Türkiye'den köşe yazarları
Güray Öz, Cumhuriyet gazetesinde, "Gazeteci Devlet Memuru Değildir"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Kanlı darbe girişiminden sonra uygulanmaya başlayan OHAL rejimi ne yazık ki darbecilerin etkisizleştirilmesi hedefiyle sınırlı kalmıyor. Kamuda toplu görevden almalara, gözaltılara, darbecilerle ilgisi, ilişkisi düşünülemeyecek yargı mensuplarının, akademisyenlerin işlerinden atılmaları, gözaltına alınmaları, tutuklanmaları eklendi. “Cadı avının” devam edeceği, OHAL, her türden uygulamaya izin veriyormuş anlayışıyla hareket edileceği anlaşılıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Son uygulama, çok sayıda gazetecinin sarı basın kartlarının iptal edilmesi, pasaportlarına el konulmasıdır. Daha da vahimi, bu uygulamanın, çoktan tarihe karışmış olması gereken, yasalar gereği de öyle olduğu varsayılan 12 Eylül dönemine ilişkin adli sicil arşiv kayıtları gerekçe gösterilerek yapılmasıdır.Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve diğer meslek kuruluşları bu usulsüz uygulamayı kınadılar. BYEG Müdürü Ahmet Göktürk’e bir yazıyla başvuran TGC’nin açıklamasında, “Yaşanan darbe girişiminin ardından bize sarı basın kartları ve gri görev pasaportları ile ilgili yaşanan sorunlar ulaşmaktadır. Yıllardır Sürekli Basın Kartı taşıyan birçok üyemizin, 12 Eylül dönemine ait adli sicil arşiv kayıtları gerekçe gösterilerek kartı iptal edilmiştir” deniliyor ve uygulamanın durdurulması talep ediliyor.Sarı basın kartlarının iptal edilmesinin kabul edilebilecek bir gerekçesi olamaz. Çünkü bu kartlar gazetecinin siyasi kimliğini, ideolojisini değil gazeteci kimliğini gösterir. Ancak gazetecilik mesleği ile bağdaşmayacak kesin bir mahkûmiyetten sonra iptal edilebilir.İkinci bir uygulama ise kimi gazetecilerin yurtdışına çıkarken kullandıkları pek çok ülkeye vizesiz giriş olanağı sağlayan gri görev pasaportlarıyla ilgilidir. Gazetecilerin gri görev pasaportlarını kullanabilmeleri için Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nce “yurtdışına çıkışlarında sakınca olmadığını belirtir bir yazı” istendiği bildirilmiştir. Gazetecilerin devlet memuru olmadığı gerçeğini, görev pasaportu uygulamasının yalnızca gazetecilere vize kolaylığı sağlanmasını amaçladığını göz ardı eden bu uygulamanın da hangi yasaya uygun olduğu, hangi amaçla bu yönteme başvurulduğu anlaşılmamaktadır. TGC Yönetim Kurulu sarı basın kartı ve gri pasaportu iptal edilen gazeteci sayısı ile iptal gerekçelerinin kamuoyu ile paylaşılmasını istiyor.Bu uygulamalar OHAL rejiminin yalnızca darbecilerin etkisizleştirilmesi ile sınırlı kalması gereken, Hükümet yetkililerince de böyle olacağı belirtilen sınırının aşıldığını gösteriyor. Uygulamanın giderek muhalefeti sindirmeyi, halkın haber alma hakkına kısıtlamalar koymayı, gazetecilik mesleğini yapılamaz hale getirmeyi amaçlayan bir uygulamaya dönüştüğü görülüyor.Gazetecilere, akademisyenlere somut bir kanıt olmaksızın yapılan haksız uygulamalara son verilmesi darbecilerin amaçlarına ulaşmasını önleme açısından da yararlı bir uygulama olacaktır. Çünkü herkesin bildiği gibi ancak özgürlük ortamı darbecilerin ve darbeciliğin hayat damarlarını kesebilir. Özgürlüğün kendini en açık ve net bir şekilde gösterdiği yerler, son darbe girişiminin de kanıtladığı gibi sokaklar, meydanlar ve medya olmuştur.
...***
İhsan Çaralan, Evrensel gazetesinde, " Vekil, yerel yöneticiler, halk önemli değil; Cumhurbaşkanı ne diyorsa o!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" AKP Hükümetleri, son yıllarda TBMM tatili yaklaştığında bir “torba yasa” hazırladılar. Birbiriyle bağlantısız ama kamuoyunda tartışılmasında mahzurlu gördüğü ne kadar önemli düzenleme varsa, bu “torbaya” attılar ve birkaç günde bunları TBMM Genel Kurulu’ndan geçirdiler.Bu yıl da böyle bir “torba yasa” çıkarmak için AKP ve Hükümeti hummalı bir çalışma içinde.Bu yıl torbanın içinde, geniş halk kesimlerini ilgilendiren çok önemli düzenlemeler var. Bugün bu köşede “torba yasa”nın köşe taşlarından birisi olan Şırnak ve Hakkari’nin il merkezi olmaktan çıkarılırken Yüksekova ve Cizre’nin il merkezi yapılmasıyla ilgili düzenlemeye dikkat çekeceğiz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Hükümetin “Kürt sorununa çözüm”de çıtayı “Kürt sorunu yoktur terör sorunu vardır”a koymasından sonra gündeme sokulan; aylara varan sokağa çıkma yasağı eşliğinde yürütülen ve pek çok il ve ilçe merkezini kapsayan, asker, polis, gerilla, sivil, yaşlı, kadın ve çocuk (sivil) yüzlerce insanın hayatını kaybettiği operasyonlardan çıkardığı sonuç; Şırnak’ın ilçe Cizre’nin il merkezi, Hakkari’nin ilçe Yüksekova’nın il merkezi olmasıdır!Eski Başbakan Davutoğlu, bu operasyonları bölgenin yeniden inşa edilip ihya edileceği iddiasını, “Yeniden inşa edilecek Sur’da bir ev alarak emekliliğini burada geçirmek istediği”ne kadar vardırmıştı!Davutoğlu’nun bölge inşasıyla iddiaları ütopyaydı, ama “gerçek planı” Cumhurbaşkanı Erdoğan 11 Nisan 2016 günü “Kentsel Dönüşüm ve Akıllı Şehirler Kurultayı”nda açıkladı: "Hakkari şehir değil nasıl yapmışlar anlamadım. Yüksekova öyle değil. Yüksekova'nın şehir olması doğru karar olacaktır... Cizre tarihi itibariyle ildir. Bu hak elinden alındı. Cizre'nin yeniden il olması gerekiyor. Şırnak'a il demek mümkün değil!...”
Cumhurbaşkanının o günkü açıklamaları, olağan oluğu gibi Hükümet tarafından emir telakki edildi ve bugünlerde Plan Bütçe Komisyonu’ndan geçen ve bugün yarın da TBMM Genel Kurulu’ndan geçmesi beklenen “torba yasa”yla da yasalaştırılacak.“Neresi il merkezi olur neresi olmaz” konusuna Cumhurbaşkanının bakış açısıyla bakılırsa pek çok il merkezini değiştirmek gerekebilir. Ama Cumhurbaşkanı bu “değişikliği” sadece iki il merkeziyle ilgili yapmaktadır ve bu il merkezleri de son aylardaki sokağa çıkma operasyonlarıyla yakılıp yıkılan kentlerdir. Bu yüzden de bu bakış açısının iddia edildiği gibi, bu kentlerin “tarihi”, “kültürel”, “coğrafi bakımdan stratejik” olup olmamasıyla bir ilgisi yoktur. Çünkü yaklaşım tamamen “güvenlikçi” bir anlayıştan kaynaklanmaktadır. Bunun içindir ki, bu kentlerin il ve ilçe merkezi olmasına dair tartışma Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılmış, kamuoyunda tartışılmasına hiçbir fırsat tanınmadan “torba yasa”ya konarak yasalaştırılmak istenmektedir.
Az çok halk iradesine saygı gösterilen bir ülkede böyle bir karar Cumhurbaşkanı, Hükümet, merkezi parlamentolar tarafından değil doğrudan bölgede yaşayan halkın oyuna sunularak yapılır. Yani eğer Hakkari’nin yerine Yüksekova il merkezi yapılmak isteniyorsa, buna Hakkari ilinde yaşayan tüm vatandaşların katılacağı bir oylamayla karar verilir. Ve halkın çoğunluğu hangi kentin il merkezi olmasını istiyorsa o kent merkez olur....***
Remzi Özdemir, Yeniçağ gazetesinde, " Modern tefeciler"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Türk halkının başına ne geldiyse tefecilerden geldi.Türkiye'de tefecilerin en yoğun bulunduğu şehir İstanbul'du.Genelde Topkapı gibi semtlerdeki iş hanlarının tenha odalarında yapılırdı bu iş.2000 yılındaki krizle birlikte bu tefeciler bir bir ortadan kayboldu.Çünkü bankacılık sektörü tefeciliği Türkiye'nin her yerine yaymıştı.Üstelik bu tefecilik yasal yollarla yapılıyordu.Kredi kartının hayatımıza girmesi ile birlikte her köşede bir tefeci türedi.Bunlara POS tefecisi deniliyor. Yani kredi kartı ile yapılan tefecilik.Şu ana kadar bu işi bazı kuyumcu esnafı yapıyordu.Kredi kart nakit çekim limitlerinin sınırlanması dara düşen vatandaşın kuyumcu esnafına koşmasına neden oldu.Mesela 10 bin lira limitli kredi kartın var. Ama ödemenin aksamasından dolayı nakit avansa kapalı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Vatandaş kuyumcuya gidiyor 6 taksitle 10 bin liralık altın alıyor. Şifresini girip ödeme onaylanıyor. Sonra bu altınları aynı kuyumcuya 9 500 liraya geri satıyor. Hem banka ile uğraşmıyor, hem dosya, sigorta gibi masraflardan kurtuluyor hem de işini anında görüyor.Bu işi yapan kuyumcu esnafı tefeci kelimesini kabul etmiyor. Bunu altın ticareti olarak görüyor.Aslında bu iş bal gibi tefecilik.Bu işleme şimdi yeni bir sektör daha katıldı.
GSM operatör bayileri.Özellikle Güneydoğu'da bir sayıları hiç de küçümsenmeyecek kadar fazla olan bayi POS tefeciliği yapıyor. Cep telefonlarında taksit yasağı GSM operatörleri kapsam dışı bırakmıştı. Bu uygulamayı fırsat bilen bayiler 24 ay taksitle satış yapmaya başladılar. Buradan alınan telefonlar piyasada spot piyasada çok rahat alıcı buluyor. Özellikle internet yolu ile satışlarda dikkat çekici boyutta.Tüm bunlar olurken Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi aylık raporunu açıkladı. Bu rapor kredi kart borçlarının büyük bir sorun olarak karşımıza çıktığını gösteriyor.Toptan ve perakende ticaret sektörü yüzde 43,7 ile tasfiye olunacak alacakların en fazla arttığı sektör olmuş. Söz konusu sektördeki tasfiye olunacak alacakların kredilere oranı yüzde 3,7'ye ulaşmış.Bu saatten sonra ne yapılır?Hükümet borçların yeniden yapılandırılıp uzun vadeye yayılması için çalışma yapıyor.Peki bu çözüm mü?Kesinlikle hayır!Sorunun kartopu gibi daha da yuvarlanıp büyümesine neden olacaktır.İşsizlik oranının çift rakamlara ulaştığı ülkede bu sorun kolay kolay çözülemez.Öncelikle işsizlik sorununa çözüm bulunması gerekiyor. Yoksa yeni bir finansal kriz gelir kapımıza dayanır.