Türkiye'den köşe yazarları
Abdülkadir Selvi, Hürriyet gazetesinde, "Darbecilerin haberleştiği sistem"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"15 Temmuz'da darbe girişiminde bulunan FETÖ cuntasının istihbarat örgütlerine sızdırmadan nasıl haberleştiği konusu tam olarak aydınlatılabilmiş değil. Kolay değil, emirkomuta zincirine rağmen tanklar yürütüldüğü, helikopterlerin kaldırılıp savaş uçaklarının Meclis’i, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni, Özel Harekât’ı bombaladığı bir darbe girişiminden söz ediyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ele geçirmek, eğer bu mümkün olmazsa öldürmek üzere helikopterlerin kaldırıldığı bir planlama söz konusu. YAŞ toplantısı nedeniyle darbe tarihinin öne çekildiği üzerinde duruluyor. Ama darbe planının önceden hazırlandığı noktasında ittifak ediliyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Darbe planının 17 Şubat’ta tamamlandığı, daha sonra güncellendiği söylenmişti. Tüm bunlara rağmen darbe ne MİT’e ne Emniyet İstihbarat’a ne de Jandarma İstihbarat’a sızmadı. 12 Eylül’de darbe planı MİT’in uçağıyla dağıtılmış fakat Başbakan’a haber verilmemişti. Bu kez öyle bir durum yoktu. 2016 yılı içinde 15 darbe girişimi ihbarı alınmış ancak doğru çıkmamıştı. 15 Temmuz günü alınan darbe ihbarının teyit edilmesindeki ısrar belki de buradan kaynaklanıyordu. Darbeden saatler önce alınan ihbar dahi işe yaradı. MİT Müsteşarı’nın Genelkurmay’a gitmesinden şüphelenip darbenin saatini öne çektiler. Eğer akşam 21.00’de değil de gece 03.00’te harekete geçseler, 16 Temmuz sabahı darbeye uyanabilirdik. Fetullahçı Terör Örgütü istihbarata, gizliliğe çok büyük önem veren bir yapı. MİT, Emniyet ve Jandarma İstihbarat’ta bu sistemleri kullanıp yeni teknolojileri kurmuş bir yapılanmadan söz ediyoruz. Bu işi çok iyi biliyorlar. Başta CIA olmak üzere uluslararası istihbarat servisleriyle çalışmaları yıllarca yürüttüler. Şimdi o bilgi ve teknik imkânları mensubu oldukları FETÖ’nün hizmetine sunuyorlar. 1725 Aralık Paralel darbe girişimiyle Erdoğan’a açık savaş ilan eden Paralel Yapı o tarihten itibaren haberleşme sistemini değiştiriyor. Bu ne zaman tespit ediliyor? 2016 yılının başında. FETÖ bu sistemi ne zaman kullanmaya başlamış? Hemen 2014 yılının başında. Yani 1725 Aralık darbe girişiminden hemen sonra. ‘By Lock’ adlı hem Android hem iOS tabanlı cihazlara uygun olan kriptolu mesaj uygulamasını kullanmaya başlamış. Kendi iç haberleşmelerinde daha çok Tango’yu tercih etmişler. MİT, 2016 yılı Mayıs ayı itibariyle By Lock uygulamasını kullanan FETÖ üyelerinin isimlerini, yazışmalarını, telefon numaralarını ve lokasyonları kısmi olarak çözüyor. By Lock üzerinden başta TSK olmak üzere devlete sızmış olan 40 bin FETÖ üyesi açığa çıkarılıyor. Bylock’un aktif kullanıcısı olarak TSK’da rütbeli 600 isim tespit ediliyor. Bu isimler 11 Temmuz 2016 günü MİT tarafından Milli Savunma Bakanlığı’na iletiliyor. 