Türkiye'den köşe yazarları
Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Tüketelim ama nasıl?”başlıklı yazısını okıuyuucularla paylaşıyor.
“Hükümet ekonomide canlanma sağlamak için her alanda tüketimi artıracak önlemler alıyor. Cumhurbaşkanı, konut kredilerinin yüzde 0.90 seviyesine düşürülmesi için bankalara çağrı yaptı. BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben, vatandaşların ödeme şartlarını daha da rahatlatmak için tüketici kredilerinin taksit sayısını artıracaklarını söyledi... Tüketici dernekleri de kredi kartı taksit sayısının artırılması için çalışma yapıldığını açıkladı. Gümrük Bakanı Bülent Tüfenkci meyve ve sebze fiyatlarının ucuzlayacağını söyledi. Çağrıdan sonra, başta kamu bankaları olmak üzere, birçok banka konut kredilerini kısa vadelerde aylık yüzde 80 ile uzun vadede yüzde 0.99'a çektiğini açıkladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu yeni faizlerle ilgili iki konuda dikkat çekmek isterim...BİR: Bankalar tarafından bir açıklama yapılmamış olmasına rağmen, konut kredilerinin yeniden yapılandırılması sorulduğunda, "Açıklanan yeni konut kredisi oranları, yalnızca bundan sonra alınacak konut kredileri içindir. Önceki kredinizi bu yeni oranlarla yeniden yapılandıramıyorsunuz'' deniliyor.Dünkü basında bu konuda ya bir atlama var... Veya bazı bankalar farklı uygulama yapıyor.İKİ: Ne olursa olsun, aylık faiz istikrarsızlık göstergesidir. Bütün dünyada faiz oranı denilirken yıllık faiz anlaşılır. Aylık faiz kısa dönemde ekonomide belirsizlik olduğu imajı yaratıyor. Kaldı ki bankalar mevduata yıllık faiz üzerinden faiz veriyorken, kredilerde neden aylık faiz uygulaması yapıyorlar? Ekonomik istikrar için kredi faizleri de yıllık olmalıdır. Sonrasına gelince... Bankalar büyük mevduatlara yüzde 12 faiz veriyorlar. 10 Ağustos itibarıyla Merkez Bankası fonlama maliyeti yüzde 8.01'dir. Bu şartlarda konut kredi faizleri banka kaynak maliyetinin altında kalıyor... Bu sorun nasıl çözülecek?Yıllardır konut satışları teşvik ediliyor. Konutlar, inşaat sırasında ekonomide canlanma yaratır. Ancak bittikten sonra ölü yatırımdır. Bu nedenle talep artırıcı politikaları ağırlıklı olarak konut üstüne yoğunlaştırmak, hem konut fiyatlarını artırıyor, hem de sürdürülemez ve etkisi geçici bir politikadır. Kredi kartı taksitlerinin artırılması, tüketim harcamalarını kısmen de olsa artırma yönünde etki yapar. Ne var ki taksit sayısını artırmak aynı zamanda tüketicinin hesapsız harcamasına da yol açar. Zira insanlar genellikle ''Allah kerimdir'' der ve uzun dönemli hesap yapmazlar. Dahası kredi kartı insanların yaşamını sürdürmesi için sarıldıkları bir araç oldu. Ayrıca kredi kartlarında üç-beş yılda bir yeniden yapılanma yoluna gidiliyor. Çünkü temel sorun kredi kartlarında Merkez Bankası'nın tespit ettiği ve bütün bankaların aynı faiz oranından aldığı, aylık faizlerin çok yüksek olmasıdır. Akdi faizlerde faiz oranı aylık yüzde 2.2 ve gecikme faizlerinde aylık faiz yüzde 2.52’dir.Yapılması gereken banka ve kredi kartlarında faizlerin normal seviyeye çekilmesidir. Zira bir defa tökezleyen tüketici, bu faizler altından bir daha da kalkamıyor. Gümrük Bakanı Tüfenkci, nakliye fiyatlarında yüzde 15 ve aracı kârlarında yüzde 30 indirim yapılarak, sebze ve meyve fiyatlarının tüketiciye yüzde 30 daha ucuza verilebileceğini ifade ediyor.Nakliye maliyetinin, market fiyatları içindeki payı düşüktür. Nakliyede yüzde 15 indirim yapılsa bile, marketteki fiyatları en fazla 2 kuruş etkiler.Aracılarda yüzde 30 indirim yapılması ise bir yerde zımnen piyasada kartelleşme olduğunun beyanıdır. Aslında bütün sorun aracıların kartelleşmesinden ileri geliyor. Anayasanın 167. maddesi de ''kartelleşmeyi önlemek devletin görevidir'' diyor. Hükümet bugün eğer aracılarda yüzde 30 indirim yapılmasını sağlayabiliyorsa dün de sağlayabilirdi. Bu şartlarda Devlet acaba bugüne kadar kartelleşmeyi önleyemedi mi ve bundan sonra önleyebilir mi, diye sorular ortaya çıkıyor.
