Türkiye'den köşe yazarları
Orhan Uğuroğlu, yeniçağ gazetesinde, "Bülent Arınç konuşsana"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Her şey Melih Gökçek'in dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ı Fethullah Gülen Cemaati ile işbirliği yapmakla suçlaması üzerine başladı Mart 2015'de.Bülent Arınç bu sözlerin altında kalacak siyasetçi değildi ve öyle de oldu.Arınç kendisini Cemaat ile işbirliği yapmakla suçlayan ve istifaya çağıran Gökçek'in açıklamaları için "Terbiyesizce bir açıklamadır. Benim görevden alınmamı isteyecek kadar haysiyetli bir insan değildir " dedi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Arınç, " Beni istifaya davet etmek, beni görevden almak için birilerine çağrıda bulunmak senin hakkın değil, haddin de değil" diye meydan okudu.Bu savunma sözlerinden sonra Arınç da hücuma geçti ve yenilir yutulur olmayan ağır sözlerle Melih Gökçek'i eleştirdi.
Arınç, "Gökçek Belediye başkanlığı adaylığında ve seçimlerde oy isterken bu yapının kucağında oturmuştur. Bu yapıya Ankara'yı parsel parsel satmıştır. Yurt yerleri vermiştir, zengin işadamlarına okullar yaptırmıştır. İmar planlarında değişiklikler yaptırmıştır. Şunları yaptırmıştır, bunları yaptırmıştır. 30 Mart seçimlerine kadar da ağzından da bu paralel yapıyla ilgili bir tek kötü cümle çıkmamıştır. Çok zor seçimi kazandıktan sonra birilerine yaranmak için mücadele ediyor görünmektedir " dedi.
"Gökçek ile ilgili 100 konuyu 8 Haziran'dan (2015) itibaren ömrüm vefa ederse konuşmak isterim. Biz kimin nerede hangi işler çevireceğini biliriz. Biz gözü açık adamız, siyaseti iyi biliriz " diye kamuoyuna da söz verdi Bülent Arınç.
Evet, Bülent Bey 8 Haziran 2015 geçti, 1 Kasım 2015'de geçti hatta 15 Temmuz 2016 darbe girişimi de geride kaldı.
Ve başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan FETÖ ile öyle bir mücadele başlattı ki 40 yıllık dava arkadaşı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın damadının dahi gözyaşına bakmadı.Bülent Bey gün, FETÖ'yü yok etme günüdür. Bu terör örgütüne yardım yataklık edenler bir bir yargıya hesap vermeye gönderiliyorlar.Peki, siz sözünüzü tutup Melih Gökçek'in bu örgüte parsel parsel sattığı belediye mallarını ve sağladığı imkanları açıklamayacak mısınız?Çok daha net sorayım; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yanında mı, karşısında mı yer alacaksınız?Sadece Melih Gökçek'in FETÖ'ye sağladığı kıyakları değil bildiğiniz tüm bilgileri açıklamalısınız.
...***
İhsan Çaralan, Evrensel gazetesinde, " ‘Söylem muhalefetini’ aşmak için..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Türkiye’nin sermaye muhalefeti için gelenek “söz yarışı” muhalefetidir. Kim ötekini mars edecek bir retorik geliştiriyorsa o başarılı sayılıyor. Bu muhalefet Mecliste “iç tüzük” imkanları çerçevesinde yürütülen bir “muhalefettir”; en ileri gittiğinde bile Mecliste kimi fiili durumlar yaratılarak “vekiller arasındaki bir mücadele” olarak yürütülüyor.Öyle olunca da Mecliste çoğunluğu elinde bulunduran iktidar, muhalefet ne derse desin bildiğini okuyor. Böylece çok partili görünümlü bir “tek parti diktatörlüğü” tablosu ortaya çıkıyor. Özellikle Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra, “fiili başkanlık” için “fiili yetkiler” kullanmaya başlamasıyla birlikte bu durum çok daha açıkça ortaya çıktı ve “Tek parti tek adam diktatörlüğü” tartışmaları bu tablo üstünden gelişti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Meclisteki partiler içinde HDP elbette bu “söylem muhalefeti” dışında ve yığınların mücadeleye çekildiği bir siyasi mücadele tarzının temsilcisi olarak bu “söylemle sınırlı muhalefetin” dışındadır.
MHP ise, uzunca bir zamandan beri AKP’nin açık koltuk değneği olduğu için söylemde bile muhalefeti bırakmış durumdadır. Ama muhalefet ettiğinde de “söylem muhalefeti” bile denmeyecek, tipik bir “laf muhalefeti” yürütmektedir. Dolayısıyla Meclisteki partiler arasında “söylem muhalefeti”nden söz edildiğinde CHP’nin muhalefet tarzı karşımıza çıkmaktadır.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun gazetelerin Ankara temsilcilerine yaptığı açıklamalar “söylem muhalefetinin” nasıl etkisiz bir muhalefet olduğunu göstermesi bakımından da önemli olmuştur. Çünkü Kılıçdaroğlu bu toplantıda Hükümetin uygulamalarına ciddi eleştiriler yöneltmiştir ama pratikte bir karşılığı olmadığı için bu eleştiriler sadece söylenmiş sözler olarak kalmaktadır. Örneğin Kılıçdaroğlu;hükümetin Suriye’ye MİT TIR’larıyla silah göndermeye devam ettiğini öne sürerek Kurtulmuş’un “Başımıza ne geldiyse Suriye politikamız yüzünden geldi” demesiyle “Suriye’ye silah gönderilmeye devam edilmesi” arasındaki çelişkiye dikkat çekiyor.
