Temmuz 18, 2016 09:34 Europe/Istanbul

Aydın Engin, Cumhuriyet gazetesinde, “Darbeye karşılar, ya demokrasiye?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Erdoğan’ın sokağa çağırdığı, kent sokaklarında tekbirler eşliğinde gövde gösterisi yapan, ellerine geçirdikleri gencecik erleri vahşice kırbaçlayan, tekmeleyen, linç etmeye çabalayan kalabalıklardan söz ediyorum. Meslek gereği sokaklarda da dolaşmak, gözlemek, gözlemlemek zorundayız. Siz de aynı fırsatı bulursanız bu ürkütücü kalabalıkların nerelere, nelere yönelebileceğini kolayca sezersiniz. İlk gece darbeyi önleyecek bir kitlesel tepki oluşturmak amacıyla “Sokaklara çıkın, havalimanlarına gidin, kent meydanlarında toplanın” çağrısı yapan Tayyip Erdoğan’ı anlamak mümkün. Ancak bu yandaş kitlelerini sürekli sokakta tutmuk için çağrı üstüne çağrı yapan Tayyip Erdoğan’a hak vermek herhalde mümkün değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Darbe gecesinden bu yana kent sokak ve meydanlarında tanık olduğumuz gövde gösterilerinde darbelere karşı demokrasiyi savunan “yurttaş”lar değil, tekbirler getirerek, AKP’nin, hatta AKP’nin bile değil sadece Tayyip Erdoğan’ın tek adam diktatörlüğüne dörtnala gitmekte olan iktidarını savunan bir siyasal tercih tartışma götürmez bir açıklıkla kendini gösteriyor. Dikkatli bir göz kolayca fark eder. Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, bakanların, Diyanet İşleri Başkanı’nın çağrısı üstüne sokaklara koşan, meydanlarda toplananlar milyonluk bir kitle değil, sayıları ancak binlerle ölçülen kalabalıklar. Onları “AKP seçmeni” olarak değil “Cihatçı özlemler besleyen AKP militanları” olarak tanımlamak daha doğru. 

Bir askeri darbeye karşı çıkmak ertelenemez, savsaklanamaz, sessiz kalınamaz bir“yurttaşlık ödevi” ise, darbenin alternatifini otokrasive referanslarını derinden alan bir siyasal iktidarda bulanlara karşı demokrasinin bütün olanakları ile mücadele etmek de bir o kadar ertelenemez, savsaklanamaz, sessiz kalınamaz bir “yurttaşlık ödevi” olsa gerek. Hele kör bir şiddete sarılabilecekleri mümkün olan kalabalıkların kent sokak ve meydanlarında kol gezdiği şu günlerde...

…***

Murat Muratoğlu, Sözcü gazetesinde, “Ekonomi için bir bu eksikti!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Şöyle düşünün: Çalışıp yorulmuşsunuz, uykunuz var ve akşam saat 10 gibi yatıp uyuyorsunuz. Sabah 8'de kalkıp bir bakıyorsunuz ki, ülkede WhatsApp grubundan yönetilen başarısız bir darbe girişimi olmuş. Yaklaşık 200 ölü var. İnsanlar sokaklara dökülmüş kutlama yapıyor!“Nerede yaşıyorum ben?” diye sormaz mısınız?Ülke Güneydoğu'da fiilen savaş içerisinde. Terör her daim gündemde… Üstelik aynı İktidar 15 yıldır görevde… Ülkenin her kurumunun bütün kademelerini mevcut İktidar atamış! Mağdur yine o…”diyen yazar, yazısının dveamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Şimdi elin yabancısına anlatsanıza bu durumu… Bırakın parasını getirip yatırım yapacak olanı, üç günlüğüne gezmeye gelecek turiste anlatsanıza bu durumu… Hadi turistten de geçtim, gelsin diye üzerine 3 milyon Euro para verdiğin futbolcuya anlatsana…Neyse ki insanlar sokağa çıktı, darbeye karşı tepkilerini ortaya koydular da dünyada “halk demokrasiyi korudu” imajı hâkim oldu. Maalesef elimizde kalan tek pozitif imaj bu!

