Türkiye'den köşe yazarları
Kadri Gürsel, Cumhuriyet gazetesinde, “Darbeciler yenildi ama bu gelen demokrasi değil”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“15 Temmuz başarısız kanlı darbe girişimi, siyasi tarihimizdeki önceki darbelerden iki yönüyle ayrılıyor. Bu, ülkedeki seçilmiş iktidar üzerinde sınırları belli bir siyasi vesayet uygulayan ya da sistem krize sürüklendiğinde kurtarıcılık rolü oynamaya hazır bir askeri kurumsal yapının müdahale teşebbüsü değildi.Tam tersine bu darbe girişimi, AKP iktidarının bir otoriter rejime dönüşme sürecinde, Gülen Cemaati adlı bulanık yapıyla girmiş olduğu fiili koalisyon ilişkisinin yerini düşmanlığa bırakmasının ürünüdür. Düşmanlığın nedeni güç paylaşımında anlaşamamaktır. Sorun rejimin tabiatından kaynaklanıyor. Rejim darbe üretiyor.İkinci farklı yön de bu hiyerarşi dışı darbe teşebbüsünü, Talat Aydemir gibi ülkeyi yönetmeye hevesli bir albayın değil, devasa bir siyasi ve dini cemaate mensup askerlerin gerçekleştirmeleri. Bu bir ilk.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ülkeye görülmemiş büyüklükte zarar veren bu kalkışmanın cezai sorumluluğu elbette ki azmettirenine ve faillerine aittir... Lakin ahlaki, tarihsel ve siyasi sorumluluk, yakın geçmişteki karar ve tercihleriyle bugünkü şartların oluşumuna yol açtığı için rejimin omuzlarındadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki 358 general ve amiralden 110’u darbecilikten tutuklu. Yüzde 31’e tekabül eden bir oran bu...
Darbeci general ve amirallerin ne kadarı Cemaat mensubudur? Öyle görünüyor ki bu darbecilerin büyük bir kısmı emirlerini komutanlarından değil imamlarından almaktaydılar. Tuğgeneraller darbesinin beyni ve omurgasını Cemaatçi generallerin oluşturduğu, veriler ışığında aşikârdır.
15 Temmuz, rejimin Cemaat’e zamanında verdiği sorumsuz desteğin, velhasıl kendi zaaf ve yanlışlarının ölümcül sonucudur.
Şimdi Türk Silahlı Kuvvetleri modern tarihindeki en ağır, en yıkıcı krize 15 Temmuz darbesiyle sürüklenmiş gibi görünüyor. Cemaat ordusu darbeye kalkışacak güce erişmişse, TSK’nin her türlü iç ve dış operasyonunu manipüle edecek kadar da güçlü olduğu anlamına gelir bu...
O halde şunu da söyleyebiliriz: Bu dönemde alınan kararların hiçbiri, Cemaat ordusunun zımni onayı olmadan bihakkın tatbik edilememiştir. Korkunç bir ulusal savunma zaafı...
Bu darbe girişimi vuku bulana kadar, Türkiye’yi zaten eksik olan demokrasisinden fersahlarca uzaklaştırmak için gereken ne varsa yapanların, ağızlarına bile almayı bıraktıkları “demokrasi” sözcüğünü, eski ortaklarının askeri saldırısına uğrayınca şimdi yine hatırlamış gibi görünmeleri kimseyi yanıltmasın...
Ayrıca, askeri darbeye karşı koymak kimseyi otomatikman demokrat yapmıyor. Tıpkı yakın geçmişte, siyasetin asker etkisinden arındırılmasıyla Türkiye’nin kendiliğinden demokratikleşmediği gibi... Bilakis Türkiye’de otoriter bir rejim kuruldu. Şimdi bu rejim, önlenen darbenin doğurduğu olağanüstülük halini elden geldiğince sürekli kılmak için kitlesini seferber ediyor, yetmedi OHAL ilan edip duruma kurumsallık da kazandırıyor. Darbe zaten önlenmiş, sorumlular derdest edilmiş... Varsa geride kalan, onlara karşı da eldeki yetki zaten yeter. Ama amaç yenilmiş darbeyi bahane edip kişisel bir iktidar ajandasını olağanüstü baskı tedbirleri altında uygulamayı sürdürmek olunca, demokrasi yine kaybediyor.
