Türkiye'den köşe yazarları
Orhan Dede, Yeni Mesaj gazetesinde, “Türkiye ile İsrail aynı Masada”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İsrail medyasında Türkiye ile İsrail arasında ilişkilerin normalleşmesi için İsviçre’de yapılan görüşmelerin detayları yer alıyor.Buna göre görüşmelerden yana umutlu olmadığını belirten İsrail Savunma Bakanı Moşe Buji Yaalon, ‘’Türkiye Hamas’a destek olur ve yetkililerini ağırlarken herhangi bir anlaşmayı kabul etmemiz mümkün değildir” açıklamasında bulunuyor ve anlaşmanın önündeki tek engelin bu olmadığını da sözlerine ekliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Rusya doğalgazının yerine, İsrail gazını almak için kapılarını Türkiye’nin çaldığını söyleyen Yaalon, “Biz uzlaşmaya hazırız, ancak bizim de şartlarımız var. Türkler bizim şartlarımızı kabul etmeli ki engellere karşı gelebilelim ve diplomatik bir sonuç alabilelim” diyor.
Haberi İsrail’den almak lazım demek ki, çünkü Türkiye’de gerçekleri öğrenmek neredeyse mümkün değil.
İsrail’in Filistin ve Gazze’deki saldırgan tutumu ve özellikle de Mavi Marmara katliamından sonra ilişkilerde sözde de olsa bir gerginlik döneminde girilmişti.
Vatandaşları uluslararası hukuk normlarına aykırı olarak katledilen ülke AKP hükümeti, Filistin ve Gazze halkına kan kusan İsrail’le bir anlaşma masasına oturacaksa bu talep İsrail’den gelmesi gerekirdi.
Çünkü ancak böyle bir durumda Mavi Marmara baskınında ölen vatandaşlarınınız kanının hesabını sormaya, Gazze ve Filistin kalkının üzerindeki İsrail zulmünün kaldırılması için talepte bulunmaya bir fırsatınız olabilir.
Ama anlaşma masasına oturması için siz İsrail’den ricacı olursanız, bugün olduğu gibi kurulan masa sizin aleyhinize iş görecektir.
Bundan dolayı İsviçre’de kurulan masadan Türkiye’nin çıkarına bir şey çıkacağını kimse beklemesin.
Çünkü İsrail Savunma Bakanı Moşe Buji Yaalon’un açıklamalarından da anlaşıldığı gibi şartları İsrail dayatıyor.
Gelen haberlere göre İsrail sadece Mavi Marmara’da ölenlerin yakınlarına tazminat ödemeye razı olmuş.
Hükümetin Gazze hassasiyeti bu kadar mıdır?
Birkaç milyon dolar tazminatla olayın üzeri kapatılacak, acılı ailelere sus payı verilerek, Ankara’da görüşülen Yahudi kuruluşlara da verilen söz gereği İsrail’le ilişkilerde yeni bir sayfa açılacak.
AKP hükümetinin İsrail’le altyapısını İsviçre’de hazırladığı bu yeni sayfada Gazze ve Filistin çıkışları geçmişte olduğu gibi sözde kalacak. İsrail’in başta Hamas liderleriyle ilgili olmak üzere bütün taleplerine ‘evet’ denecek.
İsrail ise yetmez ama ‘evet’ diyerek Türkiye’ye gaz satacak.
Yani hem gaz satarak hem de Filistin direnişine bir darbe daha indirerek tek kazanan taraf Irkçı İsrail olacak.
Bunu şaşırtıcı bulmayın.
Çünkü 2002 yılında bugüne kadar AKP hükümetinin dış politikada ortaya koyduğu icraatlarda kazanan taraf hep işgalci İsrail olmuştur.
…***
Nurullah Öztürk, Zaman gazetesinde “Merkez Bankası'na müdahale ekonomik felaketle sonuçlanabilir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dünyadaki önemli finansal kurumların makroekonomik istikrar ve refah arzu eden devletlere ilk tavsiyelerinden biri merkez bankalarının özerkliğidir.‘İyi olan tek merkez bankası, politikacılara hayır diyebilendir' sözü politikacıların banka üzerindeki heva ve hevesinin özetidir. Merkez bankalarının ekonomik ve politik bağımsızlıkları oldukça önemlidir. Hükümet harcamalarının finansmanının doğrudan merkez bankası kaynaklarıyla yapıldığı, kamu açıklarının merkez bankası eliyle finanse edildiği bir ortamda ekonomik bağımsızlık söz konusu olamaz. Politik bağımsızlık ise en basit şekliyle merkez bankası başkan, yardımcıları ve yöneticilerinin atanma biçimleri, görev süresi ve görevden alınma tarzının nasıl olduğu ile ifade bulur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
2001 krizi ürünü olan iktidarın en önemli icraatı yakın çevresi ve işbirliği mensuplarını ihya etmesi olmuştur.
Hükümet önemli bir reform ve değişim programı uygulamaya koymadan ekonomik büyüme algısıyla gidilebilecek yolu sonuna kadar yürüdü ve bitirdi.
İktidar mensupları zenginleşti, millet fakirleşti.
Karun kadar zenginleşenlerin hedefinde şimdi de hazinenin anahtarları vardır. İktidar kötü gidişi örtbas etmek için sadece rakamlarla değil, devletin güvenilirliği ile de oynamaktadır. Açıkladıkları rakamlara güvenilir hiçbir uluslararası kurum itibar etmemektedir. TÜİK başkanı yanlış ve yanıltıcı beyanda sorumluluk almamak için emekliliğini istedi, bu istifa muhataplarını fazlasıyla sevindirdi. Merkez bankasının anahtarlarının iktidar ailesinden birine teslim edilmesiyle en büyük operasyon da tamamlanmış olacaktır. Ülkeyi şirket gibi yönetmek isteyenler gerçekten de bunu başarmıştır. Ülke yönetimi tam bir aile şirketi mantığıyla yönetilmektedir. Futbol, enerji ve doğal kaynaklarda damatlar, TRT, THY gibi önemli kurumlarda mahdumların arkadaşları, diğer kamu kurum ve kuruluşlarda parti mensupları, bürokrat çocukları ve yandaşlar ülkenin tüm kaynaklarını hunharca talan etmeye devam etmektedir. İktidar merkez operasyonu ile büyük bir finale hazırlanırken, ekonomik çöküşü hızlandırmaya da kararlı demektir. Aile şirketlerinin ömrünün ortalama 15-20 yıl arasında olduğu düşünülürse, iktidarın gideceği yolu geldiğinden daha kısadır. Türkiye'de dünürokrasi düzeni yıkılmadan demokrasi kurulamaz.
…***
Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “2015'i kaynağı belirsiz döviz girişi kurtardı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bir kaç yıl öncesinde, ekonomi yönetimi cari açığı açıklarken, enerji fiyatlarını öne çıkarırdı. Petrol fiyatları geriledi. Ancak yine de enerji ithal ediyoruz. Büyümenin yavaşlaması ve kur artışı da ithalatı azalttı. Sonuçta 2015 yılı cari açığı 32.2 milyar dolara geriledi.Cari açığın azalması dış borçlanma hızını yavaşlatır ve fakat kesmez. Özellikle sermaye çıkışlarının yaşandığı bu dönemlerde, dış borçlanma zorunlu olarak karşımıza çıkıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: