Temmuz 23, 2016 14:18 Europe/Istanbul

Emirülmüminin Ali –s– hakkında konuşmak gerçekten zordur.

Çünkü bu büyük insan, kelimelere ve sözcüklere sığmayacak harikalude kemalat ve sıfatları vardır. Bu gerçek, İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei’nin de üzerine vurgu yaptığı bir konudur. İmam Ali –s– derinliklerine inabilmek beşeri akıl ve idrak gücünün dışında kalan derin bir okyanus gibidir.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei aynı zamanda İmam Ali’nin –s– tüm emsalsiz fazilet ve özelliklerine karşın İslam Peygamberi’nin –s– küçük bir örneği olduğunu ve hiç bir beşer Allah Resulü –s– gibi yaratılmadığını beyan ediyor.

Üçüncü halife Osman’ın ölümü ve müslümanların Hz. Ali –s– ile biat etmelerinin ardından o hazret hilafetin ve hükümetin başına geçti. O dönemde nifak alevleri her tarafı sarmış ve bazıları geçmiş hükümetlerde büyük servet biriktirmişti ve bu yüzden İmam Ali’nin –s– hilafeti ile beraber o hazretin adalet terazisinde tartılmaktan ve cezalandırılmaktan korkmaya başladı ve bu yüzden ta baştan İmam Ali –s– iktidarı ile muhalefet etmeye başladı.

Bazı kesimler de kin ve haset ve yine konumlarını kaybetme korkusundan İmam Ali –s– ile muhalefete başladı, ancak biat edenler tam destek vaadi ile iktidarı o hazrete emanet etti.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei’ye göre İmam Ali’nin önemli ve güçlü temellerinin belli başlı özelliklere sahipti ve ilk ve en önemli özelliği, bu hükümetin Allah’ın dinine mutlak bağlılık ve ilahi dini inşa etme üzerinde ısrarlı olmasıydı. Gerçekte Allah’ın dinini uygulamak İmam Ali –s– için o kadar önemli ve öncelikliydi ki, o hazret hiç bir koşul altında ve hiç bir yerde bu durumdan taviz vermiyordu. Bu konuda İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei ilginç bir noktaya işaret ederek şöyle diyor:

Savaşın ortasında, tam çatışma sırasında adamın biri emirülmüminin Ali’nin –s– huzuruna çıktı ve tevhid sözcüğü ile ilgili bir soru sordu. Adam savaşın ortasında “Kul Hu Allah-u Ahad” ibaresinde yer alan Ahad sözcüğünün anlamını sordu. Aslında bu soru asli bir soru da değildi, yani Allah’ın varlığı hakkında sormadı ve marjinal bir soruyu sordu. O sırada emirülmümininin çevresindekiler öne geldi ve adamı, şimdi bu sorunun zamanı mı? diye arazlamaya başladı. Ancak o hazret şöyle buyurdu: Hayır, bırakın da cevabını vereyim. Biz zaten bunun için savaşıyoruz.

Yani emirülmümininin savaşı, emirülmümininin siyaseti, emirülmümininin safları, emirülmümininin çektiği çileler ve hükümetinde izlediği temel çizgilerin hepsi Allah’ın dinini uygulamak içindir.

İmam Ali’nin –s– İslamî hükümetinin ikinci önemli temeli İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei’ye göre adaleti inşa etmek ve adalet yolunda azim ve kararlı adım atmaktır. Emirülmümininin adaletle ilgili en büyük ülküsünü mutlak adaleti inşa etmekti. Bu konu İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei şöyle diyor: mutlak adalet demek, İmam Ali’nin –s– hiç bir kişisel maslahatını veya şahsı ile ilgili konuları adaletten üstün tutmaması, bilakis adaleti her yerde ve herkes için istemesiydi.

İmam Ali –s– iktisadi adalet, siyasi adalet, sosyal adalet ve ahlaki adaleti toplumda uygulamak istiyordu.

Emirülmümininin  adalet meselesine ve zulümden uzak durmaya yönelik bakışı tamamen Allah eksenli ve nefsani isteklerden uzaktı. O hazret hutbelerinden birinde şöyle diyor: Acaba bana zaferim için velayeti üzerimde olan İslam ümmetine zulmetmemi mi söylüyorsunuz? Allah’a and olsun ben ömrüm el verdikçe, gece gündüz devam ettikçe ve yıldızlar art arda doğup battığı müddetçe asla böyle yapmam.

İmam Ali’nin –s– bu güzel vecizesi hakkında İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei şöyle diyor: bakın bu tablo, ne kadar parlak bir tablodur. Size şu siyaset arenasında, şu ilmi yarışma arenasında, şu seçim arenasında, şu savaş meydanında zafer kazanacaksınız, ama bunun için zulümde bulunmanız gerekiyor, deseler, siz hangisini seçerdiniz? Emirülmüminin ben böyle bir zaferi istemiyorum diyor. Ben yenilsem zararı yok, ama zulmetmem diyor. Emirülmümininin adaleti hakkında duyduğunuz tüm bu sözlerin ekseni emirülmümininin mutlak adaleti talep etmesidir.

