Türkiye’den Köşe yazarları
Orhan Dede, Yeni Mesaj gazetesinde, “Siz hepiniz savaşa gidin biz hepimiz kurtulalım”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suudi Arabistan’a birlikte Suriye’ye yönelik bir kara operasyonuna niyetli olduklarını söyledi ve “Türkiye ve Suudi Arabistan biz hepimiz kara operasyonuna girebiliriz” dedi. Çavuşoğlu’nun ifadelerindeki “biz hepimiz” kelimeleri dikkatimi çekti. Ne demek biz hepimiz? Yani biz hepimiz, Suudi Arabistan’la Türkiye mi? Yoksa bunun içinde Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya da mı var? Ama biliyoruz ki Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya bu işte yok, yani bu iki ülke biz hepimizin içinde değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Suudi Arabistan ve Türkiye, biz hepimiz olmadığına göre o zaman bu işin içinde başkaları da var.
Belki de Katar?
Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad Al Sani cumartesi günü Türkiye’deydi.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun üslubundan anladığımız kadarıyla Türkiye, Suriye’ye karşı atacağı adımı kalabalık göstermek istiyor.
Bundan dolayı Katar Emiri Al Sani yeşil ışık yaksaydı Çavuşoğlu mutlaka bu ülkeyi de sayardı.
Demek ki Katar “biz yokuz” dedi.
Peki Suud ve Türkiye’nin yanında kimler Suriye’ye karşı karadan operasyona girişecek?
İsimleri sayılmadığına göre ‘biz hepimizin’ içinde Türkiye ve Suud’dan başka devlet yok.
Yoksa biz hepimizin içine El Nusra da mı giriyor?
Belki de sözde Özgür Suriye Ordusu ya da ismini bile bilmediğimiz Suriye’deki diğer sözde muhalif gruplar da ‘biz hepimiz’ ifadesiyle kastediliyor.
Rusya ve Suriye devletinin terörist diye nitelediği gruplar mı biz hepimiz acaba?
Umarım bu ve benzeri soruların cevabını kısa süre içinde hükümetten duyarız.
Anlaşılan Suriye konusunda atacağı yanlış adımlarda yanına ortak arayan Türkiye, o yüzden biz hepimiz sözünü kullanıyor.
Oysa Suudi Arabistan’dan başka hiçbir ülkenin adını sayamıyor Bakan Çavuşoğlu.
Şunu ifade etmek lazım; Suudi Arabistan’ın Suriye ile 900 kilometrelik bir sınırı yok, ama Türkiye’nin 900 kilometre sınırı paylaştığı bir ülke Suriye.
Gerçek bu olunca yanlışınıza kimi ortak ederseniz edin, ister ABD’yi, ister Suudi Arabistan’ı, kuyrukları sıkıştığında bunların hepsi gidecek, geriye tek başına Türkiye kalacaktır.
Türkiye, geriye dönüp baktığında yapayalnız bırakıldığını o zaman anlayacak, ama iş işten geçmiş olacak ve böylesi bir durumda “Biz hepimiz” diyen AKP yüzünden, bütün bedeli Türkiye tek başına ödemek zorunda kalacak.
AKP hükümetinin Türkiye’yi düşürmek istediği karanlık dehliz işte burasıdır.
Bu dehlizden çıkmak yüzde 49 buçuğun da, hatta yüzde 90 dokuzun da harcı değildir.
Rusya Başbakanı Medvedev, “Kimse Suriye’de kara operasyonlarıyla tehdit etmesin” derken, Suriye’den ise “işgalci askerler tabutla ülkelerine dönecekler” açıklaması yapıldı.
Bütün bu açıklamalara rağmen askeri Suriye bataklığına sokmakta AKP’nin bu kadar ısrarcı olmasının nedeni nedir?
Bu yanlıştan Türkiye’nin çok şey kaybedeceği ve hiçbir şey kazanamayacağı ortada. O zaman kim kazançlı çıkacak? Türkiye’yi bu yanlışa sokacak kararı alanların kazancı ne olacak?
…***
Süleymna Yaşar, Taraf gazetesinde “Ekonomi savaşa dayanır mı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye’nin kamu bütçesinde pek fazla açık yok. Bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 1,3 düzeyinde. Fakat Türkiye ekonomisinin en büyük sorunu büyüme hızının düşmesi oluyor. İşte bu nedenle işsizlik çoğalıyor. Kişi başına gelir geriliyor. Yani fakirleşiyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bildiğiniz gibi son dört yılın büyüme ortalaması Türk Lirası bazında yüzde 3,1 oldu. Dolar bazında ise Türkiye ekonomisi küçüldü. 2013 yılında 822 dolar olan milli gelir 2015’te 722 milyar dolara geriledi. İhracat 157 milyar dolardan 140 milyar dolara düştü. Dış borçlar son üç yılda hızla çoğaldı. 2012 yılında 339 milyar dolar olan toplam dış borç tutarı, 2015’te 406 milyar dolara yükseldi. Yani büyüme hızı düşerken, dolar bazında milli gelir azalırken tuhaf biçimde dış borçlar çoğaldı. Tabii alınan dış borçlar dış ticarete konu olan imalat sanayii ve tarım ürünleri yerine lüks AVM, lüks konut ve lüks otomobillere yatırılınca dış borçlar arttı ama büyüme hızı geriledi.
