Ağustos 23, 2016 07:51 Europe/Istanbul

Emre Kongar, Cumhuriyet gazetesinde, "‘Kendin pişir kendin ye’ terörü"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye üç koldan terör saldırısı altında! “Üç koldan terör saldırısı” benim değil, bizzat kendilerinin söylemi. Çok kişiden oluşan ama tek adam yönetiminin sesini yansıtan AKP iktidarı, 7 Haziran 2015 seçimlerinden beri yaptığı gibi, her terör saldırısının arkasından üç terör örgütünün adını birlikte anıyor... Bunların bağlantılı olduğunu, birbirlerinin taşeronluğunu yaptığını belirtiyor... 50’den fazla insanımızı yitirdiğimiz, bağıra bağıra “Geliyorum” diyen Gaziantep IŞİD katliamından sonra da aynı mesaj verildi. AKP 2002 yılında iktidara geldiğinde, PKK terörünün aldığı canların sayısı tek rakamlı düzeye inmişti. AKP iktidarında PKK terör eylemleri hızla tırmandı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

“Barış süreci” veya “Açılım süreci” denilen dönemde AKP iktidarının göz yummasıyla PKK yığınak yaptı, güçlendi... Ve Erdoğan’ın, başkanlık rejimine destek alamayacağını anlayıp bu süreci bitirmesiyle, yeniden çok şiddetli bir biçimde saldırıya geçti. Yani PKK terörü açıkça, AKP iktidarı tarafından müsamaha gösterilerek, güçlenmişti. Siz buna, AKP’nin hem Allah’tan hem milletten af dilediği bir aldatılma olayı olarak da bakabilirsiniz elbette. IŞİD terörü diye bir olay AKP iktidara geldiğinde zaten yoktu. Erdoğan’la Esad’ın, ortak kabine toplantısı yapacak kadar ileri olan dostluğu, yanlış politikalar sonunda, “Esad gitmelidir”, “Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılacağız” biçiminde düşmanlığa dönüşünce, IŞİD ortaya çıktı ve güçlendi. Ayrıntıya girmeye gerek yok, bu ilişki de bizzat kendi beyanları ve hem ulusal hem de uluslararası medyaya yansıyan somut verilerle yeterince kanıtlanmıştır. Siz elbette bu olaya da AKP iktidarının, Allah’tan ve milletten af dilediği ikinci bir aldatılma olarak da bakabilirsiniz.FETÖ için fazla söze gerek yok; AKP, birlikte iktidara geldiği bu ortağına “Ne istedi de vermedi” ki! AKP, FETÖ’yü doğrudan kendi elleriyle devletin içine yerleştirdi, besledi ve güçlendirdi. 

Bugün AKP iktidarının yakındığı her üç terör saldırısı da, yine kendi ifadelerine göre, bizzat kendileri tarafından uygulanan yanlış politikalar ile güçlendirilmiş örgütler tarafından yapılmaktadır! Ve AKP “Kendin pişir kendin ye!” mantığıyla, “kendi  yarattığı/büyüttüğü sorunlarla” mücadele için, seçmenden yeniden destek isteyecektir!

...***

Faruk Çakır, Yeniasya gazetesinde, " Bizi bu hamaset yıktı!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Millet olarak ölçülü, tedbirli ve dengeli olmamanın ağır bedellerini ödüyoruz. “Öfke baldan tatlıdır” misali, gerçekleri görmek yerine çoğu zaman hayal dünyasında yaşamayı tercih ediyoruz. Sıkıntıları, dertleri ve problemleri hamasetle aşabileceğimizi düşünüyor ve hamaset tuzağına düşüyoruz.Gaziantep’de meydana gelen ve 54 kişinin ölümüyle neticelenen kanlı, çirkin ve benzeri olmayan terör saldırısından sonra da hamasete sarılanlar oldu. Terör belasına doğru teşhis koyup uygun tedaviler yapılması gerekirken; “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” anlayışını akla getiren yorum ve değerlendirmeler yapıldı. Çirkin ‘canlı bomba’ saldırısından sonra sosyal medyada yapılan değerlendirmeler başka nasıl yorumlanabilir ki?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Çok sarsıcı ve bir o kadar dikkat çekici olan konu, ‘mütedeyyin insanlar’ın da bu tuzağa düşmüş olmasıdır. Sabah akşam kendimizle övünsek, en büyük küfür ve hakaretleri ‘düşman’lar için sıralasak, dünyanın başka ülkelerini itham etsek karşımızdaki terör belasını def edebilir miyiz? 

TDK’ya göre ‘hamaset’in bir anlamı da şu: Dinleyenleri etkilemek veya heyecanlandırmak amacıyla yapılan abartılı anlatım. 

Oysa bize, her şeyi olduğu gibi vasfeden, tarif eden, anlatan bir anlayış lazımdır. Karşımızda ciddi bir terör belası var ve buna karşı hamasetle değil; probleme doğru teşhis koyarak, akılla, iz’anla, tedbirle ve ıslahla karşı çıkmak durumundayız. Terörün sebeplerini ortadan kaldırmadan, sadece “Bizi kimse mağlup edemez” diyerek nereye varabiliriz ki?

