Temmuz 20, 2016 10:05 Europe/Istanbul

Hikmet Çetinkaya, Cumhuriyet gazetesinde, “Darbeye, baskıya, şiddete hayır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hayatımız darbelerle geçti... Darbeciler tankları halkın üzerine sürdü, insanlarımızın üzerine ateş açtı, Meclis’i, Emniyet’i bombaladı.Darbenin, darbecilerin yaptığı hep budur zaten...

Burada önemli olan istihbarat açığının bulunması ve ayrıca kumpas davalarıyla TSK’nin ne denli iğdiş edildiğidir.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, emir subayı, sekreteri tarafından gözaltına alınıp Akıncılar Hava Üssü’ne götürülüyor.Genelkurmay makamının katına girebilen üç-dört yüksek rütbeli subay ve iki çalışma arkadaşı.Kimsenin aklına gelmiyor bu kişilerin Fethullahçı yapılanma içinde oldukları.

Bu eylem, cemaatçi yapının TSK içinde nasıl örgütlendiğinin en somut örneğidir. Cemaatçilerin en önemli önerilerinden biridir “karda yürü izini belli etme” yöntemi...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

….***

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin altını oyma planını AKP iktidarıyla birlikte yapan Fethullahçılar, 17/25 Aralık’tan sonra boş durmamışlar, hiç açık vermeden askeri darbe hazırlıklarını sürdürmüşler. Ne yazık ki koskoca devletin istihbarat birimleri bu gerçeği görememiş... Herhalde muhalif gazetecileri, siyasetçileri izlemek yeterli gelmiş onlara...

Tüm medya üzerine düşen görevi yaptı, darbe girişimine karşı çıkıp iyi bir sınav verdi...

TSK içinden çıkan ve halkını tankla ezip geçen, Meclis’i bombalayan, insanları öldüren hainler, amaçlarına ulaşamadılar...

Çünkü halk destek vermedi! Hep söyledik, yineleyeyim bir kez daha:“Ne darbe, ne savaş... Barış, demokrasi ve özgürlük...”Bu ülkelerde bir kuşak darbelerin içinde yetişti... Demokrasimiz kesintiye uğradı, cemaatler, tarikatçılar darbelerden sonra seçimle iktidara gelen sağ partilerin şemsiyesi altında gelişip serpildi.

Adına ister terörist, ister FETÖ, ister çete, deyin bu bir başarısız darbe girişimidir... Fethullah Gülen’in ve müritlerinin son 35-40 yıllık sürecine bakıldığında nasıl ekonomik güce sahip oldukları, devletin kılcal damarlarına dek girdikleri görülecektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başyaverinden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın emir subayına dek ve daha pek çok kuruma sızmalarına ben hiç şaşırmadım... Onun için fotoğrafa iyi bakmak gerekir... Darbelere karşı çözüm demokrasi kültürünün gelişmesinden geçer. Demokrasi kültürü olmayan toplumlarda darbeler her zaman yaşanabilir. Bir darbenin kıyısından döndük. Fethullahçıların TSK içinde sinsice örgütlendiklerini, özellikle Hava Kuvvetleri’ndeki örgütlerine tanık olduk...

Hep söyledim yıllarca şu sözü: “Fethullah Gülen’in tek amacı askeri darbeyle devleti ele geçirmek...” TSK içinde darbe karşıtı komutanlar olmasaydı, darbe gerçekleşebilirdi...Eğer halk alanlara çıkmasaydı Türkiye bir yangın yerine dönüşebilirdi...

1999 yılında Fethullah Gülen’in TSK’da nasıl örgütlenmek istediğini, amaçlarını yazarken şöyle demiştim:“....Gülen’in Hizmet olarak adlandırdığı hareket TSK’ya büyük önem veriyor. Hizmet’in hedefi orduyu ele geçirmektir. Bu kurumu ele geçirirlerse Türkiye çok büyük bir kaosun içine sürüklenir.

Hizmet devamlı olarak, uygun kişiliğe sahip sır vermeyen elemanları seçer ve eliyle askeri okullara yerleştirir. Sınav sorularını önceden gizlice alır, öğrencilere ağabeyler tarafından dağıtılır. 1986 yılında Maltepe, Işıklar ve Kuleli askeri liselerinden 200’ün üzerinde öğrenci sahte sağlık raporuyla okuldan atılmış, dönemin başbakanı bu öğrencileri Anadolu liselerine yerleştirmişlerdir.” Cemaatten ayrılan bir öğrenci ise şunları anlatmıştı: “Bizleri askeri okullarda kendimizi belli etmememiz için özel olarak eğitmişlerdi.”

…***

Kazım Güleçyüz, Yeniasya gazetesinde, “Darbeye karşı halk direnişi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Aydınlatılmayı bekleyen birçok soru işaretiyle dolu kanlı darbe girişiminin akamete uğraması sonrasında ifade edilmesi gereken hususlardan bazılarını şöyle sıralayabilirizÖnceki darbelerde görülmemiş bir halk tepkisinin harekete geçirilmesi, kendi içinde de çok  ciddî arıza ve problemlerle malul olan kalkışmanın bastırılmasını sağlayan en etkili sebeplerden biri oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Sürecin en kritik aşamasında Erdoğan’ın “kavgalı” olduğu Doğan grubuna ait bir TV kanalı üzerinden “meydan” çağrısı yapması kitleleri harekete geçirdi ve askerin mevzilendiği adresler halk tarafından kuşatılarak isyanın beli kırıldı.

Minarelerden okutulan selâlar da darbeye karşı halk direnişini güçlendirdi.

