Güneşten hüzmeler - 35
Bugünkü sohbetimizde İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei’nin beyanatından yararlanarak İmam Ali’nin –s– üç önemli düşman grubu ile tanışmak istiyoruz.
Müslümanların İmam Ali –s– ile biat etmesi ve o hazretin İslami nizamın başına geçmesinin ardından bazı muhalif akımlar ortaya çıkmaya başladı. İlk grup İmam Ali’nin –s– adaletine tahammül edemeyen ve bu yüzden o hazrete muhalefet ederek Cemel savaşı olarak anılan savaşta İmam Ali’ye karşı savaşan ve Nakisin olarak anılan gruptu. Kasitin olarak anılan grup da Muaviye’nin elebaşılığında oluşan fırkatı değerlendirerek Siffin savaşını başlattı. Marikin grubu da bir avuç bağnaz insanlardı ve İslam dininden sadece yüzeysel hükümlerini göz önünde bulunduruyordu.
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei bu grupların İmam Ali’ye –s– muhalefet etmelerinin sebepleri hakkında şöyle diyor:
Marikin, yani zalimler, yani Muaviye ve Şam halkı, ki açıkça emirülmüminin Ali’nin –s– hükümetini kabul etmediler ve o hazrete çok zarar verdiler ve İmam onları Marikin yani zalimler olarak adlandırdı.
Nakisin, yani kıranlar, ki burada biat kıranlar demektir. Bunlar ilkin emirülmüminin Ali –s– ile biat ettiler, ama daha sonra bu biatlerini kırdılar. Üçüncü grup, Marikin cephesiydi. Marik, kaçan demektir. Bu grubu tanımlarken şöyle deniliyor: bunlar dinden öylesine kaçıyordu ki adeta ok yaydan çıkması gibiydi. Bunlar bilinen Havaric’dir. Gerçi bunlar dinin görece ahkamına uyuyordu ve dinden de söz ediyordu, ama tutumlarının temeli sapkın algılamalar ve idrakın, yani çok tehlikeli bir şeyin üzerine inşa edilmişti.
Kasitin, yani Muaviye ve Şam halkının İmam Ali’ye –s– karşı düşmanlıkları fikri ve temelden bir düşmanlıktı. Bu zümre İmam Ali’nin –s– hükümetini esastan kabul etmiyor ve izledikleri İslam da görece ve maslahat icabı bir İslam’dı. Ayetullah Hamanei Kasitin grubunu İmam Ali’nin –s– en tehlikeli düşmanı olarak tanımlıyor. Bu grubun Muaviye ve adamlarının ekseninde Şam’da şekillendiğini beyan eden Ayetullah Hamanei şöyle diyor:
Muaviye’nin müslüman olduğu günden, emirülmüminin ile savaşmak istediği güne kadar yaklaşık 30 yıl geçmişti. Muaviye ve adamları yıllarca Şam’da hükümetin başındaydı ve burada nüfuz sahibi olmuş ve kendine bir taben oluşturmuştu. Artık ilk günlerde olduğu gibi de değildi ki bir tek kelime söylediklerinde onlara “siz daha yeni müslüman oldunuz, ne diyorsunuz?” densin. Dolaysıyla bunlar İmam Ali –s– hükümetini esastan kabul etmeyen bir akımdı ve hükümetin başka türlü olmasını ve aslında kendi ellerinde olmasını istiyordu ve daha sonra da bunu açıkça gösterdiler ve İslam dünyası da bu akımın nasıl bir iktidar olduğunu gördü. Yani emirülmüminin Ali –s– ile rekabeti sırasında bazı sahabeye hoş yüz gösteren ve sevgi ve saygıda bulunan şu Muaviye daha sonra kendi iktidarında çok sert tepkiler göstermeye başladı, ta ki Yezid dönemi ve Kerbela hadisesine sıra geldi, daha sonra da Mervan ve Abdulmelik ve Haccac Bin Yusuf Sakafi ve Yusuf Bin Ömer Sakafi dönemleri oldu, ki bunların bir meyvesi hükümetti. Yani öyle hükümetler ki tarih bunların işlediği suçları zikretmekten bile ürperiyor, Haccac’ın hükümeti gibi, bunlar Muaviye temelini attığı hükümetlerdi ve bunun için emirülmüminin Ali –s– ile savaştı.
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei’ye göre Muaviye ve Kasitin mutlak dünyevi bir hükümetin peşindeydi ve bunun için bencilliklerini eksen almıştı ve sonunda bu hükümeti de elde ettiler.
İmam Ali’ye –s– düşmanlık güden ikinci kesim ilkin İmam’la ibat eden ve onun ülkülerine inanan gruptu, ancak birden dünyataleplik duygusu bu zümrede ülküleri renksizleştirmeye başladı. Alında bu tür insanlar her zaman ve her dönemde var olan kesimdir. Bu kesim kişisel çıkarlarını tehlikede gördüklerinde, kendi ülkülerinden bile vaz geçen ve bu ülkülere kaşı çıkan insanlardır.
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei Nakisin’den emirülmüminin Ali’nin –s– eski silah arkadaşları ve eski dostları olarak tanımlıyor, ancak bu kesimin İmam’ın adaletini tahammül edemediklerini ve o hazretle mücadele etmeye başlatıklarını belirtiyor. Nakisin İmam Ali’nin –s– adaleti uygulamakta ilişkileri gözetlemediğini ve eski dostlukları ve arkadaşlıkları göz önünde bulundurmadığını görünce, uyguladığı ilahi adaleti tahammül edemediler ve İmam’a düşman kesildiler. Bu kesim beytülmaldan özel pay talep ediyordu.
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei Nakisin’i şöyle tanımlıyor: Nakisin İmam Ali –s– hükümetini onlara hükümette önemli oranda pay tanıdığı, onlarla istişare edildiği, onlara sorumluluk verildiği, onlara hükümette yetki verildiği, mallarına ve servetlerine müdahale edilmediği ve bu serveti nereden getirdin, diye sorulmadığı yere kadar kabul ediyordu. Bunlardan bazıları ölünce ne kadar servet geride bıraktılar? Bu grup emirülmüminin Ali’yi –s– kabul ediyordu, yani kabul etmemek diye bir şey yoktu, ancak bunun şartı, onların işlerine karışılmaması ve neden mal ve servet biriktirdin, neden bunu yaptın, neden bunu yedin, neden bunu götürdün, bunun gibi sözler söz konusu olmamasıydı. Bu yüzden çoğu ilk başta geldi ve biat etti. Sayın Talha, sayın Zübeyr, sahabenin büyükleri, başkaları ve başkaları hepsi geldi ve emirülmüminin ile biat etti ve teslim oldu ve sözlerini benimsedi. Ancak üç dört ay geçtikten sonra baktılar ki hayır, bu hükümetle uzlaşılmıyor, çünkü bu hükümet eş dost tanımıyor, kendisine ve ailesine daha fazla hak tanımıyor, İslam’da önden gidenlere daha fazla hak tanımıyor ve ilahi ahkamı herkes hakkında eşit uyguluyor, dolaysıyla ayrıldılar ve gittiler ve Cemel savaşı başladı, ki gerçekten bir fitneydi. Onlar ümmülmüminin Ayşe’yi de kendi saflarına çektiler. Ne kadar insan bu savaşta öldü. Gerçi emirülmüminin Ali –s– zafer kazandı ve sorunları çözdü. Bu de bir süre o büyük insanı uğraştıran ikinci cepheydi.
Bazı yüzeysel anlayışı olan insanların cahilliği ve ölçüsüz davranışları ve yanlış algılama gücü de düşmanlıklara sebebiyet verir. Üçüncü grup, yani Havaric olarak anılan Marikin de görüşlerinde radikal ve bağnaz olan bir kesimdi ve dini inançlarının doğru marifete dayalı kökleri yoktu. Bunlar İmam Ali –s– iktidarında o hazretin üçüncü düşman grubu oldu.
