Türkiye'den köşe yazarları
Yakup Kepenek, cumhuriyet gazetesinde, “Kalkışma sonrası”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye 15 Temmuz sonrasına çok ağır sorunlarla giriyor. Ülke, FETÖ bağlamında, gözü dönmüşlerin neler yapabileceklerinin yeni bir kanıtını iliklerine dek yaşıyor. AKP iktidarı, 14 yıl sonra ülkeyi yeniden OHAL noktasına taşımış bulunuyor. Giderek toplumsallaşan birlik ve dayanışma görüntülerine karşın, göz ardı edilmemesi gereken önemde olumsuzluklar da yaşanıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Kendi atadığı kamu kurumlarının içi boşaltılıyor. On binlerce kamu çalışanı, olaydan hemen sonra işlerinden uzaklaştırılıyor. Bu durumda sormak gerekiyor; bu insanların tamamı AKP iktidarı tarafından atanmadı mı? Nasıl oldu da istihbaratın eniştelik olduğu bir ortamda bunca insanın suçluluğu anında saptandı? Burada atayan iktidar suçsuz, atanan kamu çalışanı suçlu gibi bir büyük çelişki var. Eğer demokrasi işlerse AKP bu çelişkinin altında kalır; evet, ama demokrasi işlerse! Kaldı ki temel hukuk kuralıdır; kişinin suçlu olduğu kanıtlanmadıkça ona ceza verilemez. Suçluluk kanıtlanmadan yapılacak görevden uzaklaştırma, değil hukukun evrensel ilkelerine, AKP’nin kurumları ve yasalarıyla kendi oluşturduğu hukuka bile uygun olmaz. AKP iktidarı eğer böyle bir uygulama yaparsa, gelecekte adaletin evrensel ilkeleriyle işlemesine olanak tanıyamaz.TÜBİTAK ve TÜBA gibi bilim üst kurumlarını çökertmiş olan AKP, 15 Temmuz sonrasında ilk andan başlayarak YÖK eliyle üniversiteyi vuruyor.YÖK Başkanı, başında bulunduğu kurumun tüm yükseköğretimin kurumu olduğunu bir tarafa bıraktı; toplam 200 dolayındaki üniversitenin 30’unun rektörünü hiçbir gerekçe göstermeden toplantıya çağırmadı; kurumsal ayırımcılık yaptı. Sonra bunların 15’i kapatıldı.YÖK Başkanı, rektörlerden FETÖ yanlılarını savcılıklara bildirmelerini istedi. Muhbirlik ya da istihbarat görevi verdi. Bu korkutucu anlayışın üniversiteleri birer cadı kazanına çevirmeyeceği, örneğin kimi rektörlerin, rektör seçimlerinde kendilerine oy vermeyen öğretim üyelerini ihbar etmeyecekleri söylenebilir mi?Ya atanmalarında son sözü YÖK ve Cumhurbaşkanının söylemiş olduğu kimi rektörlerin görevden alınmasına; bazılarının tutuklanmasına ne demeli? Yetmedi; ülkedeki toplam 1577 dekanın istifası sağlandı. Çok sayıda öğretim üyesi tutuklandı. Bilimsel çalışma ortamı bir kez daha tümüyle yok edilerek ülkenin bilimsel üretimi çökertiliyor; geleceği iyice karartılıyor; bunun ülkeye şimdi ve gelecekte vereceği zarar ölçülemeyecek denli büyüktür.
…***
Ahmet Gürsoy, Yeniçağ gazetesinde, “Devletin düzene konulması lazım”başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.