Ancak bu esnada yer yer kontrolsüz öfke tezahürlerinin ve linç olaylarının yaşanması, olumlu tabloya gölge düşürdü.

Özellikle üstleri tarafından “Tatbikata gidiyoruz” diye yanıltılan ve gerçek niyetlerden habersiz erlere reva görülen hoyratça muameleler, verilen mücadelenin özüyle de çelişti.

Can kaybı sayısının bu kadar yüksek olmasında, çılgın ve gözü dönmüş darbecilerin açtığı ateş ve yaptığı bombalamalara ilaveten, kitle eylemlerindeki kontrolsüz taşkınlıkların ve ayrıca puslu havada fırsat kollayan provokatör canilerin rolünün de ortaya çıkarılması gerekir.

Nitekim reklamcı Erol Olçok ve oğlunun can verdiği Köprü kargaşasında, ağaçların arasından ateş açan esrarengiz sivillerin varlığına dair görgü şahitlikleri üzerinde mutlaka dikkatle durulmalı.

Bu hengâmede bir Saray başdanışmanının “Darbecilere karşı halkı silahlandıracağız” mesajı vermesi nasıl yorumlanmalı? Böyle bir yaklaşım öngörülemeyecek vahim sonuçlar da doğurmaz mı?

Darbeleri önlemenin çaresi halkı silahlandırıp sokağa dökmek yerine, sistemi darbelere geçit vermeyecek güvencelerle donatıp her alanda sağlam bir demokrasi şuurunu ve yapısını inşa etmek olmalı değil mi?

Demokrasiyi korumanın gerçek teminatı silah ve kaba kuvvet değil; hukuk, ahlâk, bilim, kültür ve toplumsal bilinç olmalı değil mi?

Devletin eline silah verdiği görevliler de bu değerleri koruma şuuruna sahip kılınmalı değil mi?

…***

Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Ne olabilir? Ne yapmalıyız?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye'nin yumuşak karnı yabancı sermaye girişine dayanan dövizdir.  Türkiye hızla güven tazelemek zorundadır. Aksi halde, yabancı sermaye girişleri azalır... Mevcut yabancı yatırımlar çıkış kararı alabilir.Yabancı sermaye işletmeleri elbette çıkışı değerlendirecek, zira fiziki yatırım yapanların kısa sürede çıkış kararı vermeleri için zararı göze almalar gerekir. Bu da pek olası görünmüyor.Aslında bu sene gelişmekte olan diğer ülkelere ve Türkiye'ye yabancı sermaye girişi arttı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Borsanın yüzde 60'tan fazlasına sahip olan yabancı sermaye çıkışı, hisselerin düşmesine ve yabancı sermayenin zararına neden olur. Bu nedenle Borsadan çıkmaları kolay görünmüyor.Dün öğleden sonra, BİST 100 Endeksi, yüzde 5 dolayında düşmüştü.Yabancı sermaye çıkışı, bankalardaki yabancı mevduatta ve devlet iç borçlanma senetlerinde daha kolay olur.Öte yandan yabancıya gayrimenkul satışları da olumsuz etkilenir. Yabancıların gayrimenkul satın alma talebi  düşer... Bu durumda da Türkiye'de gayrimenkul fiyatları düşer.Dövizde ikinci sorun, yurt içinden yurt dışına para transferidir. Terör, yurt dışına para transferini olumsuz etkilemişti. Yaşananlar nedeniyle bu çıkış yeniden gündeme gelebilir. Bu konuda dikkatli davranmak ve yeniden hızla bir güven ortamı oluşturmak gerekir. Özellikle halkın sokağa çağrılmasından vazgeçmeliyiz. Aksi halde sorunlar devam ediyor imajı katılaşır ve bu nedenle maalesef yeni transferler gündeme gelebilir. Güven ortamının oluşması için siyasi iktidarın sokağa çağrı yerine devlet gücü ve yargı gücüyle  bu sorunu çözmesi  gerekir. Ayrıca yine  faaliyet gösteren  şirketlerin üstüne gidilmemesi gerekir.Yılbaşından bu yana MB brüt döviz rezervlerinde 7 milyar dolarlık, altın rezervlerinde 2 milyar dolarlık artış oldu. Yabancı sermaye çıkışı olursa ve kur artışı olursa, bu rezervler azalacaktır.Hafta sonu 3 lirayı geçen dolar dün öğleden sonra yüzde 2 düşerek 2.95'e geriledi. Temmuz ayı itibariyle dolarda denge kuru da bu seviyelere yakındır.Gerek yurt dışına döviz çıkışı ve gerekse kur artışını önlemek için Merkez  Bankası bazı tedbirler aldı. Bankalara gerekli likidite limitsiz ve gün içinde faizi sıfır olarak sağlanacak. Türk Lirası likidite sağlamak amacıyla, ihtiyaç duyulması halinde, bankalar tarafından limitsiz tutarda teminat döviz deposu getirilebilmesine imkân tanınacak.Döviz depo işlemleri döviz likiditesi ihtiyacı olan bankalar ile döviz likiditesi fazlasına sahip bankalar arasında Merkez Bankası garantörlüğünde belirli bir faiz ve vadeyle yapılan işlemlerdir.Döviz likiditesine ihtiyaç duyan bankalar Merkez Bankası tarafından belirlenen faiz oranından da işlem yapma imkânına sahiptirler. Bu çerçevede, Merkez Bankası Euro ve ABD Doları olmak üzere piyasa üyesi bankalara limitleri dahilinde fon sağlamaktadır. Kararda fon limitleri de kaldırılıyor. Özet olarak; Hükümetin piyasalara güven ortamı oluşturması için yalnızca devlet imkânlarını kullanması ve bunu yasal düzen içinde yapması gerekir.