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei Marikin hakkında şöyle diyor:
Marikin işlerinin temelini sapkın algılamalar ve idrakın, yani çok tehlikeli bir şeyin üzerine inşa eden kesimdi. Bunlar İslam dinini Kur'an'ı Kerim müfessiri ve kitap ilmine alim olan İmam Ali’den –s– öğrenmiyordu.
Ayetullah Hamanei’ye göre Marikin dini doğru tanımıyor ve bu yüzden hataları konusunda kendilerini sapkınlıktan kurtaramıyordu.
Siffin savaşında Muaviye ordusu yenilgi korkusundan Kur'an'ı Kerim’i mızrakların başına geçirdiklerinde Havaric bu olayara karşı aşırı derecede radikal ve bağnaz davrandılar ve kendisi konuşan Kur'an olarak tanının İmam Ali’den –s– daha fazla bu semavi kitabı önemsediler. Havaric baskı ve tehditle emirülmüminin Ali’yi –s– savaşı yarıda bırakmaya zorladılar ve karşı tarafın Kur'an'ı Kerim ehli olduğunu belirterek bunlarla savaşmamasını söylediler. Yine bu Havaric denen zümre Şam cephesi onları kandırdığını anlayınca bu kez de aşırı derecede tefrite düştüler ve biz hepimiz kafir olduk, Ali de kafir oldu, bu yüzden tevbe ve istiğfar etmesi gerekir, demeye başladılar.
Marikin hakkında söz konusu olan bir kuşku da onların siyasi teşekküleriyle ilgilidir. Bu cahil insanlar nasıl siyasi bir teşekküle dönüştü ve bir bütün olarlak İmam Ali’nin –s– karşısında durdu? Bunlar koordineli bir şekilde o hazretin konuşmalarını bozuyor veya namaz kıldırdığı sırada birlikte içeri girerek Kur'an'ı Kerim’den bir ayet okuyor ve böylece itirazlarını bildiriyordu.
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei, bu bağnaz ve cahil zümreyi siyasi bir gruba dönüştürmek için sinsi bir siyaset gerekli olduğuna inanıyor. Bu bağlamda Ayetullah Hamanei, Marikin’in siyasi teşekkülü, Kasitin ve Şam’ın önde gelen elebaşıları, yani Muaviyet ve Amro As gibi kasitin’in önde gelen büyükleri tarafından yönetildiğini ve Marikin’in izlediği yol Şam’dan dikte edildiğini belirtiyor. Gerçi İmam Ali –s– her üç düşman grubu karşı savaşta zafer kazandı ve bunlarla giriştiği bir kaç savaşta hepsine ağır hezimetler dayattı.
O dönemde bazı cahil insanları da kendi saflarına çekmeyi başaran Marikin veya Havaric Nehrevan savaşında İmam Ali –s– karşısında ağır yenilgiye uğradı, fakat kalıntıları toplumda varlığını sürdürdü ve sonunda İmam Ali’yi –s– Küfe camiinde şehit etti.
İmam Ali –s– en değerli faziletlere bürünün büyük bir insandı ve adeta bir okyanus gibi sakin ve dalgalı, öfke ve tebessümü bir arada yürüten bir liderdi. İmam Ali –s– İbni Mülcem’in darbesiyle hakka yürüdü ve her üç grubun düşmanlığından kurtularak ebedi huzura kavuştu.
Küfe sokaklarında gece yarısı omuzuna aldığı yiyeceklerle yoksulları ve yetimleri doyuran, ibadet ve takvada emsalsiz olan ve Allah’ın dinini ve adaleti uygulamayı en önemli görevi olarak bilen İmam Ali –s– Allah’ın halifeliği görevini tüm zorluklarına karşın en güzel biçimde yerine getirdi ve beş yıllık iktidarında dünyaya adaletin en güzel örneğini sergiledi.015