Ağustos 17, 2016 09:53 Europe/Istanbul

Erinç Yeldan, Cumhuriyet gazetesinde, "Torba yasa tombalası"başlıklı yazısını9 okuyucularla paylaşıyor.

" TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu yeni bir “torba” yasasını görüşerek Meclis’e gönderdi. “Ekonomik büyümeyi canlandırmak” amacıyla hazırlandığı öne sürülen torba yasanın ilgili maddeleri tam bir karmaşa, denetimsizlik ve rant örneği.“Torba”nın 35. maddesinde özelleştirme adı altında kamu varlıklarının yasal düzenlemeye gereksinim duymaksızın, tümüyle tasfiyesine olanak sağlayacak bir tasarım kurgulanmakta. İlgili madde sayesinde tam 111 adet kamu varlığının Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na devredilerek, herhangi bir yasal düzenleme gözetilmeden ve ihale yasasına da tabi olmadan özelleştirilmesinin yolu açılıyor. Söz konusu kamu varlıklarının arasında TRT, Atatürk Orman Çiftliği, GAP Başkanlığı, Devlet Su İşleri, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) gibi kuruluşlar dikkat çekiyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

35. madde, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin yorumuyla, “Cumhuriyet’in kamusal değerlerinin toptan tasfiyesi olarak” anlamına gelmekte.Yasada geçen bir diğer düzenleme ise Türkiye Varlık Fonu AŞ. Varlık Fonu her türlü bütçe denetiminden uzak, Başbakanlık’a doğrudan bağlı bir kanunlar üstü “şirket”. Kurumlar vergisine ya da Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi olmadan çalışacak fon, “çılgın” projeler denilen hiper yatırımları finanse edecek. Fona bağlı çok önemli bir diğer yaratıcı düzenleme ise “stratejik yatırım” kavramı. Madde 70 olarak bilinen düzenleme içinde yer alan “stratejik yatırım” kavramı dahilinde yüklenici firmaların gelirleri kurumlar vergisinden muaf tutulacak; yatırıma katkı oranları yüzde 200’e kadar istisna kapsamında değerlendirilecek; Hazine arazisi üzerinde kurulmuş iseler 49 yıllığına bedelsiz tahsis edilecek; söz konusu işletmelerde çalışanların sigorta primlerinin işveren payı 10 yıl boyunca Ekonomi Bakanlığı’nca karşılanacak; enerji tüketim maliyetlerinin yüzde 50’si, “nitelikli” teknik personelin asgari ücretin 20 misline kadar olan ücretleri devlet tarafından ödenecek.Ancak bu arada ne “stratejik yatırımların” ne de “nitelikli personelin” nasıl tanımlanmış olduğu konusu belirsizliğini korumakta. Varlık Fonu altındaki tüm bu harcamaların ana kaynağı ise İşsizlik Sigorta Fonu olacak. Dolayısıyla, işsizlik sigortasında biriken fonlar, emekçilerin işsizliğe karşı korunmasından ziyade, sermaye sınıfına doğrudan rant aktarımı için bir araç olarak kullanılacak.Yasa bir de Varlık Barışı adı altında yeni bir af düzenlemesini getiriyor. Buna göre yurtdışı ve yurtiçi tüm varlıkların kayıt altına alınması durumunda vergiden muafiyet sağlanacak ve “nereden buldun” sorusuyla karşılaşılmayacak.Söz konusu düzenlemeler “ekonomik büyümeyi teşvik” olarak kamuoyuna sunulsa da ardında yatan gerçeğin aslında AKP’nin yeni koalisyonlar kurgulama ve sermaye gruplarını kamu rantları yoluyla “hizaya” getirme operasyonları olduğu açık olarak görülüyor.

...***

Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, " Demokrasi ve kalkınma"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bu sene Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'da büyüme oranının yüzde 2.5 gibi düşük bir düzeyde olması bekleniyor. Fert başına indirgersek yüzde 1'e yakın oluyor. Yüzde bir gelir artışı ile, tasarruf yaratamayız, istihdam yaratamayız, dış borçları çevirmekte zorlanırız. Bunun için artık bir an önce normalleşmeye geçmek zorundayız. Sürekli darbe terörünü konuşursak, içte ve dışta yatırım sermayesi için olumsuz imajı devam ettirmiş oluruz.Siyasi sorunlar, partilerarası diyalogun artması ile daha ılımlı bir ortama girdi. Ekonomik ve sosyal sorunları tartışmaya ve uzun dönemli çözümlere  odaklanmalıyız.Uzun dönemde çözülmesi gereken ve birbirine bağlı iki önemli sorun var... Demokrasi ve ekonomik kalkınma."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde ekonomik kalkınma veya iktisadi gelişme, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'da büyümeyi de içine alan daha geniş bir kavramdır. Ekonomik büyüme yanında sosyal ve siyasi gelişmeyi de birlikte ifade eder.

Söz gelimi, kişi başına düşen doktor sayısı, çocuk ölüm oranı, kişi başına düşen gazete, okuma oranı, öğretmen sayısı gibi sosyal ölçütlerle çevre şartlarının iyileşmesi de kalkınmanın birer göstergesidir. Ayrıca teknolojik gelişme de kalkınmanın bir unsurudur.

Demokrasi ise kalkınmayı ve toplumsal refahı destekleyen önemli bir unsurdur. Gelir artışı yüksek ve fakat yaşam kalitesi düşük, katılımcı demokrasiye sahip olmayan bir toplum kalkınmış bir toplum değildir.

Başka bir ifade ile, gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş ülke statüsüne geçmeleri ve toplumsal refahın artması için, yalnızca GSYH artışını yani büyümeyi değil aynı zamanda bahsi geçen gelişmeleri de birlikte tamamlamaları gerekir.