Peki, bu darbeciler ne umuyorlardı? Hadi ülkede yönetimi ele geçirdiler diyelim, nasıl yöneteceklerdi?Darbeyi bile 3 bin askerle yapmaya çalışıyorken, hangi kuruma kimi atayacaklardı? Belediye başkanlarını bile değiştirecek sayıya sahip değiller ama ülkeyi yönetecekler!Hadi onu da hallettiler, ekonomiyi ne edecekler? Yazmama gerek yok, zaten ekonomi olmazdı! Türk Lirası kiloyla alınıp satılır hale gelirdi.

Girişim başarısızlıkla sonuçlandı, ancak ülkede siyasi belirsizliğin yükselmesi nedeniyle Türkiye'yi zor günler bekliyor. Cin şişeden çıktı, para korktu bir kere… Piyasalarda kısa, orta ve uzun vadede baskı yaşanması kaçınılmaz.Yatırımcılar korkulu rüya görmektense gerekirse zarar eder Türkiye'yi terk etmeyi seçer. Belki bu panik halinde gerçekleşmez ancak yine de aylar içerisinde ödenecek fatura bu olacak.

Yabancılar bundan sonraki beklentilerini raporlarına yazmışlar. İktidarın her geçen gün daha otoriter ve baskın yönetim göstermesi, bu durumun iş ve yatırım algısına zarar vermesi satırlarda yer alıyor.Genel endişe, başarısız askeri darbeleri sivil darbenin takip etmesi yönündedir.Darbe girişimi öncesi dahi çok parlak olmayan ekonomimizin bu saatten sonra daha güzel günler göreceğini söylemek hayalcilik olur.

…***

Ahmet Takan, Yeniçağ gazetesinde, “Genelkurmay karargâhındaki darbe operasyonunu yöneten şok isim!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“15  Temmuz gecesi yaşanılan alçak darbe girişiminin tüm kirli yönlerinin, iki yüzlülüklerinin öyle uzun uzadıya gizli kalacağını sanmıyorum.Birileri bir hesap yaptı;Havada, tek hizada uçan kuş sürüsünün en sonunda bulunanına bir taş isabet ettirip hepsini birden düşürmeyi hedefledi. Şimdilik başarılı olmuş gibi gözüküyor. O tek taş, sürünün sonundaki kuşa isabet edince önündekiler de düşmeye başladı. Devlet işleyişinde ve millet hayatına olan etkilerde, bu gibi hain saldırıların nasıl, neler olduğundan daha da önemlisi sonuçları ve kim/kimlere yaradığıdır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

TSK'ya -tamamen bitirmeye yönelik- indirilen büyük darbeye, temel yapı taşımız ordu-millet anlayışımıza düzenlenen suikastı, TSK'nın itibarsızlaştırma operasyonları ile birlikte değinmiştim. Sıcağı sıcağına yaptığım değerlendirmeler ile birlikte hain darbe girişiminin devlet mekanizmasında atom bombası yemiş gibi etki meydana getirdiğini de net olarak aktarabilirim. "Darbe girişimi başarısız oldu" söylemlerine kanmayın, aldanmayın!.. Darmadağın oldu devlet koridorları. TSK, emniyet, yargı ve tüm bakanlıklarda  koordinasyon tamamen koptu. Tam bir devlet dağınıklığı görüntüsü hâkim. Kimse kimseyle konuşmuyor. Herkes birbirine düşman gözü ile bakıyor. Yazılan ince senaryo ile gerçekleştirilen darbe girişimi neticesinde devlet, başka bir darbeci ekibin eline geçiyor. Yönetim tarzı ile ilgili de herhalde bir-iki cümle yazmama gerek yok!.. "Darbe başarılı oldu" fikrime katılmıyorsanız o zaman "maksat hasıl oldu" penceresinden bakın olup bitenlere!..