Elbette insanların ekseriyeti tahkik ehli olmadığı, yani yaşanan hadiseleri tam olarak araştırmak veya doğruluğunu, yanlışlığını meydana çıkarabilecek imkânlara sahip olmadığı için hamasî konuşmalar hoşlarına gidebilir. Öfke baldan tatlı olduğu gibi, hamaset de gerçeklerden çok daha sevimlidir! Ekseriyetin hamaseti tercih etmesi kimseyi yanıltmamalı. Milyonlarca kişi hamaseti tercih etse de tahkik ehli olduğunu iddia edenler hadiselere sükunetle yaklaşmalı. Madem ortada bir hastalık ve hasta var, onun tedavisine çalışılmalı. Yoksa, “Kanser en büyük düşmanımızdır. Kanser bizi yenemez. Pis kanser, çirkin kanser. Biz çok dirençliyiz” anlamına gelecek hamasi nutuklarla kanseri mağlup edip kanserli hastayı tadavi edemeyiz.Bugünden tezi yok hamaseti bırakalım ve gerçekleri görelim.

...***

İhsan Çaralan, Evrensel gazetesinde, " IŞİD, Antep ve Suriye politikası"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"12-14 yaşlarında bir çocuğu “canlı bomba” olarak kullanan IŞİD, çoğu çocuk 54 kişiyi katletti. Saldırıda 94 kişi de yaralandı. Saldırının sokakta yapılan bir “kına gecesi”ne yapılmış olması, IŞİD’in vahşette sınır tanımazlığını gösterirken, aynı zamanda “düğünlere saldırabileceği” savcılık iddianamelerinde ve gazetelerde de yer alan haberlere karşın emniyetin ortaya çıkan bu gerçekleri umursamadığı da bir kez daha ortaya çıktı.Saldırıda bir çocuğun kullanılmış olması, çocukların ve kadınların katıldığı bir düğünün hedef alınması, saldırının trajik boyutunu daha açıkça gözler önüne sererken, IŞİD’e karşı öfke ve tepkilerin de daha yüksek perdeden ifade edilmesine yol açmıştır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor.

...***

Bu saldırıdan sonra da Hükümet ve AKP propagandası, arkasına medyayı da alarak, önceden bildiğimiz iki şeyi, daha da belirgin olarak öne çıkardı:

* Saldırı Türkiye’nin birlik bütünlüğüne yapılmıştır; IŞİD, PKK, FETÖ üç koldan saldırıyorlar; birlik-bütünlük içinde olalım ve Hükümetin arkasında yer alalım!

* Saldırıyı IŞİD yapmış görünse bile saldırıyı PKK ve FETÖ örgütüyle iş birliği içinde, onların siparişiyle yapmış olabilir. Çünkü, FETÖ, PKK, IŞİD bunların hepsini aynı “üst akıl” yönetiyor!

Özellikle IŞİD saldırılarından sonra giderek artan biçimde öne çıkarılan bu iki iddia bu son saldırıda daha da öne çıkarıldı.

Öyle ki, AKP sözcüsü, “HDP’liler hemen Antep’e gittiğine göre onlar bu saldırıyı önceden biliyorlardı. Antep’e provokasyon için gidiyorlar” demeye kadar vardırdı.

Peki bugüne kadar yapılan bu tür gürültülü propaganda IŞİD’in saldırılarına karşı bir işe yaradı mı?

Sadece asıl gerçeğin, bu saldırılar arkasındaki örgütün niyetleri ve amaçlarının üstünün örtülmesi yanında bu saldırılara yol açan siyasi ortamın oluşturulması ve sürdürülmesinin birinci dereceden sorumlusu olan AKP Hükümetinin izlediği politikaların üstünün örtülmesine yaradı.

Bu yüzden bugün de bundan öte bir şey beklemek elbette ki abestir.

Hükümet tarafından, lafta “Başımıza ne geldiyse Suriye politikasından geldi” diye gerçeğin en azından yarısı için doğru teşhis konmasına karşın, bugün IŞİD terörü karşısında yeniden “birlik-bütünlük”, “kokteyl terör örgütleri” ve “üst akıl” teranesine dönülmüş olması da “havanda su dövülmeye” devam edileceğini göstermektedir.  

Çünkü Antep bugün; insanların özgürce gezdikleri bir kent bile değil. 

İşte örneği: Son IŞİD saldırısından bir gün önce dört Güney Koreli turist Antep’te, bir grup tarafından, “Burada Hristiyanlık propagandası yapıyorlar “kafirler” diye tartaklanarak kovuldular. Bu olay Turizm Bakanı Avcı tarafından “münferit bir hadise” diye geçiştirildi. En fazla belki birkaç “sapık düşünceli kişinin eylemi” olarak görüldü. Ama bu bir grup kişi turistlere saldırırken hiç kimse bu kişilere tepki göstermiyor. Çünkü artık Antep’in kimi semtleri, IŞİD’in boy vermesi için toprağın hazırlandığı semtlerdir ve işte bu turistleri kovalayan ortam da IŞİD’in “serası”dır. Ve IŞİD Antep’te sosyal ortamda boy vermekte; ayağını toprağa basıp kendisine yardım-yataklık edecek kişiler, çevreler, ve militanlar bulmaktadır! Ki, bu söylenenleri ve IŞİD’in eğitim yerlerini, toplanma mekanlarını, kullandığı evleri, kahve, çay ocağı gibi temas noktalarını bu semtlerde yaşayan  herkes bilmektedir. Sadece emniyet, yerel idareciler ve Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin bunları bilmezden, görmezden gelmektedirler. 

Bu gerçek dikkate alınmadan IŞİD’in Antep’te nasıl örgütlenebildiğini, nasıl zemin bulduğunu, Antep’i bir IŞİD kentine dönüştürmek için nelere dayandığını görmek de olanaksızdır. Öyle olunca da “Antep’e IŞİD nereden geliyor” sorusunun yanıtı “Üst akıl gönderiyor”a bağlanarak açıklanmaktadır.