Son 35 yıldır hızlanan küreselleşmenin geldiği bugünkü konjonktürde, ekonomide durgunluk ve fiziki yatırımlarda gerileme yaşanıyor. Buna karşılık dünyaya bakarsak, siyasi anlamda dünyada demokrasi talebi artıyor ve fakat ekonomide kesintiler ve duraklama yaşanıyor.

Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sorunu, küreselleşme sürecinde tamamıyla sıcak paranın, spekülatif sermaye hareketlerinin getirdiği suni refah nedeniyle unutulmuştur. Dahası Soros gibi spekülatif sermaye gelişmekte olan ülkelerin   siyasetini de yönlendirmiştir.

Türkiye'de de Soros'un Açık Toplum Enstitüsü, bazı vakıf ve derneklere, medya kuruluşlarına maddi kaynak aktarmıştır. 2001 yılında kurulan Türkiye Ofisi faaliyetlerine 31 Aralık 2008'de son vermiştir.

küreselleşme ile gelişen iletişim ve haberleşme toplumların çevre ile etkileşime girmelerini, gelişmiş ve refah toplumlarının yaşam tarzlarını öğrenmelerine neden olmuştur. Bunun içindir ki küreselleşme sürecinde aynı zamanda toplumların demokrasi ve refah talebi artmıştır.

Öte yandan, uzun dönemde demokrasi, kalkınmanın olmazsa olmazıdır.Zira piyasa ekonomisi ile demokrasi arasında doğrudan bir ilişki vardır.

Ne yaparsanız yapın, demokrasinin olmadığı bir ülkede serbest piyasa şartları da oluşmuyor. Yatırımlar için güvenli ortam olmuyor. Ekonomide etkinlik ve verimlilik düşük kalıyor.

Demokrasilerde bireylerin yönetime katılması, iç dinamiklerin daha aktif olmasını sağlamakta ve sinerji yaratmaktadır. Mülkiyet haklarının demokratik sistem tarafından garanti altına alınması yatırım risklerinin azalmasına ve teşebbüs ruhunun yeşermesine neden olmaktadır.

…***

Sinan Alçın, Evrensel gazetesinde, " Darbe bahane, rant şahane!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye 15 Temmuz akşamı kendi tarihindeki en önemli darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Bundan önceki girişimler muhtıra düzeyini aşamazken, başlamadan biten 15 Temmuz darbe girişiminde ise -darbelerde bile akla gelmeyecek biçimde- Meclis bombalandı! Doğaldır ki, bu girişim sonrası artık hiçbir şey eskisi gibi olmamaya başlamıştır. İçerisindeki sandalye dağılımı ve bu dağılıma güvenerek Meclisin halkın eşit temsilinden ziyade iktidar koalisyonunun “noterine” dönüştürülmüş olması, Meclisin esas işlevini ve kuruluş niteliğini değiştirmez."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Şimdi, kah tankın önüne yatan, kah mermilere göğsünü siper eden ve yeri geldiğinde de demokrasi nöbetlerinde boy gösteren halklarımız, darbe girişiminden bu yana geçen bir aylık sürede kendi hayrına hiçbir adımın atılmadığı, dahası sosyal ve ekonomik hak anlamında elde avuçta ne kaldıysa hepsinin kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) bir hamlede elden gittiğine tanıklık etmektedir. Öyle ya, kamuda on binlerce tasfiye ardından sözleşmeli çalışmanın gündeme taşındığı, OHAL’e dayanarak grev ve hak mücadelesi önündeki fiili engellerin yasal dayanağa kavuştuğu, darbe girişimi ardından başta TOKİ olmak üzere diğer bazı seçilmiş inşaat firmalarının çarşaf çarşaf reklama çıkarak halkı konut almaya davet ettiği, bankaların önce  faiz indirimi konusunda “yüreklendirildiği” ve ardından “önce ben indirdim” yarışına girdiği, Bireysel Emeklilik Sistemine (BES) katılımın zorunlu hale getirilerek alın terinin sermayenin çıkınına taşındığı, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilen tasarıyla, ekonomik niteliklerinden ziyade stratejik konumu bulunan özel bütçeli kamu idarelerinin satışının önünün açıldığı bir yeni dönem ekonomisiyle karşı karşıya kalınmıştır. Bir yanda AKP, MHP ve CHP tarafından fiilen oluşturulan “milli cephe”nin anayasa hazırlıkları sürerken bir yanda da ekonomi alanındaki seferberlik(!) “tam gaz” devam etmektedir. Üzerinden bir ay da geçmiş olsa, darbe girişiminin halklara ve haklara etkisi ortadan kalkmamıştır. Ayrıca, ilan edilen 3 aylık OHAL ile darbe girişiminin etkileri -en azından- iki ay daha çeşitli önlemlerle devam ettirilecektir.Oysa halklarımız Meclisi, demokrasiyi ve eşit sosyal ve ekonomik hakları belki de cumhuriyetin kuruluşundan sonra ikinci kez doğrudan hak etmiştir. Bu ikinci cumhuriyetin ranta dayalı değil halkın ortak çıkarlarına dayalı bir seyir izlemesi için tek yol en geniş demokrasi cephesinde ısrar ve darbeye karşı demokrasi, hak ihlallerine karşı insan hakları ve sermaye egemenliğinin pekiştirilmesine karşı işçi ve emekçilerin birliğini savunmaktan geçiyor.Bunu öncelikle, Yenikapı’da tüketilmeyen ekmekleri çuvallarla evlerine taşıyan emekçilere ve kent yoksullarına anlatmak gerekiyor.