…***
Murat Bridal, Evrensel gazetesinde, “Ekonomiyi hizaya sokayım derken.”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Darbe girişiminin sonrasında hükümetin “siyasi istikrar” açısından büyük önem atfettiği ekonominin toparlanmasına dönük kimi tedbirleri hızlıca devreye soktuğunu görüyoruz. Erdoğan’ın Rusya seyahati bu açıdan önemli bir adımdı. Rusya ile uçak krizi sonrasında durma noktasına gelen ticari ilişkiler kısa sürede etkisini göstermiş, bu tablo hükümetin Rusya karşıtı söyleminde de belirgin bir yumuşama yaratmıştı. Bu duruma ihracat performansındaki genel zayıflık da eklenince bilanço ağırlaştı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre Temmuz ayı itibariyle ihracat bir önceki yıla oranla yüzde 20 dolayında azalırken, Türkiye’nin önemli ticari partnerlerinden olan Rusya’ya ihracatı yüzde 60 seviyesinde gerilmişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Rusya krizinin ekonomik bilançosunu kabartan başlıca etken ise turizm sektörüne vurduğu darbe oldu. Birbiri ardına gerçekleşen terör saldırıları ile ancak adrenalin tutkunlarının göze alabileceği bir tatil alternatifine dönüşen Türkiye halihazırda turizmde zorlu bir dönem yaşamaktayken, bir de Rusya ile ilişkilerin bozulması işin tuzu biberi oldu. TÜİK verilerine göre Haziran ayını da kapsayan yılın ikinci çeyreğinde turizm gelirleri yüzde 35.6 oranında azalarak 5 milyar dolar seviyesinin altına geriledi. Yine, Haziran ayı itibariyle ülkeye gelen turist sayısı bir önceki yıla göre yüzde 41 oranında azalırken, Rus turist sayısı ise yüzde 87 dolayında düştü. Dış turizm gelirlerinin böylesine gerilediği bir ortamda bir de memur izinlerinin iptali nedeniyle yerli turist de elini ayağını çekince Çeşme, Bodrum gibi gözde turizm merkezlerinde otellerin doluluk oranları yüzde 25’ler dolayına geriledi.
Erdoğan’ın Rusya görüşmeleri bu tabloyu ne kadar değiştirir şimdiden söylemek kolay değil. Kısmi bir rahatlama yaratacaktır elbet, ama özellikle turizm gelirlerinin önümüzdeki aylarda da geçmiş seneleri yakalaması oldukça zor görünüyor.
Erdoğan Rusya dönüşünde ayağının tozuyla bu kez bankacılık sektörüne sert sözlerle yüklenerek önce kredi faizlerini aşağı çekmelerini istedi, sonrasında ise geri çağrılan kredilerle ilgili uyarıda bulundu. Bu açıklamanın hemen ardından BİST bankacılık endeksi yönünü aşağı çevirdi. Akşam saatlerinde ise önce Ziraat Bankası sonra diğer kamu bankaları ve bazı özel bankalar konut kredisi faizini aylık yüzde 1’in altına çekti.