Emirülmümininin siyerinde adaleti inşa etmek, zulümle mücadele etme anlamına gelir. Şöyle ki, ne zaman zulüm yok edilirse, adaletin hoş kokusu her tarafa yayılır. İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei’ye göre o hazret ayrımcılığı en büyük zulümlerden biri olarak görüyordu. Bu ayrımcılık ister ahkamın uygulanmasında olsun ister kuralların uygulanmasında olsun fark etmezdi. İmam Ali –s– ayrımcılıkla mücadele için adaleti eşit uyguluyordu. Yani o hazret yakın sahabeyi başkalarından üstün tutmaz ve gerektiği yerde ilahi haddi onlara da uyguluyordu. Bu konuda İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei şöyle diyor: emirülmümininin beş yıllık iktidarı, İslam tarihinde çok kısa bir süredir, fakat bu dönemi önemli kılan şey, emirülmümininin adaleti pratikte göstermesiydi, hani öğretmenin öğrencisine sayfanın başında örnek olarak yazdığı ve öğrencinin tekrarlaması gereken yazı gibiydi. Emirülmüminin bu örnek ödevi yazdı ve her şeye rağmen adaletten taviz vermedi ve teslim olmadı. Teslim olmadı ne demek? Yani adalet yolundan geri adım atmadı.

İmam Ali’nin İslamî hükümetinin bir beşke bileşeni tavka ve muttaki olmaktı. İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei gerçek takvayı şöyle tanımlıyor: Takva, yani insanın kişisel amellerinde hak yolundan sapmamaya sıkı özen göstermesi demektir. Takvanın anlamı budur, yani kendini tamamen gözetlemektir, paraya dokunurken dikkatli olmaktır, insanların onuruna dokunurken dikkatli olmaktır, seçim yaparken dikkatli olmaktır, dışlamakta dikkatli olmaktır, konuşurken dikkatli olmak ve hakka aykırı konuşmamaktır. Yani kısacası her şeydi sıkı dikkatli olmaktır. Şu Nehcül Belağa’ya başından sonuna bakın, Nehcül Belağa baştan başa takvaya teşviktir.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei’ye göre takva çok önemlidir ve eğer bir insan takvalı olmazsa Allah’ın dinini uygulayamaz ve İmam Ali –s– takva abidesiydi. Ayetullah Hamanei insanları takvaya ve paklığa uymaya davet ederken şöyle diyor: Kötü olmak, kötü bir derttir. İnsanın kalbinin günaha bulaşması, hakikatin peşinden gitmek hele dursun, hakikati idrak etmesine mani olur.

İmam Ali’nin –s– Allah dinine mutlak bağlılık ilkesi üzerine inşa ettiği hükümetinin temel ilkesi adalet ve ilahi takvaya uymaktı. O hazret böylece kendinden parlak bir karne geride bıraktı, öyle ki bu karne parlayan bir güneş gibi tüm çağlarda İslamî hükümdarlara örnek olabilir.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei İmam Ali’nin –s– hükümetinin özelliklerini emsalsiz niteliyor. O hazretin yalakalıklara müsaade etmemesi, beytülmalı koruması ve beytülmaı kendi çıkarları uğrunda kullanmaması, hükümetinde yetkililere mevkilerinden beytülmala el uzatma fırsatı olarak yararlanmalarına müsaade etmemesi, İmam Ali’nin –s– hükümet anlayışının açık özellikleridir. İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei İmam Ali’nin –s– hükümetinde yetkililerini uyarması konusunda şöyle diyor: İmam hükümetinin yetkililerinden Eş’es Bin Kays’a şöyle yazıyor: Valilik senin için aş ve eş vesilesi değildir, bu senin boynuna bir emanettir ve sen, kendinden üst mevkide olan kişinin gözetimi altındasın. Senin ne halka karşı despotluk yapma hakkın var, ne de üstesinden gelebileceğinden emin olmadığın işlere kalkışabilirsin. Allah’ın malı senin elindedir ve sen, O’nun hazinecilerinden birisin.

Ayetullah Hamanei bu konuda yaptığı yorumda, İslamî nizamda sorumluluk insanın omuzunda bir yük olduğunu ve bu yükü yüce bir hedef ve niyet uğruna tahammül etmek gerektiğini belirtiyor. Ayetullah Hamanei İmam Ali’nin –s– hükümet anlayışına göre hükümdarın hükümeti kendi çıkar kaynağı ve eşrafi yaşam kurma ve servet biriktirme aracı yapmaması gerektiğini vurguluyor.

Adaletteleplerin İmamı Hz. Ali –s– tevhid ve Allah hükümetini inşa etmek ve müslümanları ilahi ahkamla yöneterek hakiki dini topluma doğru yönlendirmek için aralıksız çaba harcadı, ancak o hazretin bu yolda bir çok düşmanı vardı. Düşmanlar emirülmüminin Ali –s– hakkında bir çok düşmanlık ve tacizde bulundu.015