…***
Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Olağanüstü Hal de yönetilebilir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Olağanüstü Hal'de bazı özgürlükler askıya alınır. Olağanüstü Hal olmasaydı iyi olurdu... Ne var ki darbe teşebbüsü olmasaydı daha da iyi olurdu. Bu nedenle temennimiz Olağanüstü Hal uygulamasını yapacak Başbakanlık ve Valilerin, kişisel ve ekonomik özgürlükler konusunda hassas davranmalarıdır.Aslında Cumhurbaşkanı bu uygulamanın, demokrasiye, hukuka, özgürlüklere karşı olmadığını, tersine bu değerleri koruma, yükseltme, geliştirme ve demokrasiye, hukuk devletine, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerine yönelik tehdidi ortadan kaldırmak için olduğunu açıkladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Olağanüstü Hal ve sıkıyönetim uygulaması Anayasada yer alıyor. Anayasaya göre Olağanüstü Hal kararı, tabii afetler, ağır ekonomik bunalım, şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin bozulması nedenleriyle verilir.
Şiddet hareketlerinde alınacak önlemler, OHAL Kanunu 11. maddesinde genişçe sayılmıştır. Bu sayılanlar içinde bizleri ilgilendirenler özet olarak şöyledir:
Sokağa çıkmayı, insan ve araç hareketlerini sınırlamak ve yasaklamak, toplantı ve gösteri yasağı koymak,Kimlik taşıma zorunluluğu getirmek, kişilerin üstünü ve araçlarını aramak,
Her türlü yayının, görüntünün, kayıtın ve sahne oyunlarının yapılmasını baskısını ve dağıtımını durdurmak, bölgelere giriş ve çıkışı kontrol etmek ve yasak koymak.Olağanüstü Hal'de bölge valileri veya il valileri gerektiği zaman yörenin en büyük komutanından askeri güç de isteyebiliyor.Öte yandan hukuk düzeninde Olağanüstü Hal uyarınca çıkarılan kararnameler yasama organının baypas edilmesi ve Bakanlar Kurulu'nun bir nevi Meclis'in yetkisini kullanması, yetki gaspı tartışmalarına neden oluyor...Yine Meclis'e sunulan kararname TBMM genel kurul süreçlerinden geçmiyor.Üçüncüsü, bu dönemde çıkarılan kararname ve kanunlar için Anayasa Mahkemesi'ne dava açılamıyor.Bu konuların dikkate alınması gerekir.Olağanüstü Hal'in ekonomiye de olumsuz etkisi olacaktır. Her şeyden önce bazı zorunlu yasaklar nedeniyle yanlış bir algı oluşacaktır.
Özellikle raiting kuruluşları her ülkede Olağanüstü Hal olduğunda, veya bazı kısıtlamalar ve sınırlamalar olduğunda devreye giriyor. Zira onlar ülkeye zarar veririm diye bakmıyorlar. Kendi yatırımcı müşterilerine nasıl hareket edeceklerini gösteriyorlar.
Yabancı yatırım sermayesinin bir kısmı onların gözüne bakıyor. Etkileri az veya çok olur veya hiç olmaz, ne olursa olsun, onları suçlamak yerine bir an önce onları ikna edecek, mahcup edecek önlemleri almak gerekir.
Söz gelimi, notumuzu düşüren Standard & Poor's'un biz üyesi olmasak da Türkiye'ye gelecek yabancı yatırım sermayesi, söz konusu raiting şirketini dikkate alıyor.