Hükümetin Kürt sorununu askeri operasyonlarla çözme politikasını utangaçça da olsa eleştiriyor, bu politikayı “bataklığı kurutmak yerine sivri sineklerle uğraşma” olarak eleştirip sorunun ekonomik, sosyolojik, psikolojik, etnik boyutunun olduğuna vurgu yapıyor.
HDP’nin AKP ve MHP tarafından Meclis dışın itilmesi çabalarına karşı olduklarını söylüyor.
“17-25 Aralık skandalında yolsuzluklar gerçektir” diyor ve Hükümetin konuyu “darbe girişimi” olarak görmesine karşı çıkıyor.
KHK’lerin kullanılış biçimine karşı olduklarını söylüyor.
Elbette Kılıçdaroğlu’nun yaptığı tespitler önemli ölçüde doğru ve Hükümete bu konuda yönelttiği eleştiriler de haklı. Ama bütün bu söylenenlerin CHP’nin tutumunda bir karşılığı yok. Sadece söylem düzeyinde bir muhalefet olarak kalıyor.Örneğin Hükümetin, “terörle mücadele konsepti”ne bağlanan CHP, “PKK terörü”nde “ekonomik, sosyolojik, etnik, psikolojik etkenler var” ve “Bu sorun operasyonlarla çözülemez” dese de pratikteki tutum “Ne isterseniz vereceğiz yeter ki terörü bitirin” dediğinde bütün öteki itirazlar anlamsız ve laf kalabalığına dönüşmektedir.
...***
Mehmet Kara, Yeniasya gazetesinde, " Darbeler araştırılsın ki..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Kanlı darbe girişimi sonrasında soruşturmalar, sorgulamalar, tutuklamalar, görevden almalar devam ediyor.Darbelerden ve darbecilerden hesap sorulurken karanlık noktaların kalmamasının ne kadar önemli olduğuna şüphe yok. Bu karanlık noktaların aydınlatılması için yargının üzerine büyük görev düşüyor. Asıl görev de milletin iradesinin tecelli ettiği ve 15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsünde büyük vazife üstlenen Meclis’e düşüyor.Bunun idrakiyle Meclis’te grubu bulunan dört partinin oylarıyla, 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili Meclis Araştırma Komisyonu 26 Temmuz’da kurulması kararı alındı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Dört partiyi temsilen 15 milletvekilinden oluşacak komisyon, 3 ay süreyle 15 Temmuz darbe teşebbüsünün arka plânını araştıracak. Meclis Araştırma Komisyonu aradan geçen sürede hâlâ kurulamamıştı. Bunun sebebi de CHP, MHP ve HDP komisyona üye bildirmelerine rağmen AKP üye bildirmediği için çalışmalarına başlayamadı. AKP üye bildirilmemesini ise ilginç bir şekilde savunuyor. AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, “Şu an komisyon kurulması, boşa zaman geçirmek anlamına gelecek. Çünkü ifade almalar, açığa almalar daha bitmedi. Bu insanlar neye bakacak, kiminle görüşecekler?”dedi.
Turan, bunu söylerken geç saatlerde AKP üyelerinin ismini bildirdi, ancak Meclis tatile girme kararı aldığı için çalışmalar yeni döneme kadar bekleyecek.
1960 ve 1980 darbeleri, 1971 muhtırası, 28 Şubat postmodern darbesi ve 27 Nisan e-muhtırası ile ilgili gerekli araştırmalar yapılamadığı, darbecilere karşı gereken cezalar verilemeği ve hesap sorulamadığı için kafasında “darbe” olanların bu düşünceleri zaman zaman depreşiyor. Cunta oluşumlarının ve paralel yapılanmaların önüne geçilemiyor.
Türkiye hâlâ 1982’de yapılan darbe anayasasından ve ona dayanılarak yapılan kanunlar, yönetmelikler ve tüzüklerden dahi kurtulamıyor…
11 Nisan 2012 tarihinde yine dört partinin ortak kararı ve oylarıyla Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu kurulmuştu. Komisyon aylarca çalıştı ve iki cilt halinde bin 420 sayfalık rapor hazırlandı. Ancak rapor görüşülemeden rafa kalktı.
2012 tarihindeki komisyonun Kasım 2014’te hazırladığı raporun “öneriler” bölümünde dikkat çekici cümleler var:
Mevcut anayasa ve temel yasaların büyük çoğunluğu darbelerden miras. Bu nedenle hazırlanacak bir anayasaya, her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç var.
Darbe araştırma komisyonunun bir an önce kurulması, derin bir araştırma yapması, bundan sonra hiçbir cuntacının darbeyi aklına dahi getiremeyecek kanunlar hazırlanmalıdır. Komisyonun hazırlayacağı raporların da tozlu raflara gönderilmesi değil, gereğinin yapılması gerekiyor. Çünkü, darbeleri ve darbecileri bir daha darbe yapamaması için gerekli kanunların yapılacağı yer Meclis’tir. Keşke 4 yıl önce bunlar yapılabilseydi. İşte bu yüzden şimdi geç kalınmamalı.