15 Temmuz’dan 4 gün önce.MİT, By Lock programının kriptolarını kırarken, FETÖ’cüler bu arada başka bir programı kullanmaya başlamış bile. Darbe planlarının yüklendiği programın adı, ‘Eagle’. Bu programı laptop’lara ve sabit bilgisayarlara yüklemişler. Ama dikkat edin, cep telefonlarına bu sistem yüklenmemiş. Bu sistemi kullananlar laptop’larını sabit tutmuş, bulunduğu alanın dışına çıkarmamışlar, darbe gecesi sinyal takibinden kurtulmak için. O nedenle darbe gecesi aralarında WhatsApp ve Tango üzerinden haberleşiyorlar. Eagle sisteminde üç katmanlı şifreleme tekniği ve hayalet insan konsepti kullanılıyor. Kendi aralarında da kod ismiyle haberleşen FETÖ’cüler, Eagle sisteminde de isim, soyisim ve telefon bilgilerini girmek yerine kod adı kullanıyor. Her iki sistem üzerinden 100 milyondan fazla kriptolu mesaj çözülüyor. 150 bin kullanıcıdan 56 bin FETÖ’cünün kimliği tespit ediliyor. FETÖ’cüler neden ‘By Lock” ve ‘Eagle’ programlarını tercih ediyorlar. İstihbarat birimlerine yakalanmamak için, Türkiye kodu olmayan sistemleri tercih ediyorlar. 15 Temmuz gününe kadar darbenin hiçbir yere sızmaması dikkate alındığında sistemi kullanma konusunda başarıları ortada.
...***
Cevher İlhan, Yeniasya gazetesinde, "Karanlıklar aydınlanmadan"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Darbe girişimi”ne dair birçok soru hâlâ cevabını bulmuş değil. Tam bir türbülans yaşanıyor.Bizzat süreci yakından tâkip edenlerin ifâdesiyle, üzerinden yirmi beş gün geçtiği halde hâlâ tam anlamıyla kimin kimlerle işbirliği yaptığı ortaya çıkmış, anlatılanlar ve roller konusunda sisler dağılmış değil. Birçok karanlık noktanın üstü örtülü olarak duruyor. Birçok komutanın ve ismin rolü ve pozisyonu açığa çıkmamış. Darbe teşebbüsü gecesi düğüne, yemeğe giden kuvvet komutanlarının ifâdeleri arasında ciddî tenâkuzlar var. Örneğin Hava Kuvvetleri eski Komutanı Akın Öztürk’ün o gece Akıncılar Üssü’ne “Hava Kuvvetleri Komutanı’nın tâlimatıyla gittiği”ne dair Genelkurmay’ın açıklaması ile Öztürk’ün darbeci olduğunu bildiren Hava Kuvvetleri Komutanı’nın açıklamaları arasında –her ne kadar daha sonra güya düzeltilmeye yeltenilse de- açık bir tezat var. O denli ki, o sırada hükûmetin Genelkurmay’a, “Hakkında soruşturma olan biriyle ilgili kamuoyuna açıklama yapmak yanlıştır” diye rahatsızlığını bildirdiği basına yansıdı. Ardından da hiçbir tavzih edici açıklama gelmedi.Keza Donanma Komutanı Deniz Kuvvetleri Komutanını suçluyor ve işin mâhiyeti açıklığa kavuşturulmuyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Gerçekten, daha Başbakan’ın “Eşten, dosttan öğrendik” hayıflanmasının yanısıra Cumhurbaşkanı’nın kanlı kalkışmanın hemen akabinde “Darbeyi eniştem haber verdi” yakınmasının perde arkası aralanmamışken, bilahare “MİT darbeyi koruma müdürüme haber verdi. İstirahatteyim diye o bana haber vermemiş” sözleri arasında hangisi esas alınacak?
Bu bakımdan, bir sürü söylentinin ortada uçuştuğu karanlıklı ortamda,yanlışlar doğrulara karıştırılarak, önemli bir kısmı da mesnetsiz ve asılsız iddia ve isnadlar üzerinden aceleyle kesin hüküm verilmesi fevkalâde yanlış olacaktır.
