Bu kadar insanın hayatını kaybetmesi kime fatura edilecek?..Ve asıl soru:Bu ülkeyi kim idare ediyor?..Bu ortamı hazırlayanlar kimler?..
“Fethullah Terör Örgütü” deyip geçemezsin!..Kim besleyip büyüttü bu canavarı?..17-25 Aralık'a kadar bunlarla can ciğer kuzu sarması olan bu iktidardı…Her şeyi al takke ver külah beraber yaptılar…Fethullahçılar Emniyet'e girdi…Yargıya girdi…Mülki idareye girdi…Ve anlıyoruz ki Türk Silahlı Kuvvetleri'ne de girmişler, hatta komuta kademesinde yer almışlar…Bütün bunlar olurken ülkeyi idare eden AKP iktidarı neredeymiş?..Dün açıklama yapan Binali Yıldırım “çete” diyor…Çete, ama sarmaş dolaştınız!..