Bu alçakça düzenlenen darbe girişimi hakkında "çok özel" başlığı altında televizyonlarda çok şey söyleniyor. Gazetelerde de bir hayli şey yazılıp çiziliyor. Bu özel ve kapı arkası bilgilerin aktarılması habercilik mesleği açısından da çok önemli ve değerli. Tam bu noktada yukarıda anlatmaya çalıştığım meramıma açıklık getirmesi açısından o dehşet gecesinde  Genelkurmay karargâhında en kritik katta neler olup bittiğine dair sizlere yazabileceğim kadarıyla çok özel bir pencere açacağım;

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın darbeciler tarafından enterne edildiği an... Akar'ı emir subayı ve özel kalem müdürü ile enterne ediyorlar. Yıllardır kendi mahiyetinde çalışan askerleri Akar'ın kafasına silah dayıyor. Kemerle boynunu sıkıyor. Neden?.. Akar'ın önüne, darbecilerin TRT ekranlarından yayınlanan darbe bildirisi konuyor. Akar'dan bunu okuması isteniyor. Fakat burada çok önemli bir ayrıntı var. Darbeciler, Akar bunu okurken televizyon kanallarında yayınlanması için görüntülü-sesli kayıt yapılacağını söylüyor. Akar direniyor ve reddediyor. Bu arada Genelkurmay Başkanı'nın odasına girmeyen ve  karargâhta darbe operasyonunu sevk ve idare eden bir isim var. O kişi daha sonra, Genelkurmay Başkanı'nın Akıncı Üssü'ne götürüldüğü helikoptere  kendini kelepçelettirerek biniyor. Tezgâh, Akar kurtarıldıktan sonra ortaya çıkarılıyor. Aynı helikopterde bulunan bir paşa kendisinin yardıma koşarken, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Daire Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli'nin darbecilere emirler yağdırarak sevk ve idare yaptığını tek tek Akar'a anlatıyor. Genelkurmay Başkanı çok şaşırıyor. Tümgeneral Mehmet Dişli, R. Erdoğan'ın gözde yakınlarından AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli'nin öz kardeşi. AKP iktidarında terfi ettirildi. Başkanı olduğu dairenin adı; Proje Yönetim Daire Başkanlığı'ydı. Kendi önerisi kabul edildi ve dairenin adı "Stratejik Dönüşüm Daire Başkanlığı" oldu. Hulusi Akar, bu acı gerçeği de öğrendikten sonra, "Niye dairenin adını stratejik dönüşüm yaptırmış şimdi anlaşıldı. Neyi dönüştürmek istedikleri ortaya çıktı" diyor. Yapılan süratli incelemenin ardından AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli'nin kardeşi Tümgeneral Mehmet Dişli tutuklanarak göz altına alındı. Bu satırların kaleme alındığı dakikalara kadar bu çok önemli ayrıntı medya haberleri arasında yoktu!.

"kumpas" itiraflarının ardından bu komutanları AKP niye terfi ettirdi?.. Bu terfilerde gerçek sorumlular kimler? Bugün, vatana ihanet eden eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk'ün geçen sene emekli edilmemesi ve YAŞ üyesi olarak görevine devam etmesi için siyasi iktidarın Genelkurmay'a yaptığı ağır baskıyı en iyi bilenlerdenim.

Şimdi en can alıcı soruyu gündeme getirmek gerek;

Dedeağaç'a kaçanlar anında görüntüleri ile deşifre edilirken, kayıp 15 helikopterle ilgili  bilgiler neden kamuoyundan saklanıyor. Bunların içinde kimler vardı?.. Bizler, kaos içinde doğruları bulmaya çalışırken, karartma operasyonları neticesinde 15 helikopter içindeki hainler güvenli ellere mi kavuştu?