Darbe teşebbüsünden sonra bazıları, sağa sola mesajlarla bazı şirketlerin isimlerini gönderiyor. Bu şirketlerde bir sorun varsa, özellikle Olağanüstü Hal varken, soruşturması yapılır ve gereği yapılabilir. Bazı insanların belki de kişisel hesapları yüzünden bir takım şirketlerin listesini yapması ve onları hedef göstermesi piyasa düzenini bozuyor. Bu fırsatçıların engellenmesi gerekir.
…***
Muharrem Bayraktar, “Darbe ve sorumluluk”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“3 Kasım 2002 seçimlerine kadar sadece Güneydoğu’da uygulanan olağanüstü hali bugün ülkenin tamamına şamil hale getirmek büyük bir başarı ise bu başarıyı hep birlikte alkışlayalım.Hayır değilse ülkenin bu hale gelmesinin siyasetteki, bürokrasideki ve bütün idari makamlardaki sorumlularına da mutlaka hesap soralım.Bu milleti kim uyuttu?Fethullah Gülen, cemaat mensuplarına yaptığı konuşmalarda haykırıyordu: “Devletin kılcal damarlarına kadar sızın, kendinizi iyi saklayın, deşifre olmamak için ne gerekiyorsa yapın, emellerimize ulaşmadan planımızı açık edecek en küçük bir risk varsa bile gizlenmeye ve sabretmeye devam edin.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Devletin kılcal damarlarına kadar sızmayı ve sonunda huruç ederek devleti ele geçirmeyi kendisine gaye edinen bir hareketin liderinin bu konuşmaları halen internette dolaşıyor.
Bugün “demokrasi nöbeti” için meydanlara çıkanlara, dün bu konuşmaları dinlettiğimiz zaman, devlete, millete, dine yönelik bu planları aktardığımız zaman, “sizi gibi iftiracılar!” diye demediklerini bırakmamışlardı.
Geleceği okumak ve olayları zamanında analiz edebilmek büyük bir feraset gerektirir. Bu ferasete sahip olmayanlar bunun bedelini bütün millete ödetirler.
İşte, bugün Türkiye’de olağanüstü hal!
“Saray’ı son kurşunuma kadar korurum” diyen jöleliler, Cumhurbaşkanının yaveri olma noktasına kadar gelen darbecileri tespit edemedikleri için sorumludur.
Cumhurbaşkanını “başkanlık sisteminden başka çare yoktur” diye tek konuya odaklatan ve küresel güçlerin bu ülke üzerindeki hesaplarının bazı maşalar tarafından devam ettirileceği konusunda Saray’ı uyarmayan Kuzu’lar bu darbeden sorumludur.Hiçbir yere kıvırmasınlar, yabancı basında “Türkiye’de darbe olacak” diye bir sürü makale çıkarken bu gerçekleri masaya yatırmak yerine hayal denizinde yüzerek, gerçekleri söyleyenleri düşman ilan edenlerin hepsi bu darbeden sorumludur.Bugün Türk milleti tarihte görülmeyecek bir şekilde darbecilere karşı dikilmiş, demokrasiye sahip çıkmıştır.Hükümet bu ortamı çok iyi değerlendirmeli ve ülkenin tamamında olağanüstü hal uygulamasını zaruri kılacak zemini hazırlayan “geçmişin tüm sorumlularını ve gafillerini” hesaba çekmelidir.Bunlar bugün siyasetin ya da bürokrasinin içinde “uyuyan hücre” olabilirler.
Son söz:Hükümetin bu süreçte en fazla dikkat etmesi gereken şey “özgürlükleri kısıtlayıcı hiçbir icraata imza atmamasıdır.”Şu anda en büyük hesap “sokaklara yöneliktir” ve halkın sokaklarda karşı karşıya gelmesini hayal eden vampirler kan emmek için pusuda beklemektedir.Hükümet, vampirler yerine demokrasi ve istikrarın yanında yer alan herkesi kucaklamalı ve yeni bir kaos için bekleyenlere zemin hazırlamamalıdır.