Bu arada Merkez Bankası’nın döviz rezervleri 93 milyar dolara düştü. Kısa vadeli dış borçlar ise 120 milyar dolara ulaştı. Yani kısa vadeli dış borçlar döviz rezervlerinin üzerine çıktı. Bu önemli bir risk oluşturuyor. Halbuki 2012’de döviz rezervleri 119 milyar dolar, kısa vadeli dış borçlar 92,9 milyar dolar düzeyindeydi.
Hatırlayacaksınız savaşla yaşadığı iddia edilen ABD ekonomisi bile 4 trilyon dolar harcadığı Irak savaşının ardından hâlâ bütçesini toparlayamadı. Ve bu nedenle Irak’tan hemen ayrılmak zorunda kaldı.
İşte bu nedenle, Türkiye’nin, Suriye topraklarında bir yanlış politika izleyerek savaşa girmesi sadece silah satıcılarının işine yarar. Türkiye ekonomisi mevcut makro ekonomik verileriyle bu savaşı sürdüremez.
…***
Seyfettin Gürsel, Zaman gazetesinde, “Faiz konusunda sessizlik”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geçen hafta perşembe günü TÜGİAD'da yaptığı konuşmada faiz politikası konusunda daha önce defalarca ifade ettiği iddiaları yeniden gündeme getirdi.Cumhurbaşkanı mevcut faiz düzeyinin yatırımları engellediğine, dolayısıyla büyük ölçüde düşürülmeleri gerektiğine, Merkez Bankası'nın faizini aşağıya çektiğinde enflasyonun da düşeceğine inanıyor. İnanmakla kalmıyor faiz konusunda “duyarlı olduğunu ve ilgili kurumları uyarmaya devam edeceğini” söylüyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Para politikasında böylesine aykırı bir tezin yürütme erkinin fiilen en tepesinde bulunan bir yetkili tarafından ısrarla ifade edilmesi ekonomi yorumcuları ve muhalefet partilerinin sözcüleri tarafından tartışılması gerekirdi. İzleyebildiğim kadarıyla hiç tepki gelmedi. Oysa enflasyonun çift haneye dayandığı bir dönemde yürütülen para politikasında radikal bir değişiklik talep edilmesi tartışmayı fazlasıyla hak ediyor. Sessizliği bozmak da bana kalıyor.
Hangi iktisatçıya sorsanız aynı şeyleri söyleyecektir. Ekonomi kuramında enflasyonun nedeni yüksek faiz değildir. Böyle olması için firmaların finansal giderlerinin toplam içinde önemli paya sahip olması gerekir ki maliyet enflasyonu söz konusu olsun. Örneğin ücret enflasyonu gibi. Merkez Bankası Başkanı Başçı'nın enflasyon raporu sunumunda kullandığı bir tabloya göre firmaların toplam maliyeti içinde ücretin payı yüzde 24 iken finansal giderlerinki yüzde 4'ün altında.
Türkiye'de fiyatları yukarı iten başlıca etkenin döviz kuru artışı olduğu aşikâr. Kur yükseldikçe ithal malların, özellikle de ithal ara malların TL fiyatları yükseliyor. Şu sıralar bu bildik dinamiğe bir diğer maliyet enflasyonu eklenmek üzere. Asgari ücrete yapılan yüksek oranlı zammın ortalama ücreti en az yüzde 10 artırması bekleniyor. Maliyet enflasyonu tartışacaksak ücretleri tartışsak iyi olur. Aşırı talep kaynaklı enflasyon ise gündemde değil.
Ücret artışı kaynaklı enflasyon konusunda Merkez Bankası'nın yapacağı fazla bir şey yok. Buna karşılık döviz kuru istikrarında para politikası hayati önemde. Ekonomik aktörler Merkez Bankası'nın enflasyonu iddia ettiği gibi düşüreceğine inanmazlarsa kur yükselmeye devam eder. Bir süredir bu inanç önemli ölçüde erozyona uğramış durumda. İki yıllık enflasyon beklentisi yüzde 7,5, iki yıllık tahvilin faizi de yüzde 11. Beklenen reel faizin de yüzde 2,5 civarında olması, büyük tasarruf açığı olan bir ülke için son derece normal.
Merkez Bankası, Cumhurbaşkanı'nın talep ettiği gibi halen yüzde 9 olan fiili fonlama faizini büyük ölçüde aşağıya çekerse ne olur? Hemen hiç kimse enflasyonun düşeceğine inanmayacağından, dolayısıyla reel faizlerin negatife geçeceğini öngöreceğinden, TL varlıklar dövize yönelir. Kur hızla artmaya başlar, fiyatlar da kuru takip eder. Bu durumda piyasa faizleri de artar çünkü kimse bile bile para kaybetmek istemez. Kısacası Merkez Bankası'nın düşük faiz politikası ters teper. Bu kez de finansal krizi engellemek ve tamamen kaybolacak güveni geri kazanmak için Merkez Bankası faizini çok daha yüksek düzeylere çıkarması gerekir. Bir bakıma Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan oluruz.