Elbette emâreler ve şüphelere dair düşünceler ortaya konulur. Ancak, bizzat hükûmet ve iktidar partisi mahfillerinin ikrarıyla daha arka plânı aydınlanmadan, iç ve dış bağlantıları ortaya çıkmadan yoğun bilgi kirliği üzerine peşin hüküm bina edilemez.
Sormak lâzım; üzerinden üç haftadan fazla zaman geçtiği halde hâlâ bir numarası ve başı çeken aktörleri belirlenemeyen menhus saldırının daha ilk saatlerinde nasıl oluyor da kesin hükümler, suçlamalar ileri sürülüyor?
Hakikaten, soruşturmaların iktidar partisinin içine de uzandığı, dönemin Başbakanı’nın “Ne istediler de vermedik!” ikrarı ortada dururken bazı eski bakan ve parti yöneticilerinin “Silâhlı Terör Örgütü’nün amaçları ve prensipleri doğrultusunda kaos ortamı çıkarmak, hükûmetin görevini yapmasını engellemek” iddiasıyla “vatana ihânetten yargılanmaları” talepli dilekçeleri savcıların kabul edip incelemeye aldığı süreçten geçiyoruz.
Bunun içindir ki, şüpheler, iddialar, isnadlar ve hatta bir kısmı sonradan ortaya çıkan jurnaller üzerinden değil, deliller ve belgeler üzerinden soruşturma ve yargılamalar sonuçlanıncaya kadar beklemek, meselenin mâhiyeti ortaya çıkıncaya, işin perde arkası aralanıncaya kadar sabretmek gerekiyor.
...***
Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, "Sanayi sektöründe gözyaşı var"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor."
"Ekonomide kalıcı istikrar için, tarım, sanayi ve hizmet sektörleri arasında denge olmalıdır. Ekonomik krizlerin çoğu, finans sektörünün aşırı şişmesinden ve reel sektörü temsil etmekten uzaklaşmasından kaynaklanmaktadır. 2008-2009 ABD, AB ve dünya finansal krizi de konut sektöründeki balondan ileri gelmiştir.Yani, istikrar için finans sektörünün reel sektörü temsil etmesi gerekir.Gerek sektörel denge açısından ve gerekse uzun dönemli, yatırım, istihdam ve katma değer yaratması açısından sanayinin ekonomide ayrı ve önemli bir yeri var."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye'de sanayinin GSYİH içindeki payı 1980'lerin sonunda yüzde 34 oranında iken bugün yüzde 27'ye düşmüştür.
Türkiye ekonomisinde sanayi sektörü, madencilik, imalat sanayii, elektrik, gaz ve su olarak üçe ayrılmaktadır. Bunların içinde ağırlık imalat sanayiindedir.
Cumhuriyet döneminde ilk yıllarda tarım sektörü, 1950-1980 yılları arasında hızlı sanayi sektörü, 1980 sonrası ise hizmetler sektörü daha hızlı büyümüştür.
Sanayi sektörünün GSYH içindeki payının düşmesi ekonomide gerileme ve yoksullaşma anlamına gelmez. Gelişmiş ülkelerde hizmet sektörünün ağırlığı daha yüksektir. Ancak sanayide üretim endeksinin sürekli gerilemesi, ekonomide durgunluğun bir işaretidir.TÜİK, Haziran 2016 Sanayi Üretim Endeksini açıkladı. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim endeksi Haziran ayında yüzde 1.4 oranında geriledi. Bundan sonraki aylara bakmak gerekir.Sermaye malı üretimi de yüzde 1.3 oranında geriledi. Sermaye malı üretiminin gerilemesi yatırımlar açısından önemli bir göstergedir. Sanayi sektörü istihdam da yaratamıyor. Bu sene Nisan ayında tarım sektöründeki istihdam 5 milyon 352 bin, sanayi sektöründeki istihdam 5 milyon 381 kişi oldu. Yani tarım sektörü kadar istihdam yaratabiliyor.İş gücü planlaması yapılarak sanayi için vasıflı iş gücü yetiştirilmelidir.