“Maşallah her taraftan bilgi akıyor. "Bakın FETÖ'cüler ne yapmış... İnsanları nasıl kandırmışlar... Devlet bürokrasisine nasıl yerleşmişler..." Sanki bundan önce ne yaptıkları, nasıl çalıştıkları, nasıl devlet içinde çöreklendikleri bilinmiyormuş gibi haber yapıp anlatıp duruyorlar.Günler, aylar ve hatta yıllar öncesinden neyi nasıl yaptıklarını anlatan onlarca kitap, gazete yazısı, haber var... Hatta darbenin geleceğini bağıra bağıra anlatan kimseler var... “diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yapılan yorumlardan, anlatılan bilgilerden öğreniyoruz ki, pek çok kimse bundan önce devleti yönetenlere yüzlerce doküman sunmuş... Pek çok dilekçe ve ekinde listeler verilmiş. Üstelik bunları verenlerin kimi askeri savcı, kimi bürokrat, kimi gazeteci...Sıradan insanlar değil...İşi bilenler ve içinde olanlar.Mağdur olanlar...Görgü tanıklarının ta kendisi.Dolayısı ile bundan önce hiçbir şey bilinmiyor değildi.Bütün bunlara rağmen Türkiye devletini yönetenlerin basireti mi bağlandı, yoksa atalet bir karabasan gibi üzerlerine çullandı da elleri kolları mı bağlandı bilemiyoruz.En son an, en son dakikaya kadar bile işler tersinden yürüyor... Cumhurbaşkanı'nı emrindeki MİT bilgilendirmiyor... Haydi bilgilendirmedi, Cumhurbaşkanı emrindeki MİT'e bunca elektronik ortama, iletişim aracına rağmen en az 4 saat ulaşamadığını söylüyor...
Ülkenin başbakanının hayatı tehlikede... Aklına gelmiş kendini korumak için yolda yapımı devam eden bir tünele girmiş...Uçaklar beni vurmasın diye bekliyor...Arıyor MİT'i, yok...Genelkurmay? O da yok...Bunu ne ile izah edeceksiniz?Bu olayın adını ne koyacaksınız?Haydi, MİT'i bir taraf koy...17/25 Aralık öncesini de bir yere koy.Sonrasında hükümet ile FETÖ arasında kavganın şiddetlendiği dönemde bile, aklımızı zorlayan gelişmeler yok mu?
Mesela Cumhurbaşkanı'nın başyaverinden tutunuz da Genelkurmay Başkanı'na kadar hepsi ele geçirilmiş...Kuvvet komutanlarını bir düğün gecesi derdest etmişler...Bu ne demek?Darbe gecesi, Cumhurbaşkanıyla, başbakan hariç, devleti teslim aldılar demek. Devlet, önemli ölçüde askeri güçten oluşur. Bir devletin askeri gücünü etkisizleştirdiniz mi, siyasi güç, neyi kullanarak tehlikeyi önleyecek?Halkı!..Türkiye'de aynen durum böyle olmuştur.Peki, halk, siyasilerin ülkeyi geren, bölen, hakaret eden, ayıran ve ötekileştiren tavrına uysa da kendi içinde ikiye bölünseydi Cumhurbaşkanıyla, Başbakan darbeyi nasıl önleyecekti? Hangi gücü destek olarak yanlarına alacaktı?Kendi parti tabanı olanları...Karşı olanlar büyük risk oluşturacaktı. Bir de çatışma çıkarsa?.. Ülke büyük ihtimalle kaosa girecekti...
Bu sebeple, Cumhurbaşkanı da Başbakan da durum değerlendirmesini doğru yapmalıdır. Açıklar, sızıntılar, devlet içindeki boşluklar bellidir. Açıklar ortadadır. Acilen bunlar kapatılmalıdır...
FETÖ darbesi bu yolun önemli bir aşamasıydı... Çok şükür önlendi... Şimdi, hemen acilen en kısa sürede derlenip toparlanmak lazımdır. İç barış ve düzen için yeni adımlar atılmalıdır. Partizanlık sona erdirilmelidir.
FETÖ'nün sınav sorularını çalarak, sınavlarda hile yaparak, kumpas kurarak, devlet kurumlarına yerleştiğini görüyoruz. Şimdi, elinden ekmeği alınanların haklarını iade zamanıdır... Bu insanların bir kısmı belirli bir çağa geldi... Kimi işsiz kaldı, kimi hak ettiği alanda iş bulamadı...