TÜİK tarafından son olarak açıklanan Haziran ayı konut satışlarına baktığımızda geçtiğimiz yılın aynı dönemine oranla yüzde 4 oranında gerileme göze çarparken, ipotekli konut satışlarında yüzde 10 düşüş yaşandığı görülüyor. Henüz Temmuz ayı verileri açıklanmış değil ama daha olumsuz bir tablo ile karşılaşılması sürpriz olmaz. Özellikle ipotekli satışlar doğrudan kredi faizleri ile bağlantılı bir seyir izliyor. Bu da ekonomiyi özellikle konut piyasası üzerinden okumayı seven Erdoğan’ın hassasiyetini anlamamızı kolaylaştırıyor.
Bankalarca açılan emlak kredilerine uygulanan ağırlıklı ortalama faiz oranına baktığımızda 2013 yılı Haziran ayında yıllık yüzde 8.30’lara kadar gerileyen faiz, bu yılın Şubat ayında yüzde 14.5 seviyesine tırmanmış, sonrasında küresel piyasalardaki olumlu havanın da etkisiyle yüzde 13.7 seviyelerine gerilemişti. Uzunca bir süredir Erdoğan bu oranın yüzde 9 seviyesine çekilmesini istiyordu. Bankaların Erdoğan’ın konuşmasına verdiği cevap henüz bu seviyenin çok uzağında. Kaldı ki, Erdoğan’ın kullandığı “sürümden kazanma” söylemi bankalar söz konusu olduğunda daha büyük felaketlerin de hazırlayıcısı olabiliyor.
…***
Güray Öz, Cumhuriyet gazetesinde, “İnsanlık Görevi!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Devleti yeniden yapılandırma”nın muhalefet tarafından da konuşulmaya değer bulunduğu anlaşılıyor; konunun kendisine danışılmamasından şikâyetçidir yalnızca. Peki, muhalefet, parlamenter sistem, güçler ayrılığı gibi temel konularda iyimser yorumlar yapmakta usta “ana akım” gazetecilerinin peşinden gitmeli, rüya görmeye devam etmeli mi? O medyanın kendi hesapları var; onlar yeni dönemin kaygan zemininde tutunabilmek, iktidarın uysallaşacağı umudunu yayarak “yeni normal”i kamuoyuna, muhalefete benimsetmek, “devlet medyası” olarak huzur içinde var olabilmek istiyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Kolay olmayacak. Öncelikle iktidar partisi temel projelerinde geri adım atmaya yanaşmayacağı, hazır uygun bir ortam eline geçmişken fırsatı sonuna kadar kullanacağı için “yeniyi”, anormal “normali” benimsetmekte zorlanacak ana akım medya. Canla başla çalıştıklarını, olağanüstü gayret gösterdiklerini görüyor, takdir ediyoruz, ama boşunadır. Sabah programları da, akşam tartışmaları da yeniyi normalleştirmeye yetmiyor. Çünkü yeni “yeni” değildir, tarihten kalmadır. Peki boşuna mı nefes tüketiyor medyamızın anlı şanlı elemanları.
Onların kısa bir süre sonra rüyadan uyanacakları, hızlı bir şekilde, anlattıkları gibi gelişmeyen duruma da uyum gösterecekleri, katı ve çok gerçek “en yeniyi” de coşkun bir şekilde selamlayacakları tahmin edilebilir. Bu nedenle onları şimdiden uyarmak, en azından meslek ahlakı bakımından gereklidir: Durun ve düşünün; içeride de dışarıda da olup bitene düşlerinizi, hayallerinizi karıştırmadan bakmayı deneyin. Çünkü içeride planlar, projeler uygulama aşamasındadır, dışarda ise hırçın dalgalar ülkenin kıyılarını dövmeye başladı.Alkışlamayı, övmeyi bırakın, gerçekleri yazın. Şakşakçılıkla günü kurtarmaya bakan medya iktidara yardım edemez. Tuhaf gelebilir ama iktidara öteki muhalefet gerçeği gösterebilir.