Geçmişten başlayarak, parti listeleri oluşturmadan emeği çalınanlara haklarının verilmesinin bir yolu bulunmalıdır. Boşalan devlet kadrolarına bunlar alınmalıdır. Zaten onların hakkıydı.
…***
Mustafa Kurdaş, Milli gazetede, “Zincirin gücü ‘en zayıf halka’ kadardır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Malum, bir zincirin gücü, en zayıf halkanın gücü kadardır. Zinciri oluşturan diğer bütün halkalar ne kadar güçlü olursa olsun, asıl belirleyici olan zayıf halkadır. Zira zayıf halka koptuğu an, diğer bütün güçlü halkaların ne anlamı, ne de herhangi bir fonksiyonu kalır.. Diyelim ki, zinciri oluşturan onlarca halka çok sağlam ve çok güçlü, fakat bir halka var ki zayıf düşmüş ya da düşürülmüş. Diğer onlarca halka tek tek ne kadar sağlam ve kuvvetli olura olsun, zincirin çektiği yüke dayanma gücü, zor şartları omuzlama mukavemeti sadece “en zayıf” halka kadardır. Nitekim, gerçeğin izinde yürüyerek 15 Temmuz gecesine gidecek olursak, ders çıkarmamız gereken birkaç hususu görürüz.”diyen ayzar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hani demiştik ya, “Askeri darbe dönemleri bir milletin topyekün sınanmasıdır”. 28 Şubat post modern darbenin derinliklerine bile inmeden yapacağımız bir okumada şu gerçekle yüzleşiriz: 28 Şubat darbesinin işbirlikçisi maalesef muhalefet ve medya olmuştur. 15 Temmuz gecesinin en sağlam halkalarından ikisi ise 28 Şubat’ın aksine “muhalefet ve medya”dır.
Gördük ki, vatan herkesin vatanı. Gördük ki, muhalefet baskılanırsa, sorumlu medya dışlanırsa başka eller devreye giriyor. Bütün halkaları güçlü tutmak esas olmalıdır.
Devlet, bir vatan toprağında toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel bir varlıktır. Kural koyar, düzenler, yetkilendirir, yasaklar, sosyal hayatı tanzim eder. Devletin gölgesi bütün beşeri faaliyetlerin üzerine düşer. Doğal olarak devlet bir yapıdır, bir sistemdir ve teşkilatlanma esasında faaliyetlerini yürütür. Siyasetinden eğitimine, ekonomisinden güvenliğine, ordusundan istihbaratına, merkezi yönetiminden yerel yönetimine ve sağlığından dini hayata kadar onlarca teşkilat, belki yüzlerce, binlerce halkadan oluşan bir sistem…Böylesine devası bir sistem bütün unsurlarıyla “vatan”, “millet”, “din”, “dil” ve tabii ki “tarih” gibi mefhumların üzerine inşa edilir. Bu nedenledir ki, devletleri yok etmek isteyenler kimi zaman silaha sarılır, kimi zaman psikolojik bir takım stratejiler geliştirir, kimi zaman kültürel saldırıları etkin bir şekilde kullanır, kimi zaman iç kargaşalar çıkarır, kimi zaman istihbarat faaliyetleriyle fitne tohumları serpiştirir, kimi zaman ekonomik sömürü araçlarına başvururlar. Düşman için devletin ve milletin hem zayıf düşürülmesi hem de birbirinden koparılması elzemdir. Bir millet çaresizliklere sürüklenmeden o milletin devletini de ortadan kaldıramazsınız. Devletin yapısı “milletin devleti” ise ve millet milli-manevi değerlerine bağlı, inancı sağlam ve köklerinden besleniyorsa o devlet düşmanlarına karşı hep